DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

Turkuvaz Medeniyetin Kavram Haritası

SerdarTopuz_SerdarTopuz_ Gönderiler: 451
Eylül 8 düzenlendi Kategori DERİNDUNYA YAZARLARI

Uzun zamandır kaleme alarak, okurlarımıza aktarmayı düşündüğüm BÜYÜK STRATEJİ SERİSİNİ bu yazı ile başlatmış bulunmaktayım (Hayırlı olsun).
Başlatmış olduğum seri ile son günlerde devlet büyüklerinin de söylemleriyle zirve yapan “iki bin yıllık devlet yapısı/geleneği” konusunu irdelemeyi arzuluyorum. Bilindiği üzere, kaleme aldığım yazılar, Haber Ajanda dergimizin “Görüş Farkı” bölümünde yayınlanmakta. “Bölümün hakkını vermek adına, bu konuyu farklı bir görüş olarak sunmak gerekir…” diye düşünmekteyim. Ancak başlangıcı da daha önce kaleme aldığım, “İmparatorlar Liginin Dört Takımı” başlıklı yazımda açıklama sözü verdiğim bazı kavramları anlaşılır kılmak şeklinde yapalım diyorum. Zira söz konusu kavramların manasının, konumuzla içten içe alakalı olduğunu düşünmekteyim.

“Ümmilik”le girelim kavram anlamlandırmasına: Nedir Ümmilik? Sözlük anlamı itibariyle kısaca; “okuma-yazma bilmeyen…” şeklinde  açıklanabilecek bir durumdan söz ediyoruz Ümmi derken. Aslında Kur’ani bir kavram da sayılan “Ümmilik”in ıstılahi manası, bize göre kişiliği, her türlü Filozofik, Deolojik, Panteolojik ve benzeri Teolojik sapkın düşünceden uzakta, doğal ve saf biçimde oluşturma hali... Böyle bir “Ümmi Kişilik”in en bariz örneği, Hz. İsmail ile annesi Hacer olsa gerek…  Ve devamla arı-duru bir beynin sahibi olarak, “Ümmi” bir kişiliğin, salt “Ahad Allah bilgi-bilinci”yle yetişme ve inanma durumunun kavramsal karşılığı da Kur’ansal sözlükte “Haniflik” olarak yer tutmakta… Örneğimizdeki Hz İsmail ve annesinin, ıpıssız bir çölde önce “Ümmü” olarak Mekke vadisinde yaşamaya başladığını biliyoruz. Bu “Ümmi Hayat”ın devamı niteliğinde inanma durumu olan “Haniflik” inancını babası  Hz. İbrahim’den devraldığını görüyoruz. Malum; Kur’an, Halilullah lakaplı İbrahim için “O, Hanif bir peygamberdi…” nitelemesinde bulunmakta. Ve Sevgili peygamberimizi Ümmilikte, dedesi İsmail’le Haniflikte de büyük dedesi İbrahim Peygamberle ilişkilendirmekte.  

Bu örnekte Hz. İbrahim, İlahi bir kararın gereği olarak iki oğlundan büyüğünü, yani çocuk İsmail’i hiçbir şekilde, hiçbir şeyin müdahil olmadığı ve olamadığı bir bölgede erginleştirmiş ve ardından da Haniflikle tanıştırmıştı  ya da tevhit inancıyla. Bu durum “İlam’ın üzerindeki İlahi Koruma”nın birinci ayağı olarak hayata geçmişti. Başka bir deyişle İsmail’in durumunu “Sızıntı İnançlar”ın sızamadığı “Yekpare İhlas” inancı olarak tarif edebiliriz.  Aynı İbrahim’in küçük oğlu İshak, Tevhid inancıyla doğduğu topraklarda tanışıyor ve kendisine tıpkı İsmail gibi Nebilik görevi indiriliyordu aynı dilimde. Sonuç mu? Ümmi ve Hanifliğin sembolü olan İsmail, ilahi vazifesinde başarılı oluyor. Ve O’nun Ümmi ve Hanif toplumundan, yüzyıllar sonra Hz. Muhammed ve onun getirdiği “Ahad Allah” inancı doğuyordu. Lakin Ümmiliği söz konusu olmayan bir coğrafyada, elbette Hanif bir peygamber olarak Hz.İshak’ın Nübüvveti, uzun soluklu olmayı başaramadı. İnancını vazettiği toplum ise Anti Ümmilikleri nedeniyle “Ahad Allah” inancında sabitlenemedi ve İshak’in vazifesini oğlu Yakup devraldı, O’nun yerine de oğlu Yusuf devam ettirdi kutsal vazifeyi. Lakin Hz. İsmail ile Hz. Muhammed’in arasındaki zaman diliminde, Mekke civarında bir başka peygamber gelmedi. Buna rağmen Sevgili Peygamberimiz başta olmak üzere Mekke’de bir dolu Ümmi ve Hanif yaşamaktaydı: Hz. Hatice, Hz. Ebubekir gibi… Malum, bir de Yaşlı Varaka bin Nevfel vardı.

Son olarak “Turkuvaz” kavramı üzerinde durmak niyetindeyiz. Malum turkuvaz, sözlük anlamıyla yeşile çalan mavi olarak tarif edilen bir renktir. Buna gök mavisi de diyebiliriz. Bu rengin kavramsal anlamı, Türklerle ilgisine dayanmakta… Bu rengi, “Göğ”ü kutsayan Bozkırlı Türkler, bir kök boya olarak halı ve kilimlerinde ilk kullananlar olduğu ve bu itibarla insanlıkla tanıştırdığı ve bunun için başka kavimler, ona “Türklerin rengi” adını verdiğini biliyoruz. Çağlar boyu, dünyada Türklerin rengi “Turkuvaz”dı. Öyle bulundu, öyle bilindi ve öyle kaldı.

Daha doğrusu öylece kalmadı; Turkuvaz, 10. Yy’dan sonra yeni bir anlam daha içerdi. Bu Teolojik bir sıfatlamaydı. Turkuvaz boyasını ve mucitlerini çok iyi bilen Batılıların,  Türkler Müslüman olunca, onların inancını da “Turkuvaz” olarak isimlendirmek kolayına gitti. Ve Türklere Müslümanlar yerine Turkuvazlar demek, anlamlı bulundu. Kanuni zamanıda devrin Papa’sı bile; Osmanlıları “Avrupa’yı Turkuvazlaştırmak”la suçladı, Müslümanlaştırmakla değil.

Yukarıda anlatıldığı üzere, Hanif ve Ümmi kavramlarının, “İsmailoğulları”nın inansal tarifi olduğuna şahit oldu insanlık. Ancak artık bir insan ve devamla toplum sıfatlaması da olan “Ümmilik ve Haniflik” Adnani Araplarla sınırlı kalmadı. Yine dendiği üzere bu iki kavram, doğrudan doğruya, Yüce Allah’ın “İslamiyet”i “Son din” olarak “Koruma vaadi”ydi. O halde, şu cümleyi koyalım buraya: Ümmi ve Haniflik mesleğinin ilk örnekleri olarak İsmailoğullarından sonra, olası Anti Ümmileşme ve Anti Hanifleşme durumlarında devreye sokulmak üzere, her zaman, dünyanın herhangi bir yerinde, her zaman bir “ÜMMİ-Hanif Topluluk” var oldu. Günümüzde de var/varolmalı… O halde kimdi “İkinci Ümmi-Hanifler? Ya da “Issız Çöl Halkı”nın korunmuşluğu biçiminde, yedekte bekleyenler kimdi ve neredeydiler?  

Tabii ki onlar, “Issız Bozkır Kavmi”ydi ve Orta Asya’daydılar; Her türlü “Çamurlaştırılmış İnanç”tan çok uzaklarda ve tertemiz… Beyinleri bomboş ve bembeyaz bir kağıt misali. Yani “Çamur diyarı Filistin”den çok uzaklara, “Issız Çöl”de karantinaya alınan İsmail, annesi ve evlatları gibi…

Türklerin Ümmi ve Hanifliğinin doruk noktası, Oğuzluların tarih sahnesine çıktıkları zaman dilimiydi diyebiliriz. Bu durum da kendini Türkler arasında okuma yazma zaafiyeti  ve saf-katıksız bir şekilde adına Tengri dedikleri ilahlarına bağlı oluş durumu ve bu duruma bağlı olarak sadece gerektiği kadarıyla inanma biçimleri şeklinde kendini göstermekteydi... Elbette, “Nuhoğulları” olarak bilinen Türkler bidayetten beri Ümmi ve Hanif’ti. Lakin zaman zaman kurdukları devletlerin, “Anti Ümmi-Hanif Coğrafyalar”la temasın neticesinde “Yafes Nebi İnancı”ndan sapmışlardı. Lakin yoldan çıkmış olan “Kavim Parçaları” bir daha geri dönememiş ve Türklüklerini de kaybetmiş, Turkuvazlıklarını da yok etmiş olarak başkalaşmışlardı. Zaten tarih, bir daha onları “Türk” diye yazmayacaktı: Macarlar, bir kısım Bulgarlar, Fin-Ogurlar, Estonlar… Bunların arasında yer alan Uygular, İslamiyet kendilerine ulaştığnda yeniden döndüler ilk hallerine…  Konuyu biraz daha açmak gerekirse; İslamiyet öncesi Türk tarihine baktığımızda Bozkırlıların,  din konusunda etkin bir zihniyette olduğu söylenemez. Mesela “Kurban Boğma” dışında hiçbir Teolojik ritüelleri yoktu. Mabetleri bulunmuyordu. Dinsel metinlere sahip değildiler.  Hülasa, sadece, en kutsal olarak birtek olan “Tengrinin adı” kayıtlıyı belleklerinde. Ruhun varlığına inanıyorlardı.  İyi ve kötü diye ruhları ikiye ayırmışlardı fakat iyisi ya da kötüsü olsun, ruhların ilahi bir değeri yoktu. İşte hepsi bu. Ya şaman… Sadece şifacılık yani hekimlik görevini, yüzyıllardan beri üslenmiş olan bir ailenin, bu konuda biriktirimiş ailevi bilgiyi kullanan son bireyiydi o. Devrin sınırlı tıp bilgisini “otacılık” mesleğiyle kullanıyor yetişmediği yerde de iyileştirici ruhlar aracılığıyla “Tek Tengri”den şifa dileniyordu.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; o devirdeki Türklerin din konusundaki zayıf bilgelikleri, zayıflık olarak değil Son ve Hak din İslam’a geçiş öncesinde saf ve temiz kalma durumuydu; onlarıın bu hali Varaka bin Nevfel’in Bozkırlı eşdeşleri olarak değerlendirilmelidir.

Değerlendirme neticesinde görülecektir ki… Türklerin, İslamiyet’i kabulü, Hz Peygamberden  yaklaşık üç yüz yıl sonra gündeme geldi. Oysa onlar, İran’ın fethiyle birlikte Müslümanlara komşu olmuşlardı. Ama Müslüman olmadılar. Kitleler halinde Müslümanlaşmaları ise Arapların “Anti Hanif Coğrafyalar”a yerleşmelerinen bir müddet sonra oldu. Çünkü o coğrafyaların yer altına çekilen “Ant Hanif Din ya da Kültler”i karşılarında  sızılmaya müsait, dışarıdan müdahaleye kapısı açık bırakılan bir İslamiyet’le karşılaşmışlardı; fırsatı değerlendirdi ve sızdılar: Din değişmemişti, yine Müslümanlıktı artık ama damarlarında “Sızıntı Dinler”in dolaştığı bir Müslümanlık…

Bunun üzerine, “Yeni Ümmiler”in uyanma, Hanifleşme ve Müslüman olma zamanı gelmişti. O zamangeldiğinde de “Tevhit İnancı”nın kılavuzluğu Türklere devredilecekti. Devirden kasıt elbette onun koruyuculuğu ve dört bir tarafa yayılması göreviydi. İkinci dönemdeki “Hasbi Koruyuculuk” zirvesine kadar yaşanacaktı. Bu hususta hiç şüphe yoktu zira Türkler izledikleri siyasette dahi “Töre dedikleri katı gelenekleri” sayesinde sızılmaya karşı tedbiri en yüksek, yapısı en güçlü olan topluluktu. Öyle de oldu ve İslamiyet, Türklerle yeni bir ivme kazanarak tam bin yıl “Ümmi ve Hanif” yapısını korudu. Lakin “AntiHaniflik”in kıl kurtları hiç durmadılar. Buldukları her yumuşak karından sızdı ve terkibi bozmanın binbir yolunu denedi. Bölüm bölüm başarılı oldu. Lakin ana gövde, hep Ümmi ve Hanif kaldı. Elbette tarihi kronolojiyi inkar edecek değiliz ya… Zaman içinde Ümmi-Haniflik fevç fevç evrildi ve Ezoterik Gnostizme tesim oldu. Bu oranda da toplum ve devlet küçüldü. Ama o tplumun bir yerinde hala Ümmi ve Hanif bir damar atmaya devam ediyor. Dünyanın bir yerinde, “Üçüncü Huruç”u başlatmayı bekleyen bir “Ümmi-Hanif Kavim” saklı tutulduğu gibi…

Şimdilik bu kadar… Yazımızın ikinci bölümünde konuyu geliştirmeye ve yeni kavramların anlamları üzerinden 21. Yy’ın Ümmi ve Hanif terkibine katkı sağlamaya devam edeceğiz.


DD GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ

SERDAR TOPUZ

Teşekkür edenler (3)BAMSI_BEYREK Cengizhan_29 Azer

Yorumlar

  • AzerAzer Gönderiler: 481
    Serdar kardes  “Üçüncü Huruç” yani son Fetih bence cok muhdesem ve kuvetli olucak,en azindan 1000 yilik bir tecrubemiz var, “Ümmi-Hanif Kavim” dediyimiz bence genimizde sakli olan bir sifredir ve  ALLAH in bir hediyesidir 
  • yörükyörük Gönderiler: 230
    üçüncü huruc un koç başı nijerya olacağını tahmin ediyorum, lazım olan herşey o bölgede var.
  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 569
    Nijerya. ..acarmisin kardes
  • yörükyörük Gönderiler: 230
    sahil kesimi mangrov ormanları iç kesimleri çöl ile çevrili izole bir bölge, modern insanlığın bozmadığı en son yada en az etkili bölgelerden biri, afrikanın en büyük nüfusuna sahip 180 milyon civarı olsa gerek çoğunluk müslüman, doğal kaynakları bakımından petrol madenler su kaynakları verimli tarım arazileri güneş yok yok gibi. yukardaki makaleyi okuyunca tarife uyan hanif insanların olduğu yer bu bölge olsa gerek diye düşünüyorum.
    Teşekkür edenler (1)Cengizhan_29
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .