DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

Mektup35: Kaçıncı Mesut Ağa?

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
Eylül 16 düzenlendi Kategori DERİNDUNYA MEKTUPLARI

Sevgili GüneyKutbu bir mesaj gönderdi. Ve dedi ki; “Sevgili ağabey! Bu Barzani'nin Referandum kararı ya da oyunu veyahut tezgâhı: bizim Irak'a yapacağımız operasyonun tavşan atletliğini mi yapıyor?"

***

Sevgili Güney... Bize sorduğun sorulara zamanında karşılık verememekten dolayı mahcupuz. Özür! Malum, pek zaman bulamıyoruz... Bu soruna gelince... Konuyla ilgili düşüncemizi; "Her Şeyin Teorisi 1" başlığının içinde, bir paragraf olarak yazmıştık. Ve özetle şöyle demiştik: "Dünyanın Süperefendileri" anlaşılan o ki Barzani'yi bitirecekler çünkü bölgede "İstikrar Adası" istememekteler. K.Irak, biraz da Türkiye'nin bereketi ve Ankara'nın koltuğuyla keyif çatmakta kan denizinde. Bilindiği gibi bunun için daha evvel darbe denemeleri de yaptılar fakat başarılı olamadılar. İki yıl evvel bölgeden korkak tavşanlar gibi kaçarak güneye çekilen Şii Irak Devletinin önündeki DAEŞ'i son aylarda Haşdi Şabilere yaptırdıkları operasyonla çekip yol açtı ve Bağdat’ın kuzeye çıkmasını sağladılar. Musul’u ve Telafer’i düşürdüler. Erbil'i Bağdat'ın sofrasına meze diye koydular.

Bunun üzerine, suyunun ısındığını gören ve vaziyetin vehametini fark eden Barzani, bir hamle yapmak lüzumunu hissetti ya da "Vuruşa vuruşa çekilme" zorunda bırakıldı. Yani giderayak tehlikeli bir kumara soyundu Aşiret Ağası Mesut... Ya Şii işgaline karşı savaşacak ve yenilecekti. Bu durumda "Irak'ın iç işi" olarak" unutulacak"tı. Ya da ani bir atakla bağımsızlığını ilan ederek savaşacak... Yine yenilecek lakin onun bağımsızlığını ciddiye alacak olan bir takım devlet/devletler tarafından, "Barzani Davası" uluslar arası mesele yapılacak ve unutulmayacak"tı. Anlaşılan o ki Mesut Ağa, ikinci yolu tercih etti.

Buradaki soru şu: Peki, Mesut Ağa'nın davasını güdecek olan devlet hangisiydi?

Fakir bununTürkiye olacağını düşünüyordu o yazıyı yazdığımızda. Şimdi de öyle düşünüyoruz. K. Irak'ın çökmesinin sadece Barzanlılara değil, Türkiye'ye de zarar vereceğine inandığımız için. Bu nedenle o yazıda şöyle bir sonuca varmıştım: "Kuzey Irak'ı bu gidişle Güney Irak Şiileri iç edecek! Olmazsa... Kuzey Suriye Teröristleri, Amerika'nın silah ve siyaset desteğiyle doğuya yürüyecek ve şeridin batısında kaybettikleri Cerablus bölgesinin muadili olarak "Barzanya toprakları"na çökecekler. Böylece Ankara'nın güneye inen ikinci kapısını metal bir setle örecekler. Ve böylec Türklerin hapsanesini ihata etmeye devam edecekler. Akabinde tekrar batıya yönelecek ve Azez’de Ankara’nın karşısına dikilecekler. Tabii ki ABD adına... Yine de böyle düşünüyorum.

Ve o yazıda son tespit olarak şu kabulü kayda geçmiştim: Bu kargaşa da neden, bölgeye oturacak olan üçüncü güç olmasın Türkiye? Yine böyle düşünüyorum. Neden olmasın ki? Oraların ilk ve son sahibi zaten Anadolu değil mi? Adım gibi inanıyorum…

Ve o yazıda Mesut Ağa'nın bu referandumunun arkasında İsrail'in olduğunu, 25 Eylül Referandumunun sonucunda kurulması muhtemel "Barzania Devleti"nin Arz-ı Mevud Yahudizminin ileri karakolu olacağına inanlara karşı çıkmış ve buna inanmadığımızı söylemiştik. Ve sormuştuk: Herkes, kanlı canlı bir şekilde bölgede ve konuya dair durmadan konuşuyor. Ya İsrail nerede, neden susuyor?

Galiba burada yanılmış durumdayız. Zira... İsrail Genelkurmay Başkan Yardımcısı Golan'ın, terörist PKK'nın İsrail'in dış politikasına hizmet ettiğini,  PKK'yı terör örgütü olarak görmediklerini söylerek, 'Onlar İsrail'in dış politikasına hizmet ediyorlar.' dediğinde tarih, 12 Eylül 2017'ydi. Golan ilaveten, Kuzey Irak'ta 25 Eylül günü yapılacak Referandum ile ilgili olarak da "Tüm kürtlerin katılımıyla Büyük Kürdistan kurulmalıdır." açıklamasında bulundu.

Bu durumda soruyoruz kendimize: "Gerçekten de burada yanılmış durumda mıyız?"

Evet! Retorik düzleminde bir yanılgıdan söz edebiliriz lakin içerik olarak değil. Hatta İsrailli komutanın itirafı iddiamızı daha da güçlendirmiş durumda. Şöyle ki... Madem orada, bugünkü anlamda yani Ankara'nın koltuğunda bir Kuzey Irak Bölgesi ve lider olarak Bölge Ağası Mesut’a (Buna Birinci Mesut Ağa diyelim), 25 Eylül 2017'den sonra yine Ankara'nın koltuğunda bir K. Irak Devleti ve Bölge Ağası Mesut’a (Buna da 2. Mesut Ağa diyelim.) dönüşmeyecek ve de bu anlamda bir başka gücün (mesela İsrail'in) hayrına bir karakol görevi üslenecekse...

O halde süreç üç aşamada işlemeli: Evet derhal Referandum, akabinde siyasi kargaşa ve acilen Türkiye'nin müdahalesi... Buna, oldu bitti diyoruz ya dilimizde... Bu eylemi en iyi Ankara yapmalı çünkü bu deyimin ne anlama geldiğini ancak Ankaralılar biliyor. Batılılarsa  hiç bilmiyor ve oldu bitti karşısında apışıp kalıyorlar. Bu arada bir başka deyimimiz daha var malum: "Hasan almazsa Basan alır!" diye; onu ve Cerablus Harekatının bir Basan Alıan Operasyonu olduğunu da unutmamak lazım

Ama Türkiye Genelkurmay dairesi "Torumtay Sendromu" yaşamıyor ve Kerkük'ü seviyorsa... Allahualem...

***

Konu harici bir not: Mükerrer olarak yazmaktan dolayı mahcup oluyor ve üzülüyorum vallahi... Kardeşlerim, dostlarım, arkadaşlarım... Hakaret yok, azar yok, tazir yok lütfen! Üstelik bu platformdan kimsenin, kimseyi kovma hakkı hiç yok. Fakir, kendine dahi tanımadığı hakkı başkasına verecek değil. Kardeşler, buraya isterlerse gelir; bizi sevindirir... Yine ancak kendi istekleriyle giderler ve her gidene üzülürüz. Hülasa... Anadolu için kullandığımız bir ifade var ya:"Anadolu, hiç kimsenin vatanı ama herkesin yurdudur!" diye... Burası da öyle... Sevgilerimle... 

**


 

«1

Yorumlar

  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 600
    Ahmet abi. .sende bilirsinki Kerkük te bir oldu bitti Türkiye için müdahale sebebidir..

    Basiretsiz iktidar olsa dediginiz torumtay sedromu olur..

    Erdoğan bunu siyasi fırsat olarak görüp müdahale eder. .tabiki en büyük destek mhp den gelir. .böyle bir adım 2019 için Bingo olur..

    Tek seferde seçim biter. .

    Ama Erdoğan in 22 sinde MGK kararı vericek
    Demesi. .acaba yasal hakkimiz ortaya cikicak anlamı tasiyor olabilir mi..

    Barzani bu açıklamaya nasıl karşılık vericek..

    Kerkük konusunda ingiliz aklı uyandı. .oldu bitti yi engel olmak için vali yi aldılar. .
  • AzerAzer Gönderiler: 548
    Ahmet hocam bence oldu bitdi asamasindaki aralara dikat etmek lazim, yahudinin ve ingilisin istediyi bence referandumun olmasi ve kuzey irakin ankaraya baglanmasidir, esas maksadin ve hedefin referendumdan sonraya saklandigini dusunuyorum

    Allahualem
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 369
    Eylül 17 düzenlendi
    iyi de ben niye  referandumun yapılacağına inanmıyorum hala......
    oldu bittiler ve akabindeki gelişmeleri dünyanın kaldıracağını veya kabül edeceğini bir türlü inanamıyorum. Yani Ankara' ya bağlanması meselesine başta terör devleti ABD istemez......... 
    Gönlüm tabi ki bağlanmasını istiyor. ne diyelim hadi hayırlısı.
  • yörükyörük Gönderiler: 240
    cübbeli ahmet hoca bile olaya müdahil olmuş rüyamda meclis savaş kararı aldı demiş, acaba o kimlerin sözcülüğünü yapıyor diye düşündüm. bölgedeki oyunculara bakarsak tek ortak özellikleri var ABD ile karşı karşıya yada ilişkileri sarsılmış güçler(ypg hariç), bölgedeki tüm oyuncular bu istikamete yönlendirilmeye çalışılmalı.
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288

    Yazının devamı ya da ikinci faslı…

    Bütünlük bozulmasın veya konumuz tek bir sayfada dercolsun düşüncesiyle bugün yazacaklarımızı, dün yazılan kısma ekleyerek devam ediyoruz. İnşallah, fark edilir ve bu bölüm de yoruma dahil olur.

    Efendim! Bu yazıyı yazmamıza sebep olan sevgili Güney Kutbu, ertesi gün, özelden şöyle dedi tüm nezaketiyle: "Estağfirullah ağabey! Ne özrü; asıl, ben mahçup olurum öyle bir durumda... Daha konuşacak çok meselemiz var Allah'ın izniyle. Konuya dönecek olursak umarım oldu bitti, tarihi sembolik bir nitelik taşır. Selam Ve Dua ile..."

    Sevgili Güney'i, tüm içtenliğimle ve öz kardeşimcesine selamlıyorum. Ve onun öğrenme merakını hayranlıkla takip ediyorum.

    ***

    Birinci bölümün altına yapılan yorumunda Sevgili Hakim diyor ki; "İyi de ben, niye  Referandum’un yapılacağına inanmıyorum hala?" Onun gibi Çok Uğraştılar da işkilli: "Referandum’un gerçekleşeceğine ben de inanmıyorum ama umarım gerçekleşir." diyor.

     

    Yukarıdaki yazıyı yayınladıktan sonra dünya ve bölge siyasetindeki gelişmeler, cadı kazanı gibi kaynamaya başladı. Neredeyse bu aralıkta, son zamanların siyaset karakteristiği daha da hızlanarak, öyle ki saatlik değişiklikler olabilmekte. Özellikle Sayın Erdoğan'ın bir televizyon kanalında yaptığı uzun konuşmasının, konuya dahil bölümü, pek çok şeyi resetlenmiş oldu ve bildiklerimiz ile tahmin ettiklerimizi yeniden gözden geçirme durumuna savurdu bizi. Bu nedenle yazı devam etmek durumunda kaldı ve Belki daha da devam edecek... Tıpkı siyasetin değişe değişe süregittiği gibi...

    Bu nedenle fakir de Sevgili Hakim ve ÇokUğraştılar’ın fikrine katıldığımızı söylemek durumundayız. Zira 25 Eylül Rferandumunun olup olmayacağı %50’lik ihtimaller halinde önümüzde oturmakta. Hatta “Bu eşitlik, an itibariyle olmayacağı yönünde bozulma eğilimi de gösteriyor.” diyebiliriz .

    Ama biz, konuya dair yazmaya Ve yorum yapmaya devam ediyoruz çünkü işimiz yazmak... Eğer K.Irak Referandumu olmayacaksa, ortada yazılacak bir şey yok demektir ancak biz yine de olacakmış gibi yazalım diyorum. Hak Teala ne nasip ederse ona da razı olmak durumundayız. Ve tabii ki bu arada hayırlısını dilemektir bize düşen…  

    Daha önce birkaç yerde kayıt düştüğümüz gibi bu Referandum meselesi sürpriz olmadı. Hatırlanacağı gibi… Barzani, ilk önce 2014 yılında açıkladı bir bağımsızlık referandumu yapacağını ve bunun için 2016 tarihini adres gösterdi. Ondan sonra konu kapatıldı ya da unutuldu. Ve bu arada, 2006 yılı geldi; geçti lakin adı konan Referandum yapılmadı. Fakat 2017’yle birlikte, dosyayı, tekrar açtı Mesut Ağa… Ancak bu sefer ciddiydi. Zira daha evvel söylediğimiz gibi kendisinin ve aşiretinin istikbalini, pek de aydınlık görmemeye başlamıştı. Bu durumda, önünü kapatan ve görüş alanını daraltan alacakaranlığı gelmesi için bir hamle yapması gerekiyordu. Ve umarını oynadı, hamlesini yaptı. Fakat yine ciddiye alınmadı ta ki Eylül ayına kadar. Bu ayla ve daralan zaman itibariyle konu, dünya siyasetinin masasına geldi ve bölgedeki ülkeler açısından, tam merkeze oturdu.

    Bilindiği gibi bir sene öncesinden Mesut Barzani'nin Avrupa'ya yaptığı bir dizi seyahat olmuştu. Ve o seyahatlerin bu konuya matuf olduğuna, o günlerde yazdığımız bir yazıda değinmiş ve demiştik ki: Mesut Ağa, 25 Eylül Referandumu konusunu, başta Almanya olmak üzere, bazı Avrupa Birliği Devletleri ile görüşmeye gitti.

    Bu arada Ağa, İngiltere'ye kaçak bir gece ziyareti yaptı mı yahut da bir grup İngiliz diplomatla görüştü mü; bilmiyoruz ama kuşkuluuz. Her neyse!

    Ve ziyaretin arkasından Kürt Lider, ülkesine döndüğü günün ertesinde, Ankara'yı ziyarete geldi. Niye? Galiba, Avrupa devletleri, bu konuda kendisine bir ufuk açmadı/açamadılar ya da istenen cevabı vermekte muğlakta kaldılar. Yahut da “Bu konuyu, önce Ankara ile konuşmalısın!” diyerek Kürt Lideri uğurladılar… Ki Mesut Ağa da ertesi gün soluğu Ankara'da aldı. Ankara'da ne konuşuldu açıklanmadı.  Ama adımız gibi eminiz ki Referandum meselesi, Külliye’deki masada çok önemli bir yer tutmuş olmalı.

    O günden sonra ne Erbil’den Ve ne de Ankara'dan konuya dair herhangi bir açıklama çıkmadı. Fakat Mesut Ağa, girdiği Plebisit yolunda bildiğini okumaya ve oynamaya devam etti.

    İşte, Fakiri cesaretlendiren de bu tavır oldu yani öyle zannettik ki Ankara bu Referandum konusunda çok sert bir tutum almaya niyetli değil. Hala da öyle olduğunu sanmaktayız ve volümümüz azalmış da olsa, aynı fikri seslendirmeye devam etmekteyiz.

    Kızışan ortamda… Elbette Ankara, dünyanın genel korosuna dahil olarak K. Irak’ta Referandum yapılmamasını tavsiye edecek; ediyor da... Lakin bunu önleyecek, daha ciddi bir hamle yapma ihtimali; Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu nun birkaç gün önce; “Bu konuda, her türlü tedbiri alırız; ekonomik ve diğer tedbirler…” diye imalı konuşmasına rağmen, ciddi bir karşı duruş söz konusu değilmiş gibi gelmekte bize. Ağustos ve Eylül aylarında yani konu gide gide daha da ısınmaya başladığında, Türkiye'nin tavrı yine yumuşak, ifadeler soft. Bu arada, diplomatik bir takım girişimlerle konu, gizli kapılar arkasında konuşuldu. Ancak içerde başka, dışarda başka değilse  Ankara, sadece iyi niyet tavsiyelerinde bulunmaya devam etti/etmekte.

    Ama bu da değildi bizi cesaretlendiren. Şuydu: Sayın Cumhurbaşkanı, birkaç gün öncesine kadar konuya dair pek bir şey konuşmadı. Başbakan da suskun sayılır. Merak ediyor insan niye? Dedik ya Ankara, sadece, Dışişleri Bakanı düzeyinde yer aldı. Ankara, bu konu üzerinden ve en yüksek makam aracılığıyla Kuzey Iraklıların kulağını çekmek gibi bir sertliğe tevessül etmedi. Hatta bölgeyi, sık sık ziyaret ederek dostluk resmi vermeyi sürdürdü. Acaba, bir “PYD’li Müslim” hezimeti yaşamak mı istedi; bilmiyoruz.

    Buradan hareketle hemen hemen, pekçok yorumcunun ihtimal verdiği gibi Erdoğan'ın bir yarım kalmış “Özal Hamlesi”ni tamamlamak niyetinde olduğu düşüncesine kapıldığımızı da inkar etmeyelim. Zira Sayın Cumhurbaşkanının meşrebine de uygun bir huruç hareketi olurdu bu. Çünkü biliyoruz ki onun da gönlünde Misak-ı Milli sınırları ve hususiyetle bu sınırların içerisinde yer alan Babil ve Musul yatmakta… Tıpkı bizim olduğu gibi…

    Hemen söyleyelim: Atatürk'ün de en büyük arzularından biriydi Hatay’ı, Musul ve Kerkük’ü anavatana bağlamak… Rahmetlinin, Hatay'da başarılı olduğu söylenir. Lakin o yıllarda Irak bölgesinde, bir ilerleme kaydedilemedi. Burası da muamma gib…

    Aslında bu durumu şöyle de izah etmek mümkün: Kraliçe, arazisinden tike kopartmadı ancak Fransızlara ait Hatay'ın verilmesi hususunda da lazım geleni yaptı. Yine de  ölümünden ancak  bir yıl sonra Hatay'ın, Anavatana ilhakı gerçekleştirilebildi. Bu noktada, Kuzey Irak'ın tarihinin, 78 yıl sonra Hatay'ın ilhakına benzer bir şekilde devam edeceği düşünülebilir. Zira Hatay'da da bir Referandum, ondan sonra alınan bir kararla bağlanma gerçekleştirilmişti. Kuzey Irak'ta bu olabilir mi? Hatay örneğinde olduğu gibi bir son mümkün ve sürpriz olmaz…

    Hemen şunu da ekleyelim; Hatay meselesine, şimdiye kadar bizim dışımızda sorulmamış bir soru olarak: Acaba, 2. Dünya Savaşı olmasaydı; yine de Hatay, Türkiye'ye eklenebilir miydi? Kanaatimizce hayır! Çünkü bir bakıma Hatay olayına, Müttefiklerin Türkiye'ye sunduğu bir “rüşvet” diy de bakabiliriz. Çünkü o yıllarda; ayak sesleri duyulan ve hızla yaklaşan savaşa doğru Türkiye'nin, Almanya ile olan sıkı fıkılığı yine almış başını gitmişti.  1. Dünya Savaşı esnasında Almanya ile hareket eden Osmanlı'nın Cumhuriyetçi evlatları olarak, iktidardaki “İsmet Ekolü”nün 1933’ten itibaren, eski ortağın yanında yer alması ihtimal dahiline girmişti. Ama 1 Dünya Savaşı'nın İtilaf Devletleri açısından bu böyle olmamalı yani Türkiye, yeni bir dünya savaşında tekraren Almanya'nın yanında yer almamalıydı.  Zaten yer almadı da çünkü bunun ödülü, Fransa eliyle Ankara’ya sunuldu. Hatay ilhak edildi. Türkiye ile Almanya'nın ilişkisi bitirildi ve ülke içine kapatıldı.

    Eğer Kuzey Irak meselesini bu formülle izah etmek gerekirse olası bir 3. Dünya Savaşı'nın arifesinde, Türklerin  bir takım ataklarını önlemek için Kuzey Irak'ın, tıpkı Hatay misali verilen bir rüşvet olma ihtimali var mı? Kanaatimizce evet.

    ***

    Teşekkür edenler (2)yörük Azer
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288

    Zira daha önce çizdiğimiz bir, Anti-Reks planı vardı; hatırlanacağı gibi. Halen mer’i! Malum; bu Anti-Reks planının, Orta ve Güney Kuşak hududunun bölgeye isabet eden doğrultusu, Hatay'ın güney ucundan başladıktan sonra uzayıp Kuzey Irak'ın güneyinden devam ederek doğuya doğru ilerleyen bir çizgi takip etmekte.

    Eğer o plan dahilindeki düşüncemiz doğru ise bu hududun üst kısmında kalan Kuzey Irak ve onun devamı olarak bugünkü kaçak PYD Bölgesi'nin yani Misak-ı Milli arazisinin, Türkiye'ye dahil olması gerekmekte... “Böylece Türkiye'nin, Anti-Reks’in üçüncü kuşağı olarak belirlenen alt bölgeye inmesinin önü kesilsin isteniyor!” diye düşünüyoruz. Ancak bu noktada teorimizi zorlayan bir husus olarak Amerika'nın, PYD Bölgesine yaptığı silah yağınağının da önümüzde duruyor olması bir vak’a. Bunun cevabını vermekte zorlandığımızı da, burada itiraf edelim.

    Yine de bu soruya cevap olarak şunu söylememiz mümkün. Bilindiği gibi, bugünlerde PYD ve Amerikan Güçleri de DAEŞ’in Rakka ve çevresindeki asıl arazisine doğru kaydırılmakta; hem de olabildiğince çatışmasız ve danışıklı gibi. Bu soft kaydırma/kayma şu anlama gelebilir: Bizi çekinceye sokan ve üzerine komplolar ürettiğimiz Amerikan silahları da ilk indirildikleri noktada durmayacak ve elbette PYD ile birlikte güneye doğru ilerleyecek. Ve de DAEŞ'in boşalttığı alt bölgelere yayılacak. Yani dememiz o ki şu andaki haliyle Kuzey Suriye şeridi yani PYD bölgesi, bizi çok korkutan silahların çakılı olduğu bir yer değil; yığınak alanı olarak asıl hedef bölge, bir alt katman olsa gerek… Yani DAEŞ'in merkez arazisi sayılan Rakka ve Rakka'nın altındaki bölge olma ihtimali yüksek görünüyor. Bu durumda, operasyon için güneye inen PYD’liler ve onların elindeki Amerikan silahlarının  olabildiğince boşaltacağı “Minyatür Kuzey Terör Şeridi” Türkiye'nin Misak-ı Milli Müdahalesini çağırmaya teşne sanki. “Ve Rakka Operasyonunun gereği olarak bölgenin seyreltilmesi nedeniyle iş kolaylaşacak gibi… Geride kalan seyrek askeri yığınağın korkutuculuğu ve delinmesinin zorluğu ortadan kalkacağı için ilk hamlede, güneye doğru doğru kaçırtılmasını sağlayacak olan kolay ve yufka bir yapıya doğru evriliyor.” Diyebiliriz herhalde.

    Bu durakta hususa, şunu da eklememiz gerekli gibi: Zannımızca, artık Suriye ve Irak’taki sorunun, mümkün olduğunca çözülmesi istenmekte. Zira bu arada, başta Türkiye, Rusya ve İran olmak üzere bu işi sonlandırmaya karar vermiş olan bir Kuzeyli ittifak oluştu: “Astana İttifakı” diyelim biz buna. Ve zaten iki gün evvel de bu ittifak, son Astana toplantısını yaparak, Suriye üzerinde stabil bir ortam oluşması arzularını hayata geçirme kararı aldılar. Yani daha önceki toplantıda kararlaştırılan, teorik anlamdaki “Çatışmasızlık Bölgeleri”nden söz ediyoruz. Ve bizimkiler, bir nevi “Astana Barış Gücü” diyebileceğimiz 500+500+500 kişilik bir askeri gözlemci kuvveti İdlip’te konuşlandırmayı kararlaştırılmış durumdalar. Kısacası, çatışmasız bölgeler fikri fiilen hayata geçmiş durumda. Kuzey Müttefikleri, zamanla benzeri adacıklar oluşturarak, bu durumu Suriiye'nin geneline ya da uygun büyüklüğe yaymak niyetindeler.

    Hemen ekleyelim: Malum bu toplantılara Esed temsilcileri de katılmakta. Bu arada Sayın Erdoğan'ın Esed’le gizlice görüştüğü ddiası da basına yansıdı; her ne kadar kendisi tarafından yalanlandı ise de…

    Aslında, şunu söylemek istiyoruz: Kanatimizce Astana İttifakı, bölgeyi silahsız, çatışmasız ve stabil bir hale getirip kaostan çıkarmaya karar vermişken, bunun karşısında duran  “Batılı Amerikan müttefikleri,”  de kaçınılmaz olarak “Kaostan çıkmış Ortadoğu” fikrine çekilmiş durumdalar. Yani onlar da Astana kararını ciddiye almış olmalılar ki şimdilerde, ortalığı toparlama durumunda görünüyorlar. Bu anlamda DAEŞ Güçleri, kovalanarak bir merkeze doğru sürülüyor. Hatta bu kabil teröristlerin, ülke dışındaki farklı bölgelere taşınma ameliyesi içerisinde olduklarını görüyoruz. Yeni DAEŞ adalarının yer alacağı ülkelerden birisi Libya ve bazı Afrika ülkeleri… Ve en önemlisi, bu konu düşünüldüğünde bir başka makalede üzerinde duracağımız bir diğer alan olarak Uzakdoğu karşımıza çıkmakta. Daha doğrusu, son günlerde ateş almaya başlamış ve yanmakta olan Asya'nın Güneydoğusu yani Çinhindi ve “Makronezya…”dan söz ediyoruz.   

    Yeri gelmişken… Bölgede operasyon yapmakta olan Amerika ve periferisindeki müttefiklerin, “Stabil Ortadoğu” noktasına gelmesinde sadece Astana İttifakının kararı etkili olmuş değil elbette. Bir de Amerikan Efendilerinin, savaşı genişletmek üzere harekete geçmesi var. Belki de asıl etken bu olmuş olabilir. Malum, “Savaşı Dünya Ölçeğinde Genişletme” işi ve arzusu, Güneydoğu Asya'yla başlatıldı. Ama ondan önce Ortadoğu'da stabile geçmek isteyen kimliği belirsiz bir başka karşı taraf, Kuzeydoğu Asya'da yer alan Komünist Kuzey Kore'yi ayaklandırdı. Yani savaş, Konvansiyonel Ortadoğu'da yeterince büyüyemediği için son kertede, dünya sathını yangına evirecek olan körüğü kurmak üzere, Nükleer Komünistleri seçtiler.  Operasyon başladı. Trump Amerikasına, ta Pyongyang’dan sataştılar tabii ki Reks Deusçular... Buna, Tramp Amerikası veya onun adına bir başka devletin gizli servisi, Güneydoğu Asya'dan cevap verdi, “Arakan Katliamı”nı başlatarak... Niyetleri, kendi iftiralarıyla “İslami Terör”ü uzakdoğuya yaygınlaştırarak, Çin’in karnını delmek. İşin başlangıç noktası Arakan değil aslında Filipinler… Konuyu ayrıca değineceğiz. Bu hamlelerle birlikte Asya; Ortadoğu, Arakan ve Kore üçgeninde, Şeytanla yüzyüze gelmek üzere gün saymaya başlamış oldu.

    Dememiz o ki… Arakan Meselesi, birdenbire ya da irticalen hortlamış sayılmaz; konunun Ortadoğu ile direkt temas olduğu kanaatindeyiz. Ve hatta DAEŞ bağlantılı…

    ***


    Teşekkür edenler (1)yörük
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288

    Dünya üzerine plan kuran odaklar açısından şu önemliydi: Şimdilik, Astana İttifakı içerisinde hareket edeceği anlaşılan Türkiye'nin gücünün ve dikkatinin ikiye bölünmesi…  Bu nedenle Ankara’nın dikkatini dağıtma operasyonu, Trump Amerika'sının Ortadoğu’daki dikkatinin Kore üzerinden ikiye bölünmesinin bir karşı atağa şeklinde gerçekleştirildi. Ancak araya şunu da eklemekte yarar görmekteyiz: Malum bir ay kadar evvel, Başbakan Yıldırım, Singapur ve Vietnam’ı kapsayan bir gezi düzenlemişti, Çinhindi bölgesine. Dolayısıyla hem Türkiye’nin bu ilgisine karşı durmaya, hem de dikkatinin bölünmesine karar veren  Vaşington ve bu fikri paylaşan bazı ülkeler, Arakanlı Budistleri harekete geçirdi.

    Gerçekten de Türkiye, olayların başladığı 25 Ağustos'tan itibaren, söz konusu meselenin üzerine bütün ciddiyetle eğildi; özellikle ilk günlerde... Ancak bir oyun içine çekilmek istediğini anlayarak, Rohingyalıları ve Arakan bölgesi meselesini Kızılay, IHH ve benzeri yardım kuruluşlarına havale edip tekrar, kendi bölgesine dönme siyasi kıvraklığını gösterdi.

    Burada durup kendime bir soru sormak istiyorum: Acaba, pek çoklarının dediği gibi Kuzey Irak Referandumu meselesinin kışkırtıcısı kim; Amerika olabilir mi? Zira Referandum yaklaşırken, birdenbire Türkiye'yi uzaklara çekenin Amerika olduğunu düşünerek söylemek gerekirse “Kışkırtıcı”nın Sam Amca olduğu görülür. Yani Türkiye'yi, Referandum öncesi, bölgeden uzaklaştırma işinin müsebbibi, yukarıda kayda geçtiğimiz fikri müktesebata göre, Vaşington olması mümkün. Ancak başka başka bir takım yorumlarda dendiği gibi bunun amacını, K.Irak’ta, Amerikan kontrolünde bir Irak Kürdistanı oluşturmakta değil; daha çok Anti-Reks Planı'nın sınırlarının düzeltilmesi ya da belirlenmesi noktasında aramalıyız. Yani bir bakıma Washington, bu atağıyla “Al gülüm, ver gülüm…” demeye getirmekte... Dememiz o ki Anti-Reks sınırının kuzeyini sahibine terk ederken, güneye de karışılmasını istemediğini pratize ediyor. Ya da şu anda, bölgede olup bitenin ana planın sahalarını oluşturma anlamında bir mesaj içerdiğini zannediyoruz.

    ***


    Teşekkür edenler (2)yörük osmankaraca
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288

    Bu minvalden olmak üzere yeniden dönelim İsrail'e... Çeşitli ülkelerin, konuya dair açıklamalarına bakıldığında görünen o ki bugün itibariyle Kuzey Irak'ta Referanduma herkes karşı; sadece İsrail değil.

    Bu durumu, en kolay şekilde yahut da ilk akla gelecek biçimiyle yorumlama işini kahvehanelerdeki amatör siyaset erbabı zaten yapmakta. Bu durumda kahvehane yorumunun, “İsrail ve K. Irak Meselesi”nde profesyonel yorumcu erbabına da sirayet etmiş olduğunu görüyoruz. Yani gazete köşelerinde ve televizyon programlarında genel olarak denilen o ki “İsrail, Kuzey Irak'ta bir Kürt Resmiyeti oluştururken içine, kendisinin de sızdığı bir “5. Kol Devleti”ni de bina etmiş olmakta. Bu nedenle Türkiye, buna şiddetle karşı durmak zorunda…”   Acaba; durum, bu kadar kolay bir şekilde yorumlanabilir mi? Evet de diyebiliriz buna hayır da…

    Ama evet mi, hayır mı; hangisi? Malum Fakir, ilk akla gelen yorumun kolaycılık olduğu ve genel olarak bu tür analizlerin çok doğru olmadığı kanaatini taşıya geliyoruz. Zaten, bu platformda da çok katmanlı düşünce ve çok levelli analiz formülasyonunu uygulamaktayız; hatta bizim düşünce düzlemimizin ana eksenini, “Matruşka İçiçeliği” oluşturmakta.

    Malum olduğu üzere, bu  durumda da ilk ve kolay yorumdan kaçarak asıl cevabı, başka katmanlarda ararsak, düsturumuza yakışanı yapmış oluruz. O halde... Şöyle dememiz elzem: İsrail'in birdenbire, Kuzey Irak'taki Referanduma ve orada oluşacak Barzania Devletine destek vermesi, aslında Yahudilere has çok katmanlı planlamaya ve “İkiyizlü Münafık Siyaset”e ters gelmekte. Zira Yahudi aklı “sağ gösterip sol vurması” ile meşhur olan planlar çizen ve bunları, sinsice ve gizli olarak uygulayan bir zihni zenginliğe sahip. Öyleyse! Diyoruz ki… Acaba, bu arada Tel Aviv, birilerinin planını bozmak üzere mi ortaya atılmış ve bu kolay tarafgirliği sergilemiş; olamaz mı?” Eğer böyle ise bizce, Binbir Suretli İsrail'e yakışan da bu olur. Öyle ise bu atakla  “Kimin planı bozulmakta?” diye soralım.

    Ve sıralayalım: Mesela, ilk baştan Türkiye'nin planını bozmak İsrail'in en büyük arzusudur. Bununla birlikte, bilmekteyiz ki Anti-Reks Planı da İsrail'in hedefinde… Çünkü Siyonistlerin, Reks Deus Planında yer aldıklarını; 2015 Amerikan Şeçimlerinden sonra yaptığımız pek çok yorumumuz da anlatmıştık.  Anti-Reks Planı, bilindiği gibi Kraliçenin fikriydi ve Vindsor’un Yaşlı Anası, bu planla birlikte Siyonistlerle ortaklığını bitirdiğini deklare etmişti. Bu durumda, İsrail Genelkurmay Başkanı Yardımcısının konuya dair yaptığı açıklamanın bir yalan açıklama olduğu kanaatini taşımaktayız. Yani bir zarf ya da yem... Allahualem!

    ***


    Teşekkür edenler (1)yörük
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288

    Konu Kraliçe’ye gelmişken... İngiltere üzerinden yürütelim istiyorum meseleyi.

    Bu durumda, ilk önce şu tespiti yapmak lazım: “Dünyanın Tapu Dairesi”ndeki bilgiler, 1. ve 2. Dünya Harplerinin sonunda belirlendi. Yani üzerinde yüz yıldır her kim hükümran olursa olsun, mevzubahis savaşın ortasında kalmış olan toprakların sahipleri belli, kiracıları belli… Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz: Irak, Iraklıların değil; Suriye de Suriyelilerin değil! Irak’la beraber, Ortadoğu'nun önemli bir kısmı dahil olmak üzere Mısır ve Sudan, İngiliz Hanedanlığının mülkü! Bunu gibi Suriye'de, Fransa'nın mülküdür diyebiliriz. Daha evvel Suriye konusunda söylediğimiz şu cümleyi, Irak’a da uygulayalım o halde: “Eğer, Suriye üzerinde bir şey yapmak niyetindeyseniz bunu, Paris'le konuşmanız gerektiği gibi Irak üzerinde bir çöpü oynatmak isterseniz bunu da ancak Londra’yla konuşabilirsiniz. Zira mevzubahis mülklerin üzerinde tasarruf hakkı, sadece bu iki devlete ait…

    Burada şunu ekleyerek pekiştirelim düşüncemizi: Türkiye, kendi toprakları üzerinde operasyon yapılmasına müsaade eder mi? Hayır! Zaten, etmiyor da zira Türklerin tüm mücadelesi bu konuyu matuf. Peki, Suriye'nin asıl sahibi olan Fransa ve Irak’ın asıl sahibi olan İngiliz Hanedanlığı kendi tarlaları üzerinde başkalarının operasyon yapmasına nasıl izin veriyor; hiç müsaade eder mi buna? Tabii ki ve kesinlikle etmez. “O halde bütün bu olan bitene bakarak, ne demek lazım; ya da manzarayı nasıl okumak gerek?” diye sormak geliyor içimizden... Bunun okumasını şöyle yapabiliriz: “Irak ve Suriye yanıyor!” O halde demek ki mülkün sahipleri, operasyona müsaade etmiş… Yani İngiltere, Irak’ın bu şekle gelmesi; Fransa da Suriye'nin anarşik bir ortam halini almasını arzu etmiş ve bahis mevzuu ülkelerin kapılarını açarak, oraları günümüzdeki kaosla hemhal halini bizatihi kendileri sağlamışlar.  

    Bu bağlamda, çiftliklerinin kapısını, kaos operasyonlarına açan “Çiftlik Sahipleri” şimdi de kapılarını kapatıyorlar diyebilir miyiz? Tabii ki evet… Yoksa son zamanlarda, Paris'in bölgedeki ülkelerin toprak bütünlüğünden yana ve insanının barış içerisinde yaşamasını arzulayan Ankara'yla yakınlaşmasını nasıl okuyabiliriz ki? Yani öyle sanıyoruz ki Paris, artık Suriye'nin durulmasını istemekte... Tıpkı, Londra'nın, Irak çiftliğinin de artık durulmasını istediği gibi… Kim yapacak bunu ya da hangi eller? Bu ellerden en uygunu Türk eli…

    Madem yeri geldi. O halde burada durup İngiliz ve İngiltere meselesini biraz daha açmamız gerekmekte. Malum! Bu yıl içinde, hanedan darbeleri tarihinde üç yüz yıl aradan sonra Londra’da bir sessiz darbe gerçekleştirildi. Bu sessiz darbe ile birlikte hanedanlık değişme noktasına geldi. Şöyle söyleyelim: Artık Nominal İngiltere'de sahiden, “2 İngiltere”den bahsediyoruz. Bunlardan birisi; halen Iktidarda görülen ve iktidarları Kraliçe Elizabeth’in hayatıyla sınırlı olan Windsor Sülalesinin İngilteresi… Diğeri de Windsorların yerine geçecek olan Battenburg Hanedanlığının kısmi iktidarı. Dolayısıyla gün be gün İngiltere'nin yaptığı siyasi hamlerin kimin tarafından yapıldığını sormak durumundayız. Dediğimiz gibi yekpare bir İngiltere'den bahsetmemiz mümkün değilse, o halde bu nedenle ülkeden, iki ayrı politikanın çıktığını ve dünyaya yayıldığını  kayda geçmemiz lazım. Ayrıca şu soru da muallakta: “Hangi İngiltere, kimle beraber?

    Şimdi de kardeşlerimizden sevgili Cengizhan'ın şu tespiti üzerinden yürütelim konuyu. Ne demişti Cengizhan yaptığı yorumda: “Kerkük konusunda İngiliz aklı uyandı. Oldu bittiye engel olmak için Kerkük Valisini görevden aldı…” Doğru. Ama Meselenin künhüne ermek için burada sorulması gereken sual şu: Uyanan akıl hangi İngilizin aklı ya da valiyi alan kim? Vindsorlar mı, Battenburglar mi? Bir başka soru da “Evvelsi gün yani 15 Eylül Tarihinde Londra'yı ateşe boğan bombalar, kimin tarafından patlatıldı?”  

    ***


    Teşekkür edenler (2)yörük osmankaraca
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288

    Son soruların cevabını arkaya bırakarak devam edelim konumuza, kaldığımız yerden...

    Üst paragrafın devamı niteliğinde olan bu pasajın sorusu ise şu: Peki, İngiltere'de ki bu iki başlılık, devlet işlerini ne şekilde bölüşmüş durumda? Yani Windsorlular nelerle uğraşmakta; Battenburgların uğraş alanı hangileri? Ve devamla ortak alanları mevcut mu?

    Burada bir bilgi verelim: Günümüz Britanya arazisinin, yüzde 35’inin bizatihi, Windsor Sülalesine ait olduğunu bilenleriniz vardır. 1701 yılında başlayan İngiltere’ye ve İngiliz Sanayi Devrimine on üç sene sonra 1774’ bir oldu bittiyle el koyan Windsorlular, o yıldan bu yıla kadar, şahsi orduları sayılan “İngiliz Kraliyet Ordusu”nun ele geçirdiği tüm toprakların da tapulu sahibi sayılmakta; bu tapulara, yukarıda söylediğimiz Kuzey ve Güney Irak da dahil. Ancak bir kez daha çizelim bu cümlemizin altını: Tarihlerin sözünü ettiği, “Güneş Batmayan İmparatorluk” ve onun bir parçası olan Britanya adasının yüzde 35'i İngiltere'nin ve İngiliz halkının değil; bizzat Hanedanlığın tapulu mülkü durumunda. Dün de öyleydi, bugün de böyle. Bu durumda Windsor Ailesini iktidardan çeken Battenburg Sülalesi, şu anda ancak Britanya’nın yüzde 65’i üzerinde hükümferma… Zira İngiliz hukuku, Kraliçe ve akrabalarına ait olan mülkleri kendilerine iade etmiş durumda. Ancak bunca mülkün sahiplerinin İngiliz vatandaşlığı sürmekte… Bu nedenle söz konusu devasa çiftliğin “Hanımağası” olarak Kraliçe,  Prens Charles dışındaki diğer oğulları ve geri kalan tüm Windsorlu akrabaları ile bu uçsuz bucaksız arazinin yönetimiyle meşguller. Bu nedenle siyasette var gibi görünüyorlar.

    Tabii ki bu sonbahar itibariyle “İngiliz Devleti”nin İdaresi, Battenburglara, remen geçmiş olacak. Söz konusu darbeden bu yana, idareki ortaklık sürmekteydi; sanıyoruz sonbaharla birlikte gide gide ortaklığın azalacağı ve devlet olma hali sonlanacak olan Winsonların, sadece kendi arazilerinin ve onların siyasetinin iç işleriyle meşgul olacaklarını, dış işlerinde yine Battenburglara bağlı olacaklarını ve asıl siyasetin bunlar eliyle yürüteceğini  de söyleyelim.

    Ve soralım burada: O halde, şu anda Irak'tan kim, hangi İngiltere sorumlu? Elbette İngiltere Devletinin Irak üzerinde bir sorumluluğu bulunmamakta… Lakin var gibi görünen bu sorumluluk hattızatında  Windsor ailesinin sorumluluğu olup siyasi bir anlam ifade ettiği için İngiltere'nin tasarrufu gibi algılanmakta.

    Buna göre, “Dün yani 16 Eylül tarihinde, Londra'da patlayan bombalar, kimin tarafından patlatıldı?” sorusunun cevabını şöyle vermek gerek… Eğer Kerkük Valisi, Windsorlularca alınmamışsa onu İngiltere Devleti eliyle alan gücün, doğal olarak Battenburg idaresi olma ihtimali yüksek görünüyor. Bu görüntüden hoşlanmayan Vindsorlular da cevap veriyor, Londra’da bomba patlatarak. Ya da ve daha doğrusu, bombanın pimini; iki sülale arasındaki teması koparmak ve İngiltere'yi içinden çıkılmaz bir hale sokmak isteyen bir grup, Windsorlular adına çekiyor olabilir. “Bu pim çekici kim mi?” diye sorulursa cevap Amerika'da olabilir, İsrail de olabilir, Papalık da olabilir diye vermek mümkün. Şimdilik bu konu, karanlık bir pasajda duruyor. Önümüzdeki günlerde karşımıza, daha arıduru bir manzara çıkacak herhalde.

    ***


    Teşekkür edenler (1)yörük
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288

    Konu, buraya gelmişken şu hususu da kayda geçelim: Son zamanlarda bir, “İngiliz Türkiye İttifakı”ndan söz edilmekte. Şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki şu esnada, bir Türkiye İngiliz ittifakı söz konusu değil. Sözü edilen ittifak, Türkiye ile Windsor ittifakı olarak ifade edilebilir. Yani çok özel bir konuda, Türkiye Devleti ile Windsor Çiftliğinin sahibi olan aklın, müttefikliği söz konusu dense yalan olmaz. Ve tabii ki bu ittifak, Battenburgların hakim olacağı İngiltere açısından, şimdilik bir önem ifade etmemekte. İleride böyle bir birliktelik olur mu? Ona da kuşkuyla yaklaştığımızı, burada kayda geçirmiş olalım.

    Madem öyle... Yine de “Windsor Dünya Çiftliğinin Hanımağası Kraliçe Elizabeth”in Türkiye ile özel ittifakının nedeni konusunda söylenecek bir kaç söz olmalı. Yani Hanımağa niçin Ankara ile iş tutmakta? Bu sorunun en basit cevabı, “Hanımağa”nın arazileri, malum Türklerin yüz yıl önceki tarlaları. Dolayısıyla bu tarlalar bugün de Ankara’nın ve tüm Türk halkının ilgi alanı içerisinde bulunmakta.  

    Yapılan darbe sebebiyle tahtsız kalan  Hanımağa Tabii ki her şeyden önce kendisine bir tahta aramakta.  Lakin öncelikli arayış başka!  Şu anda Hanımağa için önemli olan arazilerine yeni bir kâhya ve zorlu bir bekçi lazım. Zaten Buckinghamlı acuze de bu iki görevliyi aramak durumunda. Hanımağanın aradığı sadece bir bekçi ve kâhya mı? Hayır. Bu konuyu daha sonra kaleme almayı düşündüğünüz bir başka makalede analiz edeceğiz. Bu nedenle şimdilik geçiyoruz. Ama Yaşlı Hanımağa’nın aradığın zorlu bekçi kim olabilir sorusunun cevabını vermeden geçemeyiz. Bu ihtiyaca cevap veren en güçlü aday, karşımıza Türkiye olarak çıkmakta… Bu yüzden, “Türk İngiliz ittifakı” derken aslında, bir öküz ortaklığından söz edebiliriz. Ta ki öküzün ölümüne kadar yahutta öküzün arazi üzerinde çift çubuk işlerine başlamasına kadar. Öyle zannediyoruz ki şu anda, arazinin üzerinde çift çubuk işlerine başlayacak olan öküz ortaklığının operasyon arefesindeyiz.  Lakin burada kayda geçmemiz gereken bir başka husus da Hanımağanın ortağının sadece Türkiye olmayacağı… Bilindiği üzere bizim Hanımağa, daha önce, Anti-Rex adını verdiğimiz planıyla arazilerini, üç alan üzerinde biçimlendirmeye karar vermiş durumdaydı. Bu planından vazgeçmiş değil. Dolayısıyla üç arazi alanında, üç ayrı öküz ortaklığından söz etmek mümkün… Burada, bizi ilgilendiren tarlalar ise sadece, “Orta Kuşak” yani Kıbrıs, PYD terör bölgesi ve Kuzey Irak…  İşte, şu anda mevzubahis bölge üzerinde çalışmakta olan Referandum saati, Orta Kuşak Operasyonunu tetikleme görevini üstlenmiş durumda.

     Bilindiği gibi… Arazilerinizin üzerinde bir işlem başlatmak istiyorsanız küreği elinize alıp bir ucundan toprağa girmek durumundasınız. İşte Kuzey Irak, siyaset küreğinin ağzındaki bölge anlamında Referandum hamlesiyle birlikte tetikleyici bir rol üstlenmiş durumda. Bu operasyon, Türkiye’nin sınırları boyunca uzamakta olan PYD Bölgesi, Cerablus ve Azez şeridinde de devam edecek hatta birbirinin tetikleyicisi olacaktır dense gerek…

    Kuzey Irak'ta hayata geçirilip geçirilmeyeceği tartışılmakta olan 25 Eylül Referandumu sebebiyle Ankara'da, özel ve olağanüstü bir masa kurulacağının haberini, Sayın Cumhurbaşkanı verdi. Malum, önümüzdeki 21 Eylül’de Amerika’da yapılacak olan BM Zirvesinden, Başkan Trump’la görüşmüş olarak dönecek olan Cumhurbaşkanının ayağının tozuyla Milli Güvenlik Kurulu’nu toplaması pek hayra alamet değil.

    Bu toplantının sonunda alınacak karar, elbette Kuzey Irak Referandumunu da içerecektir. Ancak kanaatimiz o ki konu Kuzey Irak'tan çok, devamla batıya doğru uzanan şerit üzerinde yoğunlaşacak gibi duruyor. Asıl konunun özellikle sözde Azez Kantonu olma ihtimali çok yüksek! Yani dememiz o ki Referandumla birlikte Türkiye, Kuzey Irak'ta bir operasyondan çok Referandum akşamı ya da sabahı ya da bir sonraki günün sabahı kadar kısa bir zamanda asıl operasyonu Azez'de ve devamla diğer PYD bölgelerinde başlatacak olsa gerek. Yoksa bunca yığınak, niçin tüm düzlem boyunca yapılmış olsun ki? Asıl amaç, Kuzey Irak'ta bir Barzani Devleti'ni engellemek ise sadece o bölgede yapılan bir yığın yeterli ve etkili olurdu. Lakin dediğimiz gibi yığınak, daha önce Azez karşısında başlatılmıştı. Hem de haftalar öncesinden; şu an alınan haberlere göre, yığıntı doğuya doğru gelişmekte.

    Kısacası; Referandum, şeridin en doğusunda yapılacak malum… Ama sanki askeri operasyon ise en batısında hayata geçirilecek gibi görünüyor. Bununla birlikte PYD Terör Kuşağının da ortasında ve hata birkaç yerinden delinme ihtimali akle geliyor. Kuzey Irak ise en sona ve Hatay usulü... Yani durum çok ciddi… Elbette bu konular Astana’da konuşulmuş olmalı. 21 Eylül’de de Tramp’a duyurulacak… Allahualem!

    ***


    Teşekkür edenler (1)yörük
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288

    Yazının en üst bölümlerinde Astana toplantısının da artık katmerleşen ve mayası tutan Astana İttifarkına dönüştüğünü söylemiştik. Aynı zaman K.Irak Referandumununun, Başkan Trump’la görüşmenin, Esad’la Erdoğan görüşmesi iddiasının, İngiltere'deki patlamaların, Paris'in ateş almasının ve Türkiye'nin şerit boyunca yığınak yapmasının üst üste gelmesi manidar. Anladığımız kadarıyla büyün bunlar, dananın kuyruğunun kopmak üzere olduğunu göstermekte bize… Diyelim ki haydi hayırlısı! Bu arada “Sefer bizden, zafer Allah’tan!” sözünün, tüylerimi diken diken gittiğini de söylemeden geçemeyeceğim. Ya sizinkini…

    ***

    Teşekkür edenler (1)yörük
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
    Eylül 18 düzenlendi

    Son söz olarak şunu kayda geçelim ki yüreklerimize su serpilsin: Bu operasyonda en başta rol alan bizatihi Türkiye'nin kendisi… Daha da ötede Erdoğan'ın şahsına ait bir hamleden söz ediyoruz. Ve bu hamle, Özal zamanında bir “Sendrom”a takılmıştı ancak çok şükür, şimdi öyle bir sendrom durumu görünmüyor. Aksine her açıdan, özellikle askeri düzlemde çok aktif olan bir Türkiye'den söz ediyoruz. Ve bu atakla da ulaşılacak sonuç, inşallah ülkemizin lehine olacaktır kanaatindeyiz.

    Üstelik bu kalkışla birlikte, istikbalimizin en temel argümanlarından biri hayata geçirilecek; yani ülke, bölgenin en tepedeki gücü haline gelecek İnşallah...

    Hemen ilaveten şunu da kaydedelim: Olası bu, büyük Ortadoğu operasyonunda en zararlı çıkacak olan taraf, Amerika gibi görünse bile onun da Güney Kşak'taki varlığını ve sabit oluşunu tespit noktasında, en çetrefilli kutup bölgesi olan Ortadoğudaki sınırı imza altına alınmış olacaktır kanaatini taşıyoruz. Ve en önemlisi Türkiye, bu operasyonla birlikte Amerika'yla olan meselesini hal yoluna koymuş olacak zannediyoruz: Yani PYD ve İşbirlikçi Kürtlerden söz etmekteyiz... Muhtemel gelişmeler ışığında ABD’nin, kendisine çizeceği yeni rotanın serbestiyetinin yolunu açmış olacak. Böylece ittifak kurduğu hainlerden bir “Katiller Ordusu” kurarak, kendi kuşağının terbiyesi ile meşgul olacağını zannediyoruz.  Ta ki ileriki bir tarihte Anti-Reksi reddeden bir Türkiye'nin ortaya çıkışına kadar. Şimdilik bununla yetinmek durumundayız. Lakin ümmetin meseleleri sonlanmış değil. Ve bu noktada Arakan’ın dahi kendisine dert eden bir Türkiye'nin varlığından söz ediyoruz.  Allah milletimizin ve devletimizin yardımcısı olsun…

    Son bir konu olarak…  Bilinmekte ki Referandumla aynı günlerde Almanya'nın seçimleri de sonlanmış olacak. Ve böylece Almanya da Türkiye ile ilişkilerini hangi düzlemde yürütmesi gerektiğinin kararını vermenin akıllı başlangıcına erişmiş olacak. Bu hususu daha sonraki yazımıza bırakarak, asıl konumuzu burada tamamlıyoruz. 

    Son bir ek: Bütün bunlar olur mu? Sevgili Hakim Beyaz'ın dediği gibi "Referandum iptal olursa..."  yoo... Liman sütlimana döner. Ancak yine de bir Azez Çıkarması beklediğimiz söyleyelim. Ve diyoruz ki son cümle olarak, her şeyin doğrusunu ve hakikati yalnızca Aliym Olan Allah bilir; bizimkisi sadece, büyüklere masallar! Tabii ki dinleyenlere…

    ***  

  • yörükyörük Gönderiler: 240
    Ahmet abi önümüzdeki sis perdesine iki kalem oynatışıyla berraklaştırdı Allah(c.c.) ondan razı olsun.
    Tarihturk youtube sayfasına Ahmet abi nin yeni videoları eklenmiş. eski kayıtmı yenimi bilmiyorum.








    Teşekkür edenler (1)GüneyKutbu
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 369
    Eylül 18 düzenlendi
    Doyurucu bir yazı olmuş kalemine sağlık Ahmet abi.  Yalnız Terör devleti  ABD bölgeyi referandumdan sonra kime bırakacak mesut ağa 2,   mi olacak PKK  terör güdümlü biri mi yönetecek  ?
    Buradaki belirsizlik en büyük sorun gibi durmakta. Neticede Barzani' nin işi her halukarda bitmiş kalemi kırılmış gibi 
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .