DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

BAHÇELİ'nin DERİN PLANI

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 293
Ocak 11 düzenlendi Kategori DERİNDUNYA MAKALELERİ
                                                                                      Türkiye Ulusalcılaşırken                                                                                            MHP YOK MU OLUYOR?
Ahmet YOZGAT 

 

2018 yılı iyi geldi. Ak Parti ve MHP’nin ittifakında yol alındı. Sn. Bahçeli, partisinin, C.Başkanı Adayı’nın Erdoğan olduğunu açıkladı… Ancaaaak!

Derindunyanın yazarlarından Sevgili Hâkim Beyaz, mealen şöyle yazdı Derinforumumuzda: “Cumhurbaşkanlığı Seçim İttifakı açıklamalarını duyduğumuz şu günlerde, daha başka ilginç gelişmelerin de hayatta olduğunu söyleyebiliriz. Bunların başında da MHP’nin lideri Bahçeli ile Ak Partinin lideri Erdoğan'ın  birbirine muvazi  yani atbaşı yürüyen açıklamaları geliyor ve siyasi gündemi  sallıyor diyebiliriz. Hani birileri “Beraber iyi salladık!” diyordu ya… İşte, yaşanmakta olan öyle bir şey... Bu süreçte Berlin’in Yeni yüzü, Akşener'le birlikte Merlin mi oldu? Hani var ya şu sihirbaz, İngiliz tiyatro oyunlarında yer alan karakter Mister Merlin ve onun “Hokus fokusculuğu”na benzer bir hamle… Bu arada… Alt yüzünü anlayamadığımız bir şekilde Bahçeli, Erdoğan’la pazarlık mı yapıyor? Eğer yapılan bir pazarlıksa bu, neyin pazarlığı? Yoksa bu durumu, “İçinden geçtiğimiz zaman dilimi süresinde “Türkiye'ye uygulanan zorlu bir sıkıştırmanın/sıkıştırılmanın getirdiği zorunluluk  hali…”  olarak mı değerlendirmek mi lazım?” diye yorumlamak nasıl olur? En zor soru: Bu pazarlıkla birlikte MHP yok mu oluyor? Yani “50-60 yıllık MHP’nin üzeri çizildi!” denilebilir mi? Niye çizildi, kim çizdi? Bir de şu husus var: Erdoğan ile Gül ve Bahçeli ile Kılıçdaroğlu kombinasyonu Erdoğan ile Bahçeli ve Kılıçdaroğlu ile Gül formatına mı dönüşüyor? Dönüşümün arkasında kim var? Dönüşürse ne olur? Fazilet Partisini kapattıran CHP, Saadet Partisi ile ittifak kuruyor da Bahçeli'nin Erdoğan ile ittifakına, neden “Patron çıldırdı!” şeklinde yorum yapılıyor?”

***

Doğrusu, olağanüstü bir şey yok hatta olan bitene “olağan altı” da diyebiliriz. “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin gereği olarak geç kalmış birliktelikler, hala 20. Yüzyılın anlayışının zorlayıcı niteliği altında, kavga dövüş devam ediyor. Bütün bunların, 2015 yılı itibariyle tamamlanmış olması gerekiyordu. Hatta bu tarihi, 2000 yılına kadar götürebiliriz. Kardeşlerimiz, yıllardan beri bizim, bu konu üzerinde akıl yürüttüğümüzü biliyor. Bu anlamda üzerine en çok makale yazdığımız, senaryo ürettiğimiz parti de MHP… En son, “Cumhurbaşkanlığı Sistemi ve MHP ilişkisi” anlamında bir makaleyi “Siyasetin Bozkurdu…” başlığıyla on beş gün kadar önce yayınlamıştık. Yani “Tandoğan Planı”nın üçüncüsünü… Ve aynı günlerde, “Türkiye “Ulusalcılaşıyor mu”? konulu bir yazı kaleme almıştık. Anlaşılan o ki ya biz, derdimizi anlatamamışız ya da kardeşlerimiz, bizim bu minvalde yazdıklarımızı atlamış olmalılar. Bu nedenle meselenin, son bir kere daha ve kısaca, üstünden geçmek arzusundayız.

Efendim! Bendeniz'in partileri, iki ekol üzerinde kategorize ettiğimizi ezberlemiş olmalısınız: Amerikan Ekolü ve Alman Ekolü partileri… Bu anlamda Türk Ekolü partilerinin de olduğunu ancak onların siyaset dışında birer dernek gibi ücra köşelerde kaldığını da söylemiştik. Söylediğimiz bir başka şey de 20. Yüzyıl itibarıyla Matruşka Aklın, Türkiye'yi Parlamenter Sistemden çıkarıp Başkanlık Sistemine geçireceğim konusuydu. Ve demiştik ki eğer Türkiye, bu sisteme geçecekse partilerin, iki “Siyasi Kamp”ta toplanması icap etmekte. Tıpkı Amerika'da olduğu gibi… Bu partilere Demokratlar ve Cumhuriyetçiler denilebilir. 1946’da Çok Partili Sisteme geçtikten sonra malum, Amerikan Ekolü, tek parti üzerinden siyaset yapageldi: Demokrat Parti, ANAP ve Ak Parti şeklinde. Sorun Alman Ekolü partilerindeydi. Derin Almanya, bu partileri olabildiğince çeşitlendirilmiş ve çok partili siyaset içerisinde partileri birbirine karşı, kıyasıya mücadele ettirmişti. Bu nedenle birbirine zıt görüşlerin temsilcisi olan bu Alman Ekol Partileri, aradan geçen zaman içerisinde atmış yıl Boyunca birbirlerini rakip Hatta düşman  edip kavga etmiş ve  elleyip siyasetteki rekabeti kan davası haline getirdiği de olmuştu. Bu nedenle 20. Yüzyıl'ın Siyaset Tiyatrosundan bir gerçeklik üreterek, takip ettikleri doktrinden, din katılığında bir inanç ve kült icat etmişlerdi. Bu nedenle 21. Yüzyılda, “Görünmez Bir Patron” istiyor diye bir araya gelip tek parti olmalarına imkân yoktu. İşte kavga, bunun kavgası… O saklı patron, 28 Şubat’tan beri, bunlara; “İlla tek çatı altında birleşin, tek parti olun, tek davanın tarafı olun!” diyor. Fakat kan davalı partiler, bir araya gelmekte zorlanıyor. Bu nedenle Alman Ekolünde istenen birlik, sancılı bir şekilde oluşturulmaya çalışıla geliyor. Neyse ki bu arada yaşanan zoraki yakınlaşmalar, tarafların arasında bir ısınmaya neden olmuş durumda.  2015'teki Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adı etrafındaki birlik; devamla 2016’daki Anayasa Referandumunda, “Evet - Hayır” şekilde şeklinde hayata geçirilen beraberlik, 2019 yılı Seçimlerinde çekingen bir ittifaka dönüşecek gibi duruyor. Ancak 2023 Seçimleri bu meseleyi kökten halledecek kanaatindeyiz. 2027 Seçimleri ise partilerin birçoğunun birleşmesi biçiminde kendini gösterecek. İşte sistem, asıl o zaman, yerli yerine oturmuş olacak…

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun arkasında, “Matruşka Akıl” bir karar almıştı. Yani Amerikan Kongre Sistemine evrilerek, “Atlantik Ötesi Kamp”ta “21. Yüzyıl Uykusu”na yatırılması düşünülen Türkiye'nin bu plana, tasarlanan zamanda uyum sağlamayacağı anlaşılınca bir plan değişimi yapılmıştı. Nasıl mı?

İşte, burada duralım ve hatırlayalım Anti-Rex Planını… Çünkü dünya siyasetinin işletim programı hala Anti-Rex… Siyasetin mimarisini, “Üç Kutuplu Dünya Sistematiği” üzerinden okumayı göz ardı eder ve “Reks Kuramı” dışında ve münferit okumaya kalkarsak, yeniden “Tek Katmanlı Zihin Jimnastiği” nedeniyle flu hatta karmaşık siyaset alanına döner ve eskiden olduğunca, “Hakikati Anlama Sendromu” yaşarız. Bu nedenle masamızın üzerine Anti-Reks’in yol haritasını, her daim sermiş olmamız lazım.

Deyip dönelim tekrar Asıl konumuza…  20. Yüzyıl uykusundan uyanan ve tam on sekiz yıldan beri 21. Yüzyıl uykusuna yatmakta huysuzluk çıkaran Türkiye, 10 Ağustos 2015 Cumhurbaşkanlığı oylamasının arkasından Amerika Ekolünden çıkartıldı. Ve yeniden Alman Ekolüne satıldı. Bu durumu, “Anti-Reks Sistematiği” üzerinden şöyle okumak lazım… Mevzubahis planın “Orta Kuşağı”nın patronunun, Almanya olmasına karar verildi. Bunun üzerine Almanya kendi kuşağını, Türkiye üzerinden formatlama çalışmasına başladı. Buna karşılık Amerika'ya da Anti-Reks’in Alt Kuşak tevdi edildi. Böylece Washington da Mısır merkezli “Güney Anti-Reks Bölgesi”nin Harita Mimarisi” çalışmalarına başladı. Bir bakıma Almanya ve Amerika kendi kuşakları üzerinden Mısır ve Türkiye kutuplarını inşa ederek buradan bir karşıtlık hatta düşmanlık bina etmeye başladılar. 201’ten beri, siyasi askeri ve toplumsal alanda olan biten, bu temel öngörü üzerinden okunursa meselenin özü, kolaylıkla anlaşıkmış olur. Örnek mi? Mesela; Kral Salman döneminin başlamasıyla birlikte aralarından su sızmayan Suudi Arabistan ile Türkiye'nin, 2017’nin ikinci yarısında aralarının bozulmasının nedeni işte bu? Ve bu minvalde, diğer hususların okumasını da size bırakıyoruz. Ancak atlamadan söyleyelim: Anti-Reks’in Kuzey Kuşağı konusu hala muğlak... Elbette, orasının merkez ülkesi Rusya olacak fakat şimdi de Rusya, 21. Yüzyıl Anti-Reks uykusuna yatmamak için direniyor; Tıpkı Türkiye gibi. Bu anlamda bölgede, siyasi bir operasyonun başlama ihtimali çok yakın… Bekleyip göreceğiz…  

Ve tekrar dönelim kendi asıl konumuza… Geçen yüzyılın aksine, Türkiye'nin tek başına nüfuz sahibi olan Almanya, tabii ki Demokrasinin gereği olarak Anadolu’daki siyaseti, iki ayrı zemin üzerinden bina edecekti. Burada bir durum tespiti yapmak gerekiyordu. O da ortak siyaset zemininin temel renginin ne olacağı hususundaydı. Yani 20. Yüzyılda olduğu gibi “Her tarladan bir kesek…” deyiminde olduğu gibi alacalı bir siyaset mi tercih edilmeliydi; yoksa tek rengin iki değişik tonu mu? Anlaşılan o ki karar ikinci şık lehine çıktı Yani bir rengin iki tonu…

Malum...  AK Parti, 2012’den itibaren, Amerikancı Ekole bağlı bir parti değildi. Fakat Alman Ekolünden olmadığın da biliyoruz. O halde, kolları sıvayan “Alman Kolonyal Aklı”nın yapması gereken evvela, AK Parti'yi Alman Ekolünün bir parçası, ardından da Türk Siyaset alanının bir “Kutbu” haline getirmek olacaktı. İşte bu operasyon, 2017’nın 16 Nisan ayından daha doğrusu, Sn. Devlet Bahçeli'nin; “Getirin Meclis’e Başkanlık Meselesini halledelim!” beyanatını verdiği günden beri yapılmakta.

“Türkiye Ulusalcılaşıyor mu?” konulu makalemizde de dendiği üzere, bir Alman Ekol fikriyatı olan “Kavmiyetçilik”ten 1908’den itibaren sınırları çizilen “Milliyetçilik”in aynı argümanları taşıyan antitezi olarak “Ulusalcılık” anlayışı üretileli çok olmadı. Milliyetçiliğin antitezi olması için sosyalist bir partiye ödül olarak verilmişti Ulusalcılık kavramı… Mevzubahis parti, 1990’dan sonra bu kavramın içini dolduracak ve oradan bir ideoloji üretecekti... O parti, daha önce “İşçi Partisi” olarak bilinen adını “Vatan Partisi” yaparak, Ulusalcılığın resmi kamp adresini belirlemiş oldu. Tarih 2015... Ve Böylece kavmiyetçilik yeğen tutulmuş bir milliyetçilik ve ulusalcılık girdiğimiz yüzyılın kullanımına hazır hale gelmiş oldu. Tez olarak Milliyetçilik ve Antitez olarak Ulusalcılığı, 20. Yüzyıl “Sağcılık ve Solculuk Tarafgirliği” üzerinden tarif etmek gerekirse, “Milliyetçilik, Sağcıların ulusalcılığı; Ulusalcılık da Solcuların Milliyetçiliğidir.” şeklinde belirlenebilir. Bu tariften anlıyoruz ki… Almanya, artık nüfuz sahasındaki Türkiye'nin politik alanını, karşıt anlayışlar üzerinden bina etme niyetinde değil. Berlin, halen uhdesinde olan Kavmiyetçilikten keserek biçimlendirdiği iki kardeş varyant zemininde, eskisinden daha mutedil bir ülke planlamakta. Zira Alman Aklı, bütün bir yüzyıl, “Anti-Reks Orta Kuşak”ının politik kargosunu taşıtacağı Türkiye'de siyasetin, geçen yüzyılda olduğu gibi kavgalı bir karakter taşımasını istemiyor. Yani ülkenin, bu yüzyılda sakin bir siyaset üzerinden büyümesini ve zenginleşmesini, kuşağının selameti açısından uygun görüyor. İşte bu nedenle istikbali, iki karşıt partiden değil, sadece MHP üzerinden bina ediyor. Daha doğrusu MHP'yi ikiye ayırarak Milliyetçilik ve Ulusalcılık kamplarını oluşturuyor; diğer partileri de bu iki kampa ve birbirlerine yakın oy oranı alacak şekilde taksim ediyor. Kısaca Derin Berlin, gerek Milliyetçilik, gerek Ulusalcılık fikriyatını, MHP'nin taban müktesebatından aparıp siyaseti,  Ülkücülükten sağdığı “Yerli” gibi algılanması kolay bir anlayış üzerinden yürüterek, istikbali iki ayrı istikamete yönlendirmekte. Bu nedenle teatral bir operasyonla bölünen ve MHP ile İyi Parti şeklinde ayrılan Milliyetçilik ve Ulusalcılık siyaseti, şimdilerde kendi yerlerini belirlemiş durumda.

Bu arada hemen soralım... “Alman Aklının bu saklı planından MHP'nin beyni haberdar mı? Kuvvetle muhtemel! Yani Sn. Bahçeli ve Sayın Akşener bu konuyu biliyor olsa gerek… Bu nedenle 21. Yüzyılın Türkiye'sinin oluşmasını sağlayan iki siyasetçi olarak tarihte yer alacaklarının sevinci içinde olduklarını da söyleyebiliriz desek yalan olur mu? Yalansa yalan desinler… Hodri meydan!

Peki! “Bu Derin siyasi mimaride AK Parti ve Erdoğan'ın durumunu nasıl tarif etmek gerekir?” sorusunun cevabı olarak şunları söyleyebiliriz... Elbette, “Yeni Siyasetin Sol Kutbu”nun temel partisi bundan sonra yani 2019'da olmasa bile 2023'te İyi Parti olacak… Buna karşı, “Siyasetin Sağ Kutpu”nun temel partisinin de MHP olması gerekmekte. Fakat sandık ikinci kutba müsaade etmiyor. Bu sebeple Amerika ile ilişkisini koparmış ve ara yerde kalmış olan AK Parti'nin halk tabanındaki tercihinin, MHP tarafından kullanılması icap ediyor. Bunun için de hızlı bir şekilde AK Parti'nin adresinin, “Milli ve Yerli” diye tarif edilen bir değiştirilmesi elzem. Bu işi, bazı Ülkü taraftarlarınca “edilgen” olarak tarif edilen Sn. Bahçeli yapıyor gibi görünmekte. Yani Bahçeli, AK Parti’yi, Milliyetçi bir parti haline dönüştürme görevini üstlenmiş durumda. Bu görevini de çok iyi yaptığını söyleyebiliriz. Bu nedenle eski AK Partili Bülent abi feryat ediyor: “AK Parti'nin MHP’lileşmesine izin vermeyiz!” diye. Ancak onu dinleyen kim?! Artık Sn. Bahçeli, daha önce karşı çıktığı tüm AK Parti meselelerine evet diyen bir başka Bahçeli’nin rolünü oynarken; mesela Cumhurbaşkanlığı Sisteminin sahibi haline gelmiş durumda. Bunun gibi AK Parti'nin MHP'lileşmesi yolundaki tüm engelleri kaldıra kaldıra ilerliyor; hem de bu esnada açtığı her yolun ilk yolcusu ve sahibi sayılıyor. Mesela… Acilen ittifak istiyor ve “Cumhur İttifakı” yolunu açıyor. Durmuyor; partisinin Cumhurbaşkanı adayı olarak Erdoğan'ı öne sürüyor ve onu, 2023’ten sonra dahi destekleyeceklerini açık açık söylüyor.

Öyle ki bu hızlı durum karşısında Ak partililer bile şaşırmış haldeler. Zannediyoruz; bu şifre kırıcı açıklamamızdan sonra şaşkınlıkları, kısmen izale olacak. Aynı Öfkeli şaşkınlığı yaşamakta olan Ülkücülere gelince… Onlar da başbuğlarının böylesine geniş kapsamlı ve ucu yüzyıllara uzanan bir siyasi senaryonun yazıcısı olmasından haberdar olunca, gizli bir gurur duyacaklar. Nasıl duymasınlar!? Ülkenin Yeni Sisteminden sonra Yeni Siyasetini de formatlayan bu senaryo ile “Son Başbuğ”un  dava arkadaşlarından biriyle yani “İyi Kadın”la kafa kafaya vererek “Yeni Türkiye'nin Kurucu Babası ve Anası” olma yolunda hızla ilerliyor. Bu az buz bir şey mi? Yok olma, erime illüzyonunu seyre daldığımız MHP ise Kurucu Baba ve Ana” sayesinde, “Resmi Siyasi Sistem”in iki kanadının da bağlı olduğu bir “Derin Merkez” haline geliyor. Ve kimse onu, durduramıyor. Çünkü arkasını sağlam kayaya dayamış durumda.  

Peki soralım… AK Parti ve Sayın Erdoğan, böyle bir derin planın parçası olduğunun farkında mı acaba? Tabii ki farkında… 2002’de Amerikan Ekolünden bir “Kitle Partisi” olarak siyasi hayatına başlayan AK Parti, doğal olarak, bir “İdeal ya da İdeoloji Partisi” değildi. Ancak 2012’de ayrı baş çekip Türk Ekolüne evlilikten sonra şiddetle bir ideale ve fikriyata ihtiyaç duymaya başladı. Onun, bu ihtiyacına cevap verecek olan elbette Milliyetçi ve Mukaddesatçı bir fikirdi. Ve AK Parti, bu fikri MHP’de buldu. Matruşka Akıl mahfellerinde 21. Yüzyıl Türkiye'sinin kurucu partisi olması kararlaştırılmış olan MHP'nin de oy deposu olan bir partiye ihtiyacı vardı. İşte iki partiyi buluşturan temel neden bu oldu.

Bu arada… Madem AK Parti ve Erdoğan bu planın farkında, “O halde niçin böylesi netameli bir yola giriyor?” diye sorulmalı gayet tabii... Bu ortaklıkta Bahçeli, AK Parti üzerinden MHP'yi yeniden nasıl bina etmek istiyorsa Erdoğan'ın da MHP üzerinden kendi partisini yeniden ve yerli bir parti şeklinde bina etme düşüncesinde olduğunu söyleyebiliriz. Sonuç olarak AK Parti, MHP’lileşecek; MHP de kimliğini Ak Parti’ye vererek onu, umutvar kılacak ya da eğer öngörü doğruysa Almanların oluşturdukları ulusal siyaset zemininde kendisini, kendi ismiyle var edecek. Fakat ilerleyen zamanda Yeni Ak Parti'nin sahibi, Erdoğan anlayışındaki politikacılar mı yoksa Bahçeli istikametindeki politikacılar mı olacak? Asıl mesele bu... Bunu da zaman gösterecek…

***

Yukarıda sözünü ettiğimiz Türkiye'nin ulusalcılaştığına dair yazılan “Siyasetin Bozkurdu Bahçeli ve Tandoğan Planı” başlıklı makalenin son bölümünde şöyle demiştik… “Tamam, anlaşıldı; bundan böyle siyasi hayata egemen olan bir Ulusalcı Türkiye'den söz ediyoruz. Fakat Demokrasinin gereği olan partiler ya da siyasetin mühendisleri,  nasıl yapacaklar da “Bir Ulusalcılık”tan ya da “Bir Milliyetçilikten” birbirine rakip “İki Ulusalcılık” veya “Bir Milliyetçilik ve Bir Ulusalcılık” bina edecekler?  Mevcut Ulusalcılığın, varsayılan iki varyantının, birbirinden farklı  renk tonunun kaynağı neresi? Ve bir başka soru daha… Bütün bunlara, kim karar verdi ya da “Son Siyasetin Yeni Mühendisleri” kim ya da kimler? AK Partinin Erdoğan'ı mı, MHP’nin Devlet Babası mı ya da Almanya’nın Onkel Gerhard’ı mı? Ve hatta makalemize son anda dâhil olan Vatan Partisi'nin Perinçek’i mi; kim? Bitirmeden bir soru daha ekleyelim yazının burasına… Ya tasarlanan İki Ulusalcılık, bir süre sonra eski bildiklerini hatırlar ve 21. Yüzyıl alışkanlığından mülhem bir “Sağcı Ulusalcılık” ya da “Solcu Ulusalcılık”a dönüşürse ne olur?”

Evet! Üst paragrafta sormuş olduğumuz soruların birçoğunun cevabı, bu makalede verilmiş oldu. Bir daha altını çizelim… “Bütün bunlara, kim karar verdi ya da “Son Siyasetin Yeni Mühendisleri” kim ya da kimler? AK Partinin Erdoğan'ı mı, MHP’nin Devlet Babası mı ya da Almanya’nın Onkel Gerhard’ı mı?” sorusuna karşı diyebiliriz ki. “Tabii ki Almanya'nın eski Şansölyesi Onkel Gerhard…” diyelim. Ve buraya da bir kılçık atmama müsaade edin... Sahiden, Onkel Gerhard mı? Malum! Eski Şansölye Yeni Kayzerin’in verdiği görevle bir ay kadar önce, Sn. Erdoğan'ın dostu olarak geldi gitti Türkiye'ye. Giderken de alıp götürdü “Asıl Patron”un istediğini… Yanlış anlaşılmasın sözünü ettiğimiz götürülen kargo, Almanyalı Aktivistler değildi. Bu bir ekolleşme sözüydü ve bugünlerde sözü edilen ekolleşmenin dönüşümü yaşanmakta… Tamam da bu cümleden çıkarttığımız “Asıl Patron” kim? Efendim bunu öğrenmek için biraz daha beklemeniz gerekmekte… Biraz sabır!

Alıntıladığımız bölümde yer alan; “Ve hatta makalemize son anda dâhil olan Vatan Partisi'nin Perinçek’i mi Ulusalcı Türkiye'ye formatını kurgulayan?” sorusunun bir anlamı kalmadı zannediyoruz. Fakat Sn. Perinçek için söylenecek başka şeyler var. Onu da kendi makalesi içerisinde anlatacağımızı söyleyelim. Ve bir kez daha “Biraz sabır lütfen!” diyelim.  

Ve taşıdığımız son soru şöyleydi hatırlanacağı gibi… “Ya tasarlanan Ulusalcılık, bir süre sonra eski bildiklerini hatırlar ve 21. Yüzyıl alışkanlığından mülhem bir “Sağcı Ulusalcılık” ya da “Solcu Ulusalcılık”a dönüşürse ne olur?” Aslında cevap kısa, olursa olsun! Zaten olması istenen de böyle bir netice. Lakin şunu da eklemek durumundayız… Sağcılık ve Solculuk, anlayışının geçen yüzyılda taşıdığı anlamın, bu yüzyılda başkalaşacağı kesin! Ya da yeni halleriyle eskisi kadar keskin bir Sağcılık ve Solculuk tarifi yapmak mümkün değil. Çünkü eski keskinliğin, bu yüzyıla yakışması söz konusu değil.  

***  

Şimdi geri dönelim ve Hâkim Beyaz'ın en zor sorusuna verelim sırayı. Diyordu ki Sevgili Hâkim; “Bu pazarlıkla birlikte MHP yok mu oluyor? Yani “50-60 yıllık MHP’nin üzeri çizildi!” denilebilir mi? Niye çizildi, kim çizdi? Bir de şu husus var: Erdoğan ile Gül ve Bahçeli ile Kılıçdaroğlu kombinasyonu Erdoğan ile Bahçeli ve Kılıçdaroğlu ile Gül formatına mı dönüşüyor? Dönüşümün arkasında kim var? Dönüşürse ne olur? Fazilet Partisini kapattıran CHP, Saadet Partisi ile ittifak kuruyor da Bahçeli'nin Erdoğan ile ittifakına, neden “Patron çıldırdı!” şeklinde yorum yapılıyor?”

Efendim… Yukarıda anlattığımız Matruşka Aklın Derin Türkiye planıyla ilgili olarak, “Bu pazarlıkla birlikte MHP yok mu oluyor? Yani “50-60 yıllık MHP’nin üzeri çizildi!” denilebilir mi? Niye çizildi, kim çizdi?” Sorusuna cevap olmak üzere diyebiliriz ki bu pazarlıkla birlikte MHP kendi adresinde erime ve yok olma sürecine girmiş durumda… Fakat bu sadece bir tabela erimesi olarak nitelendirilebilir. Çünkü Yeni MHP kendini, AK Parti'nin bedeni içerisinde hem de güçlü bir ruh olarak yeniden şekillendirecek demek mümkün. Devamla… “Erdoğan ile Gül ve Bahçeli ile Kılıçdaroğlu kombinasyonu Erdoğan ile Bahçeli ve Kılıçdaroğlu ile Gül formatına mı dönüşüyor? Dönüşümün arkasında kim var?” sorusunun cevabı evet olmalı. Lakin kombinasyonda yer alan “Gül” hususunda çok emin değiliz. Bu anlamda Meral Hanımın adının altını çizmek daha akla yakın gelmekte. Londra Ekseter çıkışlı Sn. Gül’ün, Alman Ekolleri üzerinden formatlanan bir siyasette şık duracağı konusunda endişeliyiz.

 Paragrafa ek olarak… Almanların böyle bir planı olur da Erdoğan ve ülkesinin “Devlet Aklı”nın bir Alman Planı yok mu? Hem de 15 Temmuz’u yaşamış bir ülke olarak? Hem de Kudüs Sorunun, başarıyla çözmüş bir ülke olarak? Olmaz olur mu efendim? Tabii ki o konuyu da deşifre etmek boynumuzun borcu…  Ama şimdilik bir kuble... Temel olarak yukarıda anlattıklarımız 15 Temmuz öncesinde, Berlin Ekolünün C Planı olarak  işlenmekteydi. Ancak ilerleyen zaman içinde, Türk Derin Devlet'inin takibinde olan bu plan, fire vermeye başladı. Yani Türkiye, böylesi planların altına sığamayacak hamlelerle ilerliyor ve Batı karşısında mevzi kazanıyordu. Aynı mevzi, Alman Ekolünün yerli unsurlarının da makas değiştirmesine neden oldu sanıyoruz. Ve iş vardı Derin Devlet Aklının karşı atağıyla istikamet değiştirdi. Ve planları, Almanlara karşı kullanılan "Türk Ekolünün Derin Planına dönüştü. İşte bu nedenle Erdoğan ve Bahçeli buluştu ve kanaatimizce planın ayrıntılarını konuştular. Her toplantı biraz daha ilerletti işi ve sonunda, 2018 Ocak ayının ilk on günü içerisinde tatlıya bağlandı. Ve Sn. Destici'nin verdiği destekle "Milli Mutabakat"a dönüştü. Elbette Emperyal Almanlar, şu an, ellerini ovuşturup kalmış durumda olsalar gerek. Bundan sonra ne yapacaklarını merakla bekliyoruz. Ancak Derin Türk Aklı, epey bir zamandan beri, karşı hamleyi başlatmış durumda. Hemen haber vereyim, iki hafta önce, eski bir arkadaşım Almanya'daydı. Saksonya bölgesinde bir toplantıya katıldı. Şubat ayında ikincisi yapılacak toplantıya bazı Almanların da katılacağının haberi, işin sıkı tutulduğunu göstermekte. Şimdilik bu kadar...

İlaveten… 2019 Seçimlerine kadar, İyi Parti’de yaşanması muhtemel gelişmeler, durumun son biçimini belirleyecektir denilebilir. Bu gelişmelerin ne olduğu hususunda bir öngörüde bulunmak gerekirse şöyle diyebiliriz; “Kanaatimizce, İyi Parti’nin nüfusu artacak gibi... Böyle derken, hem teşkilatlardaki parti üyesi, hem de Meclis’teki sayıdan söz ediyoruz... Hatta bu konuda bir öngörü daha kayda geçelim: Cumhurbaşkanı adaylığı anlamında, karşısındaki adayı Sn. Erdoğan'ın belirleyeceğini söylemekte bir mahsur görmüyoruz. Yani “Sn. Erdoğan Akdoğan’la mı yoksa Kılıçdaroğlu'yla mı yarışacağına kendisi karar verecektir!” diyelim olsun bitsin…  

Son bir husus… “Fazilet Partisini kapattıran CHP, Saadet Partisi ile ittifak kuruyor da Bahçeli'nin Erdoğan ile ittifakına, neden “Patron çıldırdı!” şeklinde yorum yapılıyor?” demişti ya Sevgili Hâkim… Bu cümledeki “patron”  sözcüğü, yukarıdaki verilerden yola çıkarak diyebiliriz ki MHP'nin patronu olarak algılanmamalı. 21. Yy’ın Yeni Siyasetini şekillendiren bir kurucu baba olarak nitelendirilebilir patron. Eğer bu niteleme doğru ise yukarıdaki cümleyi sarf eden parti anlamında CHP'nin hiçbir anlamı kalmayacak. Yani Yeni Yüzyılda CHP'nin yerini, Derin MHP'nin alacağını söyleyebiliriz. Buradan hareketle geçen yüzyıla ait, kerametleri kendilerinden menkul “Beyaz Seçilmişler”in partisi olarak sıfatlana bilecek olan  CHP hiçbir anlam ifade etmeyecek. Ve siyaset dışı kalacak bir “Homodeus Cemaati”nin minyatür teşekkülü halini alacak. Ee... Bu durumda, kızmasın da ne yapsın mevzubahis partinin sözcüsü? Bu nedenle sözcü, Yeni Yüzyılın Siyasi Patronu olması muhtemel MHP Başbuğu için diyor ki “Patron Çıldırdın mı sen? Geçen yüzyılın Devlet Partisi olarak CHP'yi nasıl yok sayar ve onun yerine konuşlanırsın?” Ve biz de diyelim ki “Eloğlu politikasını akıllı yapar, siyasetin senaryosunu akıllı yazar ve politik satrancı doğru oynarsa herkesin yerine oturabilir. Adam olsaydınız da oturtmasaydınız.

Ve Efendim… Konumuzu burada tamamlamış oluyoruz. Fakir, yine hariçten gazeller okuduk ve büyüklere masallar anlattık Ancak bunların hiç bir hükmü yok’ Çünkü hakikati yalnız Aliym olan Allah biliyor!

 ***

«1

Yorumlar

  • AzerAzer Gönderiler: 593
    Gulun gorunusu haricidirse, tohumudami haricidir, yoksa coktanin bir planimiydi bugunler ucun mallum olmuyan aklin, sn Erdoganinda bir bildiyi var elbet
    Teşekkür edenler (1)caner1453
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 400
    Bir havuz yapıp değişik görüş ve fikirlerle havuzu zenginleştirip dolduracaktık ama Ahmet abimizin bu makalesi ile havuz doldu ve taştı. Kendisine teşekkür ederiz.
     Yine de forumdaşlarıma sormadan edemeyeceğim. Tamam  MHP böyle bir kurgu içinde olabilir.  Fakat Ak parti içindeki '' METAL YORGUNLUĞU '' olarak ta tanımlanmaya çalışılan durum nasıl anlatılabilir? . Bu metal yorgunluğu birkaç belediye başkanını görevden almakla giderilmiş mi oldu ? Yada giderilebileceği mi saniliyordu ?
    Yoksa  böylesi bir evliliğin adı her ne olursa olsun tabanda olumlu karşılanmışmıdır ?.   Böylesi bir birliktelik toplum tarafından arzu ediliyormuydu ?. Metal yorgunluğu olarak tanımlanmaya çalışılan sıkışıklık hali yoksa bu evlilikle mi aşılmaya çalışıldı ?  önemli olan bu  evlilik değil bundan sonra evin nasıl döşenmesi gerektiğidir  diyenlerdenmisiniz ?.
    Sorularımıza sevgili forumdaşlarımız ne der acep. 
    Teşekkür edenler (2)caner1453 Cengizhan_29
  • hakanhakan Gönderiler: 28
    Derinlerin devlet beye verdiği talimat mi var?
    2023 uçü bilmem ama 2027 de devletin cumhur başkanılığı mhp kökenli bir kişinin gececegini düşünüyorum allahu alem mesele şuki devlet kendini beka sorunu gördüğü zaman böyle operasyonlar yapar devlet bey geçen gun söyledi biz hic bir pazarlik yapmadan buna destek veriyoruz dedi ve noktayi koydu akp icindeki kripto fetöcüleri temizlemek icin devlet beyin yardımını istedi aslinda bu almanyaya verilmis bir mesajdir
    Hatirlarsaniz devlet bey rahatsizken teşkilatlarda bir dedi-kodu yayıldı hemde ona cok yakin isimler tarafindan yapildi bu devlet beyin yakinda öleceği ile alâkalı birileri devlet
    Beyin olmesini istiyordu ama turk akli bu oyunu kendi lehine çevirerek onlara bir gol atti
    O saatten sonra zaten bu ittifak kaçınılmaz hale gelmişti su an iki partide bir bir leri uzerinden iclerindeki fetöçülere mesaj veri yorlar son bir kac gunde kripto fetoculerin kendi elleriyle teslim olmalari da bu ittifakin bir
    Sonucudur muhafazakar mhp ve milliyetçi akp
    Kulaga gayet hos geliyor unut mamaliki fetoden once mhp güneydoğuda burokratik olarakda cok güçlüydü birde askeriyenin icindeki milliyetçi damarinda kuvvetli olduğu bilinir reisi cumhurun yardimina gonderilen devlet bey bu vazifesini gayet iyi bir şekilde yapmaktadir kendisininde dediği gibi mesele vatanise bizim icin diyor geri kalan hiçbirşey onemli degildir biz bunu derinlerin verdigi bir mesaj olarak anliyoruz unutmayalimki bir devlet ne kadar derinse o kadarda sağlam temelleri var demektir birde reisi cumhurun bir sozu var bilirsiniz biz kefenimizle bu yola ciktik
    Diyor yani olmek var donmek yok ozaman bizde diyoruzki allahin izni ile allah devlete ve millete zeval vermesin
    Buna mukabil metal yorgunlugu aslinda reisi cumhurun fetoculere verdigi bir mesajdir ya gidin diyor gitmesseniz olacaklardam ben mesul degilim demek ıstiyor
  • AzerAzer Gönderiler: 593
    evlenen ciftin evi nasil dosemesinden once, ciftlerin kim olduguna onem veren birisyim, yani disi ve erkeyin genine ve derindeki maksadina onem vermek lazim, sayet bir aylleyi disardaki saldiri diyil, icdeki ihanet yika bilir, ve ya zamanla ayleyi maksadini ve kimliyini deyise bilir,  benim gorduyum 300 yilldan cokdur  orduya ve devlete sizan qayri milli maksatli insanlar, ne tam olarak ordudan nede tam olaraq devletden temizlenmemis, ordunun icindeki tam mallum olmuyan bir akil, orduda 2 kez temizleme yapdirdi kendisini desifre etmeden,  asil soru o akilin maksadi nedir? cunki peyqanber efendimizin muhammed s.a.v.  bir hadisi var, nasilki birgun Istanbul feth olunacaq,, demise, birgun roma feth olunacaq da demis, yani ordunun yonu birgun oralara duseceyini, bizden iyi biliyorlar, o gun icinmi bir hazirlik  varmi,? ayrica mhp nin ordu icersinde etkisi olduguna inaniyorum, ayrica benim endise etdiyim chp nin yem edilib asil olan tehlikenin gozden kacmasini sagladiklaridi veya saglamak istiyorlar, kisacasi benim konlumden,, saf Selcukluyla saf Osmanlinin evlenmekleri, keciyor, saf dedim gorunusde ve sozde diyil, saf genetiyi S.O olan ve asil gorevinin ve misyonunun ne oldugunu bilen ve iman edenlerin evlenmesini istiyorum, Allahualem ve kesin olaraq bildiyim, yuce Allahinda oyunlarin uzerinde olan bir oyunu var

    yapay problemlerle ve oyunlarla bizim yonumuzu ve fikirmizi basqa yone cekiyorlar, ve birgun Musluman Turkun uyanicagini biliyorlardi, ve coktandi asil hazirliklarida bizler uyaninca bizle savasmak diyildir, tamamen basqa bir seydir 
  • hakanhakan Gönderiler: 28
    Hocamizinda dedigi matruska akil budur iste
    Iki defa orduda temizlik olur ama devlet firat kalkanini yapmaktan geri kalmaz onlarin matruska plan lari varsa elbet tarihin en eski devlet yonetme becerisine sahip olan müslüman turk lerinde derin bir birikimi vardir
    15 temmuz ama devlet suriyede acaba bunu dunyada kac devlet yapa bilir bizce bu bize hasbir ozellik su an ki birliktelugin sebeplerinden biriside bizim devlet olarak herkese mesafeli dur mamuzdir herkez bizi kendi planlarinin icine almak istiyor ama biz hala bag8msiz olmak ic8n ayak diretiyoruz ve bunuda başaracağız o guc ise devletin beynidir insan omurleri kisadir ama devletlerin omurleri uzundur ve barindirdiklari bilgi cok genis bir muktesabata sahiptir bir laf vardir ya iştir kisinin lafina bakilmaz cunki ana amac icraatta gizlidir artik yeni turkiye milli degerler uzerine oturacaktır sustem belli turk tipi başkanlık sistemi yani 50+1 bunu alabilen devleti yonetecek
  • AzerAzer Gönderiler: 593
    matruskadan matruskaya fark var, ve bazen matruskanin icinden unmadigin bir surpriz cikar, oyun cu olan matruskanin en derindeki kucuk matruskasini hangi rengde oldugunu asla anlayamaz, meselede budur + 1 sizma girisimi olub olmadigi, gelec zaman ucun
  • GüneyKutbuGüneyKutbu Gönderiler: 305
    Yahu bişey soracam bu siyaseti de partileri de hangi insan evladı icat etti?
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 400
    Ocak 13 düzenlendi
    Sevgili Güney   Casusluk, fahişelik ve Şamanlık iblisin öğretilerindendir.  Şamanlık zaman içerisinde değişime uğrayarak siyaset ve Avukatlık olarak modifiye edilmiştir. Siyaseti kim icat etti demişsin ya Kısaca iblis diyelim olsun bitsin.
    Siyaset ve partiler Demokrasinin birer araçlarıdır. Demokrasi mi üstündür, Hukuk mu üstündür diye sorabilirsin.  cevap elbette Hukuk olmalıdır. Çünkü Sokrates  bile oylayarak idam edilmiştir. Diyerek parantezi kapatalım konu dağılmasın.
    Saygılarımla
    Teşekkür edenler (1)GüneyKutbu
  • yörükyörük Gönderiler: 254
    iktidar yada muhalefet kimler olursa olsun iki tarafın içinde de mhp var yada olacak. daha ileri versiyonunda iki tarafa şekil verip yön verebilecek kadar diğerlerini kendi içinde eritip yok edecek, en sonunda ise devlet bahçelinin sol eli muhalefet sağ eli iktidar olacak. chp ve akp, mhp nin gölgesinde kalacak. ben bunu anladım.
  • hakanhakan Gönderiler: 28
    Tanrilar neden avrupayi terk etmek istiyor
    Hocam selamlar allah sizden razi olsun
    Rahmetli abdül hamit hanin 100 yillik planinin
    Şifrelerini cozmeye calisan sahte tanrilar bunu
    Çözemeyince avrupayı terk etmek zorunda mi kaliyorlar abdul
    hamit hanin avrupada kurdugu
    Ve bugünlere kadar gelen hucrelerin uyandirilip
    Turkiyenin bagim sizligini saglamak icin calisan vatan evlatlari sunu bilelimki onlar nekadar bizim içimizdeler se bizde onlarin o kadar icindeyiz ve kutsal ittifaklarının parcalanmasina sebep olan ve ne yapacaklarini bilemedikleri bir durumu onlara
    Yasatiyoruz
    Akp ve mhp nin su anki ittifak görüntüsü ve algisi aslinda tam istenildiği gibi gidiyor algiyi yonetmeye calisanlar bunu gayet iyi yapiyorlar
    Sanki alman ekolünün istediginin bu oldugu
    Algısını insanlara inan diriyorlar bu goruntu
    Bizim içinde farkli planlari uygulama izni veriyor
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 400
    Şahsen ben sevgili Yörük gibi düşünmüyorum. Şu anda bunu uzun uzun değerlendirmeyecegim.sadece şunu söyleyebilirim AK parti bu kadar kolay lokma değil bir ikincisi MHP kapsayıcı bir parti değil. 
  • yörükyörük Gönderiler: 254
    arkadaşlar yakın zamanda Türkiye  de yeni bir kalkışma girişimi yada niyeti def edildimi haberi olan varmı, sanki havada öyle bir koku emareleri var. kaçırdığımız birşeylermi oldu geçen ayda gündemi takip edemedim. banamı öyle geliyor herşey normalmi.
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 400
    Sevgili Yörük aynen söylediğin gibi Türkiye'de bir darbe oldu. Anayasa darbesi oldu. Anayasa mahkemesi tutuklu 2 gazetecinin tahliyesini istedi. Anayasayı askıya aldı haddini aştı adeta anayasayı yok saydı bugün bunu yapan yarın cumhurbaşkanının da meşruiyetini sorgulatabidir.  Öyle ya ortada anayasa yok. Varsa da adamlar takmıyor. Düşündürücü 
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 400
    Ayrıca bunların Abdullah GÜL ün çıkışları ile bir bağı varmı bende bilemedim. Fakat zamanlaması manidar. 
    Adam yolda giderken farkına varmadan köpeğin kuyruğuna basmış köpek birdenbire hav diyince korkmuş ve demiski galiba bu kuyruk ile ağız arasında bir ilişki bir bağ var.
    Sencede düşündürücü degilmi. 
  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 627
    Evet arkadaş lar bencede havada bi değişiklik var. .Bu Soysuzlar bişey peşinde ve bu afrin operasyonu ile başlayacak gibi..ama karşılıgi olurmu derseniz ne ile geleneklerine bağlı. ..ama boş durmayip gelecekler
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .