DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

İRAN’ın BAHARI mı, GEZİSİ mi?

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 293
Ocak 5 düzenlendi Kategori DERİNDUNYA MAKALELERİ
                                                                      Mesele Ağaç Değil Şuubiye ve Hüccetiye…                                                                     İRAN’ın BAHARI mı, GEZİSİ mi?

 Ahmet YOZGAT

Tuncay Bora: "Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize ve de cümle müminlere olsun sevgili abi…” diye giriyor konuya. Ve soruyor: 2018’le birlikte ateş alan İran da neler oluyor? Sarışın adam ne ediyor yoksa İran’ın bir türlü başlatamadığı mezhep savaşının intikamını mı alıyor? Kendisine onca boş alan bırakılmışken, beklenen Şii hamlesini yapamamanın hesabını kanıyla ve canıyla mı ödemenin arefesinde? Yoksa bir başka açıdan, Suudilere ve de BAE’ye yem mi atılıyor; “Sünni cephe tamam, Şii cephenin acizliği ya da korkaklığı ve yumuşak karnı mı gösteriliyor Araplara… Hadi, daha ne duruyorsunuz? Girin, tarihi düşmanınız Farisilerin yumuşak karnından!”  der gibi… Bu arada Sevgili abi, “İki Britanya”  kaydınızı da merakla bekliyorum."

***

Sevgili Tuncay gibi konuyu merak edenlere, öncelikle DerinForumumuzu tavsiye etmeliyim. Foruma destek veren “Derin Akıl Kardeşliği”nin vatan evlatları tartışmadan, birbirinin önüne geçmeye çalışmadan, vatanı ve milleti önceleyerek, devletimizi ilgilendiren her meseleye başlık açıp her katmanı değerlendiriyor ve belki de siber âlemin, en parlak ve çok katmanlı düşünce analizlerini yapıyor ve de gayrı resmi bir Ting-Tang vazifesi icra ediyorlar. Ve derin resmiyet tarafından izlendikleri de malumumuz. Bu nedenle kardeşleri olmaktan şeref ve mutluluk duyduğumuz “Kûn Medeniyeti Akıncılarını” ve “Mazlum Kavimlerin Fahri Cengâverlerini” ve de “İnsanlık Serdengeçtileri”ni alınlarıından öpmek boynumuza borç! Yüce Allah, onlara, tüm Derindunya Gönüllülerine ve bizden olsun ya da olmasın tüm Anadolu evlatlarına,  Resullere verdiği hafızadan, Nebilere verdiği İlhamdan, Velilere verdiği hikmetten, Ümmilere verdiği sezgi gücünden, Âlimlere verdiği ilimden, hatiplere verdiği hitabetten, yazarlara verdiği kalem ustalığından ve bahadırlara verdiği cesaretten doldursun doldursun versin inşallah, sonsuz ölçekte… Bugünlerde kardeşlerim elbette İran’ı da ameliyat masasına almış durumdalar. Her yazdıklarını, harf harf okumaktayız. Ve inanın, fakir, çok yararlanmaktayım. Her konuda mütevazı ufkumu açıyor ve meseleyi anlamamıza yardımcı oluyorlar. Ve her seferinde kendi kendimize; “İyi ki açmışız forum sayfamızı!” diyoruz. Hem kardeşlerimden faydalanıyor, hem de memleketin düşün ve yazın hayatına “Çok katmanlı Düşünürler” hediye etmenin şükrünü yaşıyoruz. Allah, hepsinden razı olsun!

***

Ve geçelim konumuza… Daha önce yazdığımız “2 İran” ve İran konusunu içeren birkaç makalede de söz ettiğimiz gibi… Her ne zaman, bu ülkenin adı geçse ve konusu açılsa aklımıza Hüccetiye ve Şuubiye Teşkilatlarının geldiğini biliyorsunuz.  Evet, biliyorsunuz da konuya kısaca bir göz atalım istiyoruz yine de  Önce Encümen-i Hüccetiye… Bir süre sonra Encümen-i Hüccetiye, Encümen-i İmam-ı Zaman’a dönüştü. Başlangıçtan beri, fiilen var olan  İmam-ı Zaman yani Mehti’nin dönüşü inancı, 1955’te Meşhed kentinde, Bahailere karşı mücadele amacıyla kurulmuş olan Encümen-i Hüccetiye, kısa bir süre sonra Mesiyanik bir karaktere büründü. Mehdi inancıyla bir tür Armegedon fikrini takip etmeye başladı. Bu takip Hüccetçileri, dünyanın daha karanlık bir yer haline gelmesinin, Mehdi’nin inmesini hızlandıracağı fikrine vardı dayadı. Dendiğine göre günümüzde, İran’ın eski Cumhurbaşkanlarından Ahmedi Nejat'tın bir akrabasının idare ettiği Encümen-i Hüccetiye Hareketi, İsnaaşeriyye de denilen İran Şia’sının resmi mezhebi İmamiye’den neşet eden bir Mesiyanik fikir ve onun atmış yılı aşan resmi teşekkül olarak bilinmekte. Yüzyıllara uzanan Hüccet İnancına göre,  Ehl-i Beyt’e mensup olan  ve halen adı bilinmez bir çöldeki mağarasında, Gaybubet i Kübra”sını yaşamakta olan 12. İmam Muhammed Muntazır, Kıyamet’e yakın bir zamanda ve icap ettiğinde, yeniden çıkıp gelecek ve dünyadaki zulûmata son verecek ve dünyaya Şii imanını hâkim kılacak. İddia bu! Ya Muhammed muntazır kim?

11. İmam Hasan el-Askerî’nin ardından Şiîler, İmamet’in kimin üzerinden süreceği hususunda çeşitli gruplara ayrıldılar. Sayılarının 11, 14, 15 ve 20 olduğu kaynaklarda yazılan bu grupların her birinin, beklediği “Mehti”nin başka başka olduğunu belirtelim. İşte bunlardan;  “11. İmam Askerî, kendisine halef olarak bir erkek çocuk bırakmış olup imamlık onunla devam edecektir.” diyenlerin beklediğin Mehdi, küçük Muhammet Muntazır’dı ve bekleyenlerin teşkilatının adı da yıllar sonra Encümen-i Hüccetiye olarak belirlendi.  Süreç içinde bu teşkilata temel teşkil eden görüş ya da Mehti adayı, diğer adayların yerini alarak İmamiye Mezhebi’nin inanç ayaklarından birini tanzim etti ve bu mezhep de bir zaman sonra İran devletinin sahibi haline geldi.  Böylece  halen hayatta olduğuna inanılan Muhammed Muntazar, beklenen “Resmi Mehti” makamına oturtuldu.

Bir rivayete göre 869 yılında, Irak’ın Samara şehrinde,  Bizans imparatorunun torunlarından olan Nercis isimli anneden doğan Muntazar, çocuk yaşında ortalıktan kayboldu ve dönüşü, hasretle beklenmeye başlandı. Öyle ki zamanında onu bekleyenler, kaybolduğu şehir kapısının önüne her sabah, koşumlu bir at çekip akşama kadar orada durup ufukları gözlediler. Ancak beklenen Mehdi hiçbir zaman gelmedi. Buna rağmen “Mehdi’yi Bekleme İnancı” erozyona uğramadan. Hatta artarak ve yeniden biçimselleştirilerek devam etti. İddia o ki… Aradan yüzyıllar geçti ve Hüccetiye inancına göre, günümüzde Muhammet Muntazar, “Beklenen Mehdi” olarak geri döndü ve ortaya çıkmak için gün saymakta...

 Bu dönüş için yeryüzünde, birtakım alametlerin/belirtilerin oluşacağı düşüncesi de Mehdi İnancının bir parçası olarak imandaki yerini korumaktaydı. İslam âleminde, genel olarak inanılan Kıyamet Alametlerine benzeyen bu belirtilerden en dikkat çekeni, Mehdi'nin dönüşüne yakın bir dilimde “Süfyanî denilen bir zalimin ortaya çıkması ve adamlarıyla birlikte Mekke ile Medine arasında yere batması…” şeklinde alametler dizininde yer alıyordu. Zaten “Süfyani’nin ortaya çıkmasıyla birlikte Muntazar, Gaybetten çıkarak görünür olacaktı. Ve akabinde, Bedir Savaşındaki Müslümanların sayısınca yani üç yüz on üç kişi, Kâbe önünde kendisine biat edecek.” diye inanılmaktaydı. Oysa son cümledeki  “Kâbe önünde…” ifadesine rağmen Mehdi'nin, İran'ın Kum kentinde ortaya çıkacağı da Şii İnancın bir parçası...

Bu faslı tamamlamadan önce, şu hususu da bu araya eklemenin yararlı olacağı kanaatindeyiz. Zamanında birçok âlimin, Muhammed Mehdî’nin hayalî bir kişilik olduğunu ileri sürdüğünü; bazı çağdaş Şiî âlimlerinin de bu düşünceyi, Şîa kelâmcılarının icat ettiğini belirttiklerini söylemek istiyoruz. Meselenin varıp, İran Zerdüştlük’ünün “Saoşyant Mesiyanizmi”ne dayandığını da biliyoruz zaten. O Saoşyanizm’in Babil Sürgünü esnasında, Museviliğe sızdığı da malumumuz.

Mehtiyanik İnancın bir parçası olarak, şunu da dâhil edelim konuya…  Mehdi İnancı, bağlıları tarafından iki şekilde algılanmakta… Mehdi'nin çıkışı için gerekli olacak dünyanın olabildiğince bozulması ve günaha batması öngörüsünden hareketle inancın birinci taraftarları, Mehdi'nin gelmesi için bu şartın tetiklenmesi ve dünyanın kaosa ulaşmasının kolaylaştırılmasının gerektiğine inanmaktalar... Diğer kısım da bu anlayışın tam tersi olarak, kötülükle savaşılmasının ve Mehdi geldiğinde onun işinin kolaylaştırılmasının zaruretine inanmakta…

Deyin lütfen! Yukarıdaki  anlayışın birincisi size, neyi hatırlatıyor? Elbette Mesih'in gelmesini bekleyen Yahudilerin ve Hristiyan Evangelish Siyonistlerinin düşüncesini değil mi? Tabii burada, “Beklenen Kurtarıcı”nın gelmesini çabuklaştırmak için olabildiğince dünyanın kötüleşmesini körüklemenin gereğine inanan iki sapkın  inanca işaret ediyoruz Yahudilik ve Evangelizm düşüncesi derken. Tıpkı Şii Hüccetizm’i misali… Bu parselde görünen o ki birbirine karşı gibi duran bu üç inanç, aynı amaçta birleşmiş durumda. O amaç da  darbımesel haline gelmiş olan ifadeyle “Tanrıyı, Kıyamete zorlamak…”  Yani bu günlerde yapılan iş… Soralım o halde: “Kim zorluyor Tanrıyı Kıyamete?” İran sokaklarını ateş çemberine döndüren dış güçler mi? Yoksa İran’ın içine saklanmış ya da sızmış olan bir başka Armegedoncu anlayış mı? Galiba, her ikisi de el ele vermiş durumda…  

***

Yukarıda, “Süfyanî denilen bir zalimin ortaya çıkması ve adamlarıyla birlikte Mekke ile Medine arasında yere batması…” şeklinde kendini gösterecek alametten söz edilmişti. Dememiz o ki 2017'nin son aylarında, Suudi Arabistan'da yaşanan saray içi darbeleri ve o darbelerden sonra şekillenerek Suudi tahtına hâkim olan, Yahudi dostu ve Amerikan müttefiki şeklinde kendisini gösteren resim ile Hicaz bölgesinde inşa edilmesi düşünülen “Seküler Neomiya Bölgesi” görüntüsünün, Hüccetçiler tarafından, “Süfyanizm”in ortaya çıktığı şeklinde algılandığı anlaşılmakta. Bu durumda geldiği ve bir süreden beri gün saydığı iddia edilen Mehdi'nin ortaya çıkması elzem olmakta. Fakat bunun içinde son bir kargaşaya ihtiyaç duyulmakta. İşte, bu kargaşa için Hüccetçiler, olayı kendileri gibi ama karşı taraftan düşünen Yahudi ve Siyonist Hıristiyan Evangelish, Kıyametçi Ekolden yardım istemiş olabilirler mi? Evet, neden istemesinler ki... Ortaya dökülen karmaşanın destekçisi olarak İsrail'in ve belli bir süreden beri Evangelish Neo-Con Globalistleriyle ortak hareket eden Trump Amerika'sının açık beyanatları, böyle bir işbirliğine işaret ediyor olabilir.

***

Şimdi geçelim Şuubiye meselesine… Halife Hazreti Ömer devrinin Sasani İmparatorluğu, Müslüman Arap komutanların, sevk ve idare ettiği ordular tarafından kısa bir sürede çökertilmiş ve ülke ilhak edilmişti. Bunun üzerine “Sasani Kisrası Yezdigert, Hanedanlık mensuplarını yedeğine alıp komşusu ve akrabası olan Türk illerine kaçtı.” diyor tarihçiler. Ve düşük şah orada, Şuubiye adı verilen gizli bir örgüt oluşturdu. Böylece bu tarihi örgüt, Sasani Hanedanının ve Mecusi İnancının intikamını, İslam İmparatorluğu'ndan ve Müslümanlardan almaya yemin etmiş olan Sasani Prenslerinin idare ettiği geniş bir teşkilat olarak ortaya çıktı. O günden bugüne, varlığını kurduğu bilinen Şuubiye,  İran'ın hem siyasi, hem de dini  idaresinde her daim var oldu. Ve her fırsatı değerlendirerek, yeminine sadık kalmanın bir yolunu bulmaya  çalıştı… Bu hususta İslam’ın ve Müslümanların karşısında yer tutan herkesle ittifak kurdu, ortaklık yaptı. Ve müttefiklerinin yardımına aldı. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle… Kripto Şuubistler, her zaman iş başında…

Tabii ki yüzlerce yıl sonra Farisi illerindeki  Türk Hanedanlarının çökertildiği 1. Dünya Savaşı'nın sonunda ortaya çıkan Pehlevi idaresi de bu “Yeminliler”in içinde bulunduğu bir organizasyon olarak işaretlenmekten azade değil. 1918 ile 1979 aralığında, Tahran tahtını işgal eden de onlardı. “Ya ondan sonra sırası gelen Humeyniyan idarenin muhteviyatını, nasıl tarif etmek gerekir?” diye bir soru soralım. Ama cevaptan önce, bu araya bir bölüm daha girmek niyetindeyiz…

***
Derindünya dostlarından Sevgili Vural Türkmenoğlu ile konuya dair bir yazışma geçti aramızda.  Sevgili Vural şöyle başlattı konuyu: “Artık 2018’deyiz… Ve yeni yılın ilk günlerinde, İran ateş aldı yanıyor. Buna, “İran Baharı mı yoksa İran Gezisi mi” demek hususunda kuşkuya kapılmış durumdayım. Yani “Olayların arkasında kim var?” sorusu, görüş mesafesini tutacak kadar muğlak…”  Fakir, bu flu görüntü içerisinde, İran tarihine daldığımız ve çok uzakları düşünmek zorunda kaldığımız bir sırada, Sevgili Vural Türkmenoğlu, sözünü ettiğimiz o, çok uzaklardan bir sualle geldi. Dedi ki Sevgili Vural: "Şuubiye'ye dair yazdığınız makaleyi, tekrar tekrar okumakta ve anlamlandırmaya çalışmaktayım. Miladi 750 yılı bence bir milat... O çağda, birileri, Emevi Hanedanı'nı yerle bir ederken, Ortaçağ Avrupa’sında da Merovenjli Charles de Martel, askeri bir saray darbesiyle Karolenj’in iktidara gelmesini sağladı. Acaba bu ikisi, Şuubiye’nin işi olabilir mi?”
***     
Fakirin cevabı şu şekilde oldu: “Zannımca durum şu... Şuubiye Yeminlilerinin tek amacı, İslam'ı ve İslam İmparatorluğunu, İran'dan süpürüp çıkarmak ve kendi dini Mecusilik ile kendi hanedanlığı anlamında, Sasaniye’yi tekrar işler hale getirmekti. Yani Sasanik kalıntıları, o sırada dünyaya nizam verecek halde değildi. Fakat yine de eklemeliyim ki... Bazı tarihçilere göre Şuubiye Elçileri, "Aryanik Kökdaşlık" nedeniyle Batı Avrupa Aryaniklerinin, oralarda mukim hanedanlarıyla ilişki kurmuş olmaları muhtemel... Ancak ilk elde bu ilişki, Avrupa politikasını yönlendirmek amacına matuf olamaz; değildi de zannımızca. Sabık Sasani Hanedan elçileri. "ki bunlar prens olmasa bile hanedana mensup soylu diplomatlar olmalıydı- kökdaşlarından, medeniyetlerini silip süpüren Arap Müslümanlara karşı yardım istemek için oralardaydılar. Bu talep, Meovenj’lerden karşılana bilirdi. Çünkü o zamanki Frank Hanedanlığı anlamında  Merovenjler, Güneybatı Avrupa'ya hâkimdiler; bununla birlikte kıtada saygın oldukları da söylenebilir. Fakat Merovenj’lerin elleri, İran'a uzanacak kadar değildi. Ya da buna istekli olacaklarını da sanmadığımız söyleyeyim. Zira bu esnada kıta kaynıyor, Lombartlar ve Vizigotlar, İtalya ve İspanya'da düzeni alt üst ediyorlardı. Aynı anda Alman bölgesindeki, kaba saba  Cermenlerin vahşi dinamiğini saymıyorum. Kanaatim o ki Sasanyalı soylu elçiler, istediklerini elde edemedi ve buna rağmen oralarda kaldılar. Bir süre sonra, Merovenj sarayında, "Eğer yanlış hatırlamıyorsam" Pepinlerin iç darbesi yaşandı. Pepinlerle Sasani elçilerinin bir ilişkisi olduğu muhakkak ancak darbe konusunda bir kışkırtmaları olup olmadığı konusunda bir bilgi yok. Fakat kısa bir süre sonra iktidarın, Pepinlerden, Cermo-Frank soylu, kuzey dükalıklardan birine yani Karolenjlere geçtiği bilinmekte. Yani ünlü Şarlman'a ve onun hanedanlığına... Eğer, Şuubiye Elçileri, bu darbede Pepinlere yardım etmişse onların ardı sıra gelen Karolenj’lerle iyi bağlar kurmalıydılar. Lakin daha sonra Şarlman'ın, ilişki kurduğu Ortadoğulu Hanedan, Abbasiler olarak karşımıza çıkmakta... Daha doğrusu, Abbasi Halifesi Harun Reşit'in, Şarlman'a elçi gönderdiği vaki... Hediye olarak da bir çalar saat... Neye karşı peki? Galiba, Endülüs Emevilere karşı verdiği başarılı mücadeleye karşı olmalı. Her şeye rağmen Şuubiye ile Küçük Kıta’daki Hanedanlıkların, diplomatik ilişkisinin sürdüğü tahmini yapılmakta. Belki bu arada bir takım evliliklerde hayata geçirilmiş olabilir. Durum bu!

“2018'in ilk günlerinde, İran'da patlak veren olayların Şuubiye ile bir ilişkisi olabilir mi?” diye sorusuna karşılık olarak... Sevgili Vural, düşüncesinin bir parçasını da şöyle izah etti:  Ben, İran olaylarının arkasında Cermo-Mecusiyan bir ittifak olduğu kanaatindeyim. Yani Dualist Politeizm perde arkasında…”
Fakir de işin bir diğer ucunda da Avrupa’nın izlerini de seziyoruz... Eğer olayların arkasında, ABD varsa, olan biten de Şuubiye"nin kışkırtıcı izini bulmak mümkün. Eğer olaylar, Almanya bağlantılıysa… 2 Almanya makalelerimizden sonra cesaretle sorabiliriz artık; “Hangi Almanya?” diye. Yani Saksonya Ekolü mü, Bavyera Ekolü mü? Her ikisinin de İran'la olan ilişkisinden hareketle ayrı ayrı anlamlarda ve başka adlar konularak bir ilişki kurmak mümkün. Sonuçta fakir de İran olaylarının arkasında nispi de olsa Cermo-Mecusiyan bir ittifak olduğu..."  kanaatinize katılıyorum. Çünkü Şuubiye, zaten Mecusi inancına sahip bir yeminliler grubuydu. Ve en önemlisi, yakında iç yüzünü açıklayacağımız, “Bavyera Aydınlanmışları” olarak bilinen Ezoterik Alman Teosofisinin ilk adının, “Pers Tarikatı” hatta “Ateş Tarikat”ı olarak belirtildiğini biliyoruz.

 

Son İran olaylarındaki “Cermo unsuru” tahminine gelince... ABD'nin arkasına sığınan temel güç olarak her zaman ve her yerde, mevzubahis unsurun bir parçası mutlaka vardır. Mesela Trump’ın kökeni… Alman Cermenlerinin Bayernli damarına bağlı olduğu anlaşılan Trump'un, derin bir belirleyen olarak, köklerine sadık kaldığını ve sadece kendinin bildiği, saklı bir networkle “Bavyera Ekolü”yle ilişkide olabileceğini söylemeden geçmemek  gerek...  Buradan lafı şuraya getirmek niyetindeyiz: Malum! İran hiçbir zaman olmadığı kadar “Pehlevi Hanedanlığı”nın ikinci  döneminde yani 1953 Musaddık Darbesinden sonra, her anlamda Amerika'nın kontrolünde bir ülke olmuştu.  Hatta bu kontrol dönemine 53’ten değil, 1946'dan başlayarak 1979'da kadar sürdü. 79’da ise arkasında derin Avrupa'nın olduğunu düşündüğümüz bir Fransız operasyonuyla bir yıllık bir Paris süreci içerisinde formatlanan “Yeni İran” bir proje olarak, Fransız Derin Servisi SDECE eliyle ve olabildiğince basit bir halk ayaklanmasıyla hatta MI6-CIA ve BND-SDECE’nin danışıklı döğüşüyle “Aryanların Kadim Ülkesi”nde her şey altüst edildi. Böylece İran,  “Şia Mollaizm”i diye tarif edilen bir idare eliyle Teolojik devlete dönüştü. Daha önce olduğu gibi şah yine kaçtı. Mısır'a gitti ve orada da öldü. Ancak Hanedan ailesi, babasını gömdü ve akabinde, Amerikan bankalarında yatan İran halkına ait Petro-dolarları yemek üzere Mısır’ı terk etti ve yeni vatanının yolunu tuttu. Bu düşük Hanedan, tahtını kaybetmişti fakat tacını her daim başında taşımayı sürdürdü. Yani aile, Amerika'ya varır varmaz; bir saklı törenle Son Pehlevi Prensini, Persiyan Şahı haline getirdi. Yani Pehleviler, halen kendilerini İran Şahlığının sahibi zannetmeye devam ediyorlar. Zira bir gün gelecek İran'a dönecek ve şahlık yapmaya kaldıkları yerden başlayacaklarına iman etmişler. Çünkü ailenin ve sürgündeki Şahın etrafında biriken Şuubiye ajanlarının planları, bu doğrultuda ve her an aktif.

İlk deneme manasına gelen 2009’daki ayaklanmanın arkasından gelinen 2017 başkaldırısı sebebiyle anlaşılan o ki... Şuubiye açısından vakit, bir kez daha tamam olmuş durumda. Nereden mi anlıyoruz bunu? İran sokaklarını ve meydanlarını, bir anda yakmaya başlayan göstericilerin arasında, Pehlevi Hanedanı'nın geri dönüşümü isteyen pankartlar taşıyan ve  bu konuda sloganlar atanlar arasında, o kadar çok Şuubiye ajanı var ki… Başı dönmüş göstericilere istikamet vermeye devam ediyorlar.  

İran'ın dini kentlerinden biri olan Meşhed de bir cami vaazı Hutbesi sonunda başlatılan ayaklanmanın arkasında, ilk tetikleyiciler olarak Pehlevi'ye bağlı Şuubiye ajanları olduğu kanaatini taşımaktayız demiyoruz; bu kesin!

Aynı zamanda, İran'ın doğusunda, Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Meşhed, Orta Asya Türk bölgesinin eşiği sayılan Doğu Horasan Eyaleti'nin merkezi,  ülkenin ikinci büyük şehri ve bir ziyaret merkezi olarak bilinmekte. Hz. Muhammed’in şehit torunu İmam Rıza burada metfun. Meşhed’in dini özelliğinden de istifade etmek isteyen Şuubi ajanlar, Hüccetilerle spontan olarak müttefikleşmiş durumda. Ve işin içinde, bir başka ajanlar grubunun da “İpek Yolu Sevenler”le birlikte “Kuşak ve Yol Projesi’nden Nefret Edenler” olduğunu anlamak için zorlanmaya hacet yok. Yani herkes orada! Saklı manzara, Şuubiyan-CIA ittifakının, 2017 planlamasını ne kadar akıllı yaptıklarını ortaya koymakta.

Bitmedi! Sadece, bir üstte anlatılanlar değil ayaklanmanın arkasında sıralanan güçler… Mehti Muntazar’ın annesinin, Bizans imparatorunun torunlarından olan Prenses Nercis ya da Nergis olduğunu söyledik ya yukarıda… İşte, işin bir de bu boyutu var… Vakti zamanında bir esir cariye olarak Bağdat'a getirildiği iddia edilen Bizans Prensesi Nercis,  devrin Konstantinopolis’in hâkim Hanedanlarından Makedonyalılar Sülalesinin, birey olduğu anlaşılmakta. Tabii burada sözü edilen Makedonyalılar Hanedanlığının da Büyük İskender Sülalesi ile ilişkisini atlamamak gerek. Malum! Pers İmparatorluğu'nu alaşağı eden fatihlerin birincisi olarak Büyük İskender, Mısır Ekolüne bağlı bir “Yapay Tanrı” olarak yer tuttu tarihte. Uzun seferini, Babil Ekolünü yerle bir etmeye hasretmişti. Bunu başardı. Lakin o an karşısına dikilen Türk Ekolünün surlarına çarparak, ilk ve son yenilgisini aldı ve Tanrılığı sonlandı. Bu nedenle şaşkındı ve yükselişi gibi düşüşü de çok kolay oldu. Ölümünden kısa bir süre sonra, devasa imparatorluğu, komutanları tarafından paramparça edildi. Daha sonra bu komutan hanedanlıkları da birer birer tarih sahnesinden çekildiler. Ve hanedanlıkların mensupları, ya bulundukları yerlerin küçük satrapları/beyleri oldular. Ya da Roma İmparatorluğu'nda soylu misafir olarak yaşamlarını sürdürdüler. Anlaşılan o ki… Makedonya'da varlığını ve gücünü koruyan İskenderyan Sülale, epey bir zaman sonra yaklaşık 200 yıl kadar Bizans'a da hâkim olmuştu. Peki, Bizans kimdi? Tabii ki Büyük Roma’nın doğudaki parçası… Yani Doğu Roma… Günümüzde, Roma’nın Batısı ve Doğusuyla tüm hanedan artığı soylularının bağlandıkları merkez İtalya ve onun da ötesinde Vatikan olduğu bilinmekte.

Bu bağlamda İran'a tekrar dönelim… Sasani İmparatorluğu'nun, Bizans İmparatorluğu ile sınırdaş olduğu ve iki süper gücün, sürekli savaş içerisinde olduğunu tarihler gibi Kur'an'ın da Rum Suresinde söz etmekte olduğunu biliyoruz. 638 yılında Tarih sahnesinden çekilen Son Pers İmparatorluğu sayılan Sasaniyanların tahtına oturan gerek Emevi, gerek Abbasi ve gerek Selçuki hükümdarları dönemlerinde Bizans'ın, Şuubiye ile ilişkisi olduğu tarihçiler tarafından biliniyor. Selçukilerden sonra coğrafyada kurulan gerek Safevi, gerek Avşar ve gerekse Kaçar Türk Hanedanlıklarının da Şuubiye’nin hedef tahtasında olduğu malum. Ancak bu hedef tahtasının antitezinin Osmanlı olduğu da bilinmekte... Bu nedenle Şuubilerin, Osmanlıyla Bir ilişkiye girip girmedikleri konusunda herhangi bir bilgi yok. Kanaatimizce girmiş ve kabul edilmemiş olmaları gerek…  Bunun üzerine Şuubilerin, İran Hanedanlıklarını güya kolluyormuş gibi Avrupalı bazı devletlerle Aynı masada Buluştuğumuzda ne söyleyebiliriz. Tıpkı, bir bakıma bugün olduğu gibi… Böylece kurulan, İran Avrupa ilişkisinin, bir şekilde devam ettirildiğini görüyoruz. Tabii ki bu ittifak Osmanlı'ya karşıydı. Ve kurulan ittifaklar nedeniyle İran'ın kendisi güçlü zannetmesi ve Osmanlı'ya yüklenmesi ön görülmekteydi. Bu ittifakların başında Ceneviz, Venedik gibi İtalyan şehirleriyle beraber Papalık üzerinden de yürütüldüğü tarihi gerçeklerden sayılmakta. Hatta Kanuni'den sonra Vatikan’ın, İran'ı kanatları altına aldığı Ve bu koruma halinin günümüze kadar sürdüğü bilinmekte. Papalık korumasına karşı Kanuni'nin, Bavyera üzerinden bir atakla Lutheryanizm yani günümüzün deyimiyle Protestanlığı desteklediği de vaki… Kısacası Papalık ve Avrupalı Haçlılar, her daim Şia'nın arkasında durdular diyelim.

Şunu da eklemleyelim Sözü edilen ilişkide belki, zaman içinde Metamorfoza uğramış olduğu ihtimal yüksek olan Özgün Şuubiye yoktu. Ancak Mecusiliğini, saklı bir din olarak damarlarında dolaştırmaya devam eden Kripto Şuubilerin, gerek Papalık ve gerekse diğer Avrupa hanedanlıkları ile ilişkileri her zaman var oldu. Çünkü neticede, her iki yakanın hanedanları da kendi ön kabullerine göre, Tanrıoğulları olarak birbirlerinin akrabaları sayılmaktaydı. Bu arada Batılı Aryanistlerin, Doğu Aryanistler üzerinden İran'la kurulan soy bağını da unutmayalım.

***

Bu bölümün son sözleri olarak şunu söyleyebiliriz… Ne demiştik konumuzun başlığında? 2018’in ilk günlerinde coğrafyada yaşananlar,  “İran'ın Gezisi mi yoksa  Baharı mı?” Neticede, Batının tüm Ekolleri, daha önce Türkiye'de olduğu gibi güçlerini, değişik operasyonlarında bölmeye niyetli olmadıklarını göstermiş durumdalar. Yani İran, hem “Bahar”ını ve hem de “Gezi”sini bir arada yaşamakta şu günlerde. Şunu da söyleyelim yazıyı  tamamlamadan: Burada, hedef şimdilik ne İran ne İslami rejim… Şimdilik, İran rejiminin ölümü söz konusu olamaz. Mesela on yıl, hatta icap ederse bir on yıl daha yani 2039’a kadar, Coğrafya bugünkü taş bugünkü hamam... Tabii ki Batılı Hanedanlar, bir hedef olarak önlerine, “Dinsel Formatlı Rejim”in çökertilmesini ve İran'ın, tekrar eski haline evrilmesini hatta Sasani Hanedanlığının geri dönmesi arzularını sıraya koymuş durumdalar. Ancak buna zaman var. 1979 yılında bir “Derin  Haçlı Projesi” olarak Türkiye, Ortadoğu, Suudi Arabistan, Pakistan, Hindistan, Çin, Orta Asya Türk Devletleri, Rusya  ve Azerbaycan’ın tam ortasına, saatli bir nükleer bomba gibi kurulmuş ve bırakılmış olan İran'a verilen derin vazife henüz deruhte edilmiş değil. Dememiz o ki 1979’la birlikte verilmeye başlanan onca emeğe rağmen İran, bunu başaramadı. Hatta korktu ve geri durdu. Lakin bu durum, vazifenin iptalini gerektiriyor değil. Hala her şey projede olduğu gibi yerli yerinde; sadece, ufacık bir başlangıç noktası düzenlemesi yapılıyor şu sırada. Göründüğü  minvalde Türkiye, yerini Suudi Arabistan’a  bırakmış durumda. Dolayısıyla “Nükleer Ön Kıyamet Çemberi”nin başlama noktası, kerhen Arabistan olarak düzeltilmiş durumda. Operasyon, saat yönünün tersine bir hareketle domino taşları gibi dizilmiş olan, yukarıda sıraladığımız devletlerin, birbirinin üzerine, devrile devrile ilerlemesiyle kendini gösterecek. Ve son noktada, en büyük patlamanın düğmesine basılacak. Ve ön final! Hemen söyleyelim bu “İran Odaklı Nükleer Çember Operasyonu” bir Kıyamet Savaşı/Armegedon değil. Yalnızca, “Ön Kıyamet Savaşı” olarak nitelendirilebilir.

 Ya bölünme… Efendim; bu detayla alakalı, yakın vadede küçük bir operasyon söz konusu olabilir. Bu operasyon da lokal karakterde ve Persiyan/Pers Körfezi ile ilgili bir bölünme şeklinde hayata geçirilecektir!” diye düşünüyoruz. Ya RİT Birliği... Bu konu ve diğer fasıllar bir sonraki makalemizde konu edilecek; inşallah… Ha! Unuttuğumuz bir konu var. Bilindiği gibi 2018’in dördüncü gününde Sayın Cumhurbaşkanı, Fransa'yı ziyaret etti. Ve konuyla ilgili olarak memnuniyetini belirttikten sonra; “Sayın Makron ve ülkesi ile yeni bir döneme giriyoruz!” diye bir beyanat verdi.  Bu ziyareti ve beyanatın içerdiği manayı, coğrafyanın geleceğine dair önemli bir ipucu olarak kabul ettiğimizi de belirtmiş olalım. Efendim... Konunun önsözü diyebileceğimiz bu makale, burada  tamamladı. Fakat henüz konuyu bitirmediğimizi de ekleyelim. Ve “Bundan sonraki yazımızın konusu, burada sözü edilen tarihi ve dini bağlardan hareketle bugünümüze dönük olacak…” diyerek sözü kesmiş olalım.

Kesmeden önce de diyelim ki; "Her işin doğrusunu, Kadir ve Aliym olan Rabbimiz bilir."

***

 

Yorumlar

  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 627
    Ahmet abi. Şunu merak ediyorum fransa ya neden bu kadar ayrıcalık veriliyor. .Osmanlı'dan beri fransa ayrı bir dünya ülkesi.hep ayrıcalık. .

    .Bugünkü haber Airbus dan thy 25 ucak alımı. .ve balistik füze geliştirilmesi. .

    neden böyle önemli projeler hep fransa da kalıyor. .ilk kapitulasyon anlaşma si yanlış hatırlamıyorsam fransa ile yapıldı. .Anayasamız fransa. .yahu neden fransa..
    Teşekkür edenler (2)BiKarınca Azer
  • AzerAzer Gönderiler: 593
    fransada safarat yahuleri fazlasiyla var,ve sn Erdogan afrikadan sonra fransaya gitmeyi bence iyiye bir alametdir 
  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 627
    Azer kardeş. .karşı taraf ta hemen yunanistan üzerinden cevap verdi. .yani savaşa devam
  • AzerAzer Gönderiler: 593
    kardes savas, qabilin habili oldurmesiyle baslamisdir, birde kiyametde sonlanacaq, sn Erdogan Osmanli hanedan mensublariyla bir gorus kecirmis, ve hava savunma sistemi anlasmasi da yapmis icinde italyaninda oldugu bir anlasma, ve bunlari birlesdirsen, konu kecmisdeki bir anlasmalar ve yarim kalmis bir oyuna goturyor bence, Allahualem
  • yörükyörük Gönderiler: 254
    islamdan öncesinden başlıyarak günümüze kadarki zamanda şuubiye ile Türklerin arasında bir ilişkisi olmalı, devrilen iran şahı neden Türklere sığınsın, bu tarihlerden başlıyarak günümüze kadar şuubiye ile Türklerin birbirine karışmadığını zannetmek saflık olur. demek istediğim şuubiyenin içerisinde Türkler ne kadar var ve ne kadar etkili. tam terside mümkün din büyüğü kılıfında islamın altını oyan mecusi kokulu islami akımlar mevcut bunun siyasi ayağınında olması mümkün. ismaili ağahan ların bir zamanlar iranda yönetimi ele geçirmeye çalıştığı ayaklanmada başarısız olunca hindistana kaçtığı bilgileri aklıma geliyor ağahanlar bu niyetlerinden vazgeçmemiş olabilirmi. gandi cinnah, ağahan afgani ingiliz ilişkisi ile bir zamanlar pakistan hindistan banglades in günümüz hali belirlenmişti aynı damar yolu ile ingiliz iranda birşeyler yapmayamı çalışıyor.
  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 627
    Yahu Azer kardes bu fransız lara bizimkiler o kadarda fransız değilmiş. .araştırdım tarihte bunların kicini bayagi bi kurtarmisiz. .söyle diyim avrupadaki truva atimiz gibi bisey bu franso kardeşim. .

    Pekala azer kardes bu balistik füze olayında bu Fransada bulunan Osmanlı hanedani ve Sefarad lar arasında bi anlaşma oldu gibi. .

    Şimdi soru 1..hanedanlik Osmanlı ailesi üzerinden mi kurulacak yoksa başka bi ailedenmi. .

    Soru 2 bu Sefarad lar ile kurulacak hanedan ittifak i bize ne yarar getirir. .

    Yani yeni devleti biz anadolu ummileri mi kuracak ve yahut bu sefero larmi..

    Soru 3 bu hanedanik isinde Erdoğan in yeri neresi. .

    Forumdaki arkadaş ların yorumları nelerdir bu konuda
  • AzerAzer Gönderiler: 593
    senin bu 3 sorunun cevabi hakiki tarihde sakli kardes, bildiyim bir sey var, odaki Devletin onunu acan ve bir yere kadar Devletle birlikde olanlar, Devletin kara gozune kara kasina gore calismiyorlar, Veren el alan elden hayirlidi
    Teşekkür edenler (1)Cengizhan_29
  • hakanhakan Gönderiler: 28
    Türklerin icinde hanedanlık kavramı bati daki
    Gibi el değiştirip devam etmez bizdeki gelenek
    Daha cok devrin dunya sistemi neyse onun bir ust modelini dunyaya dayatma ve kabullendirme üzerinedir selcukludan sonra kurulan osmanli buna bir ornektir zaten o zamanki kanli savaslari tek cephe uzerinde toplayarak insan olumlerinin önune geçmiştir
    Fatihlede birlikte imparatorluğunu ilan ederek
    Donemin zulmüne dur demiştir yeni donemde ve sistemde hanedanliga gerek de yoktur son zamanlarda hanedan torunlarinin medyada yer
    Alma sebepleri tamamiyle batiya bir mesajdir
    Yoksa tekrardan onlari devletin başına getirmek degil turk derin devleti binlerce yildir
    Zamana ayak uydurarak en onemlisi siyah sancağın taşıyıcısı olarak vazifesine devam etmektedir unut mayalimki burasi eski bizans
    Buranin ayak oyunlari hic bir zaman bitmez

    Safarad yahudileriyle olacak olan ittifak bize degil onlara fayda getirecek gelecek 20 yil icinde boyle giderse bitmis bir yahudilik inanci
    Yahudi halki icinde zuhur edecektir ve onlarin inanclarini nesillerine aktara bilmesi icin islamin hoş görüşüne ihtiyaclari vardir unut mayalimki bolgede israilin yasaya bilmesi icin
    Turkiyeye ihtiyaci vardir savaş aslında evanjelist yahudilerledir ve butun dunya su an onlari temizlemeye calismaktadir ve trump da bu isde gayet iyi adamlarin sonunu hizlandiriyor
    Bunun disinda eger turk askeri kutsal topraklara giden yollari kontrolüne almassa sıkıntı büyük olur
    Erdogan ve ailesi hanedan tabiyki olmayacaktir ama kendisi ilerideki dünya islam birliği bunu derken her konudaki bir birliği kast ediyorum birligin kurucu babası olarak anılacaktır
    Allah cc her şeye kadirdir.
    Teşekkür edenler (1)Cengizhan_29
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .