DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

ERDOĞAN’IN VATİKAN ZİYARETİ

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 304
Şubat 9 düzenlendi Kategori DERİNDUNYA MAKALELERİ
Yeni Dünya Oyununun Arka Planı
ERDOĞAN’IN VATİKAN ZİYARETİ 
Ahmet YOZGAT 

 

2015 Yılı ortasında, başlığı “Mesih geldi; Ankara’da Dinleniyor!” olan bir makale kaleme almıştık. Orada, 1980’de Hakkârili çobanların bulduğu Barnabas İncil’inden söz etmiştik. 2014 Yılında Papa’nın, Ankara ziyaretini de bununla ilgilendirdiğimizi hatırlamalısınız.  O yıl, “Mesih” diye adlandırdığınız, buluntu  “Kutsal Kitap”la Papa’nın ilgilendiği üzerinde durmuş ve "Acaba, Papa, bu kitabın peşinde mi?" kuşkumuzu da dile getirmiştik. Acaba, son ziyaretin amacı,  söz konusu kitabı Papa'ya vermek olabilir mi? Yani 2014’te yarım kalan alış veriş, bu sefer tamamlanabilir mi?

***

Yazının en başında, şunu söyleyebiliriz… Kanaatimizce, herhangi bir endişe etmesine mahal yok. Barnabas İncili, Papalık’a verilmez; nokta. Lakin ve gerek duyulursa Ankara’nın, Barnabas İncili’nin içeriğinin hatta varlığının şimdilik, açıklanmama garantisini vermesi mümkün. Belki de yapılan bu ziyaretin işlevlerinden, biri bu olabilir. Çünkü şu anda Türkiye, Afrin’le başlayan "Türk’ün kabaran ayranlığının son seferi" diyebileceğimiz bir "Global siyaseti sakinleştirme" ve "Batı’nın kurduğu üç yüz yıllık “Zulüm ve Acılar Dünyası”nın zalimlerin planı olduğunu ve Global Siyasetin yalanlar üzerine kurulduğunu, istenirse ortalığı kasıp kavuran Kaos halinin sonlandırılabileceğini Ortadoğu özelinde, tüm insanlığa gösterme hamlesi"nde yollarda… İşte, bu sebeple çok bunalmış ve yapayalnız kalmış durumda. Tüm dostları ve müttefiklerinin düşmanlığını ve ikiyüzlü antimüttefikliğini ayan açıktan gören ve bunu etinde hisseden Ankara, spontan bir şekilde gelişen "Kudüs Kardeşliği" ile yakınlaştığı "Baba Papa"ya gitti. Belki bir çıkar yoldur düşüncesiyle… Ve “gal ve hal dili”yle ona yani “Batılı Ev”in en baştaki reisine; suyun başına yani… Kanaatimizce, demiş olabilir ki: "Senin evlatlarınla oynamıyorum artık çünkü onlar, bin bir yüzlü münafık kâfirler! Benim ayarım sensin; eğer istersen, seninle yeni bir oyun kuralım ama bu aldatıcı bir oyun olmasın hakikat olsun! Zira insanlık, hakikate muhtaç..."  Bu noktada, eğer “uçuk” kaçmazsak, Türkiye ve Erdoğan için diyebiliriz ki… Dünyanın, henüz adı konmamış “Amerika’sı” olarak Türkiye ve  doğal lideri olarak Sn. Erdoğan, Papa'nın Vatikan’ıyla ve İtalyan Latinlerle yeni ve adalet üzere bir siyasal yakınlaşma sağlayarak, Münafık Avrupa'nın sol böğrüne, “Adalet ve İnsanlık Hançeri”ni saplamaya gitti... Gitti çünkü… Aslında, Papa'nın durumu da tıpkı Türkiye'ye benziyor. O da içinde kendisi de bulunan “Batının Kirli Resmi”nden, bunalmış durumda. Artık bırakın Hıristiyanlık âlemini, kendi öz Ümmetinin dünyasında dahi sözü tutulmuyor onun. Ve hatta sahibi olduğu Katolik inancı sonlanmak üzere... Gnostik Hıristiyan Münafıklığının yapay kehanetlerine göre, kendisi de "Son Papa" ilan edilmiş durumda. Kafasını kemiren zor soru şu; Gerek Katolik Mezhebinin ve gerekse Papalık ve Vatikan’ın bitişini durdurmanın bir yolu yok mu? Evet, tek bir yolu var!  O da beklenen Mesih’in gelmesi ve böylece “Gerçek Hıristiyanlık”a yani İseviliğe dönüş... İşte, bu dönüşün ilacı, Ankara'da… Ve 1980’den beri “Mesih geldi; Ankara’da dinleniyor!” Yani “Mesih’in Gerçek İncili Barnabas”  kapağının açılacağı günü bekliyor; Hz. İsa’nın ağzından hakikati haykırmak için... Peki, Papa Francisco, “Mesih Kitap”ı kabullenme ve onu müntesiplerinin yeni inancının temel söylemi haline getirmeyi isteyebilir mi? “Yok artık!” deme durumundayız şimdilik. Fakat yarın ne olur bilinmez! Bu bilinmezlik nedeniyle “Yumurtaya Can veren Rabbimiz!” nelere kadir değil ki?! Bu yüzden, Papa’nın, kendi imanında bir hidayet aydınlığı yaşaması, fakiri şaşırtmaz… Allahualem! Ama daha erken!

***

Efendim! Önemli bir gün Şubat’ın beşi ve 2018 yılı… Çünkü o gün… Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katolik Kilisesi Ruhani Lideri ve Vatikan Şehir Devletinin Siyasi Başkanı Papa Francisco ile görüşmek üzere İtalya’daydı. Erdoğan'ın Vatikan ziyareti, 1959'da dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın, ziyaretinden sonra ilk ve 1960'ta Vatikan-Türkiye diplomatik ilişkisinin kurulmasından bu yana tek olma özelliğine sahip. Bu anlamda; 59 yıl aradan sonra ilk kez, Türkiye'den Vatikan'a, Cumhurbaşkanı düzeyinde bir ziyaret yapılması, çok özel bir durum oldu ve bunun için bazı unsurların bir araya gelmesi gerekti. Bu unsurların birincisi ve en önemlisi, ABD Başkanı Trump'ın; Kudüs'ü, İsrail'in başkenti olarak tanıma kararıydı. Bu karar, Türkiye ile Vatikan’ı bir ortak çizgide hatta hedefte buluşturdu denilebilir. 2017’nin  Aralık ayındaki bu karar üzerine, Papa kaygısını dile getirmiş;  BM kararlarıyla belirlenmiş “Kudüs Statüsü”ne saygı gösterilmesi çağrısı yapmıştı. Aynı çağrı esnasında, mevzubahis şehrin Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal bir belde olduğunu vurgulayan Papa; "Dinlerarası Ortak Kutsal Belde”nin, bu özel kimliğinin korunması ve hatta güçlendirilmesi için dua ediyorum!" diyerek Ankara ile aynı çizgide buluşmuştu.

O günlerde, Papa'nın bu sözlerini takdir eden Erdoğan, ay içinde Papa'yı iki kez aramış ve konuyla ilgili olarak görüş alışverişinde bulunmuştu. Hatta Papa’ya, Kudüs Meselesini yüz yüze konuşmak üzere, Vatikan'a gelmek istediğini de belirtmişti. Bunun üzerine Francisco, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşmeyi kabul ettiğini bildirmiş ve böylece, ziyaret günü kararlaştırılmıştı. İşte, bu karar üzerine, 5 Şubat’ta Erdoğan, Vatikan’a uçtu. Yukarıda dendiği gibi kendisini, “Tanrı Devleti” sayan bu “Teolojik Ülke”de, Türkiye Cumhurbaşkanı, büyük bir törenle karşılandı. Ve şehirde, sekiz bin kişilik bir güvenlikçi ordusu, Erdoğan’ı korumakla görevlendirildi. Önce Papa ve Vatikan yetkilileriyle sonra da İtalyan devleti yöneticileriyle samimi görüşmeler yapıldı. Ziyaret zaten iki günlüktü ve ikinci günün sonunda tamamlandı. Sonuç olumlu…  

***

Nice zamandan beri kafamızda “İki İtalya” kaydı yapmak vardı; birçoğunuzun bildiği gibi. Ama bir türlü fırsat bulamamıştık. Neyse ki söz konusu ziyaret, bu kaydın sebebi oldu ve böylece fakir, Papalık Ziyaretini, İki İtalya serimizin başlangıcı yapmak fırsatı bulmuş olduk. Malum olduğu üzere, Papa’yla ilgili olarak, 2014 yılından beri birkaç makale yazmış ve özet olarak, Papa konusuyla birlikte Papalığın hedeflerini anlamaya ve analiz etmeye çalışmıştık. Mesela, “Parçalı 3. Dünya Savaşı”  tabiri o günlerden kalma... Bunun gibi “Koptiks ve Katoliks Planları” ifadesi de her ne kadar içini henüz dolduramamış olsak bile, Papa'nın armağanı derindünya jargonuna. Ve devamla “Kutsal Roma Slav” ile “Kutsal Roma Türk” imparatorlukları tamlamaları da hakeza... Hatta o günlerde, bugün-yarın diye süreyi uzatarak tavsattığımız, “Ventotene Planı” konusu da siyasallaşan Papa’yla ilgiliydi.  Bu kayıtla birlikte başlamış olduğumuz “İki İtalya” serimizde, bu konuların ayrıntılandırılacağının haberin de vermiş olalım…

Ve devam edelim makalemize… Herkesin bildiği gibi iki şapkası bulunan Papa'nın, bu şapkalarından birisi Teolojik… Yani Papa, Hıristiyanlığın kurucu mezhebi sayılan Katolizm’in babası ve Hıristiyanlık Dininin kurucusu olan Pavlus'un halefi... Bununla beraber; o kendini, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi addetmekte... Hatta Francisco’nun, geçen yıl, bu temsilcilik hususunu, bayağı abarttığını gördük ve Papa’nın şahsını, üstü örtülü bir şekilde Tanrı ilan ettiğini de işitti kulaklarımız…  Peder Francisco’nun bir diğer şapkası ise Vatikan Devletinin siyasi başkanlığını temsil etmekte olmasıyla ilgili…  

Bu minvalden olmak üzere… Elbette Papa, Erdoğan'la resmi olarak, Devlet Başkanlığı şapkası ile görüşmüş olmalı. Bununla birlikte; Hıristiyanlığın, Müslümanlarla ilişkisinden doğan çeşitli sorunlar da masada yer tuttu dersek yalan olmaz; ABD Başkanı Trump'ın, densiz Kudüs hamlesi ile birlikte tabii ki...

Tekrar dönelim; Francisco’nun, son yıllarda birbiriyle iç içe geçmiş olan şapkalarına ve işlevine... Yani siyasallaşan ve dünyanın politik sahasına inen Papa’nın, bu husustaki hamlelerinden önceki hedeflerine ve Politik istikametine…

Efendim…  Papalık’ın ezeli hedefinin, Hristiyanlık Âlemini Katolikleştirmenin yanında; tüm dünyayı da Hristiyanlaştırmak olduğu bilinmekte. Hatta bunu Papalar, “Birinci Binyılda Avrupa Hristiyanlaştı. İkinci Binyılda ise Amerika ve Afrika... Üçüncü Binyılda da Asya’yı Hıristiyanlıkla buluşturacağız…” diye tarif etmekteler. Tüm hedefler bu jargona kilitli… “Opus Dei Tarikatı”nı, dünyanın en zengini sayılan “Tanrı’nın Bankası”nın finansal imkânlarını ve hepitopu, bir  kilometrekarelik küçük bir şehir devleti olan Vatikan'ı bir anda dünyanın tamamının hâkimi haline getiren “Dünya Kiliseler Örgütü”nü harekete geçirmiş olan Papalık, doğal olarak,  hedefindeki Asya kıtasının Hristiyanlaştırılması konusunda temenni ile kalmış değil. Karşımızda dört koldan, hedefe kilitlenmiş durumuyla faal bir Papa ve Operasyonel bir devlet var. Ama Sahte Tanrı Papa ve kerametleri kendilerinden menkul “Tanrısal Kurum ve Kuruluşların hepsi…

Değil dört koldan, kırk koldan hedefe kilitlenmiş olsa bile bu mümkün görünmüyor yani Asya işi zor! Çünkü Hıristiyanlık önden dizilirken, arkadan bozulan bir başıbozuk ordusu gibi ilerlemekte taşlı dikenli yolunda... Yani Asya'yı Hristiyanlaştırmayı hedefleyen Papalık’ın, Resmi Mezhebi Katolizm ölmek üzere… Sadece o değil, tüm Hıristiyanik Mezheplerinde de tam bir yorgunluk, bıkkınlık, bezginlik, kokuşmuşluk ve çürümüşlük gözleniyor. Tam fecaat hali ise Katolizm’e has; onda görülüyor... Yani eğer, bir mucize gerçekleşmezse Hristiyanların patrikleri, kardinalleri, piskoposları, papazları ve pastörleri bundan böyle ancak havanda su döven kaldırım mühendisleri mesabesinde insancıklar olarak yer alabilirler tarihte… Papalar ise zaten yoklar; yok olacaklar… Tarihi Papalık listesinin sonuncu bireyi de bugünkü Francisco ve listenin ondan sonrası yok. Üstelik söz konusu listeyi yapan da kendileri… Biz, onların yalancısıyız.

Bu bağlamda… Önümüzdeki yüzyıl itibariyle Hıristiyanlığın genel görünümüne bir göz atmak gerekirse… Büyük bir ihtimalle Hristiyanlık Dünyası, boşalmış kiliselerin hayalet ülkelerine dönecek ve Pavlus'un Dini, cemaatsiz bir ölü din halini alacak gibi duruyor. Gidişat o yöne ve olabildiğince hızlı... Buna rağmen; başta Papa olmak üzere, “Hıristiyanlık Ruhbaniyeti”nin bu durumu kabullenmesi ve dükkânı kapatması söz konusu değil tabii ki. Hangi din; “Benim Tanrım yenildi!” diyebilir ki? İşte, bu nedenle Hristiyan din adamları da harıl harıl yeni planlar üzerinde çalışılmakta. Peki, nasıl planlar bunlar? Bildiğimiz, klasik Misyonerlik faaliyetleri değil mi? Doğal olarak Misyonerlik, tabii ki faaliyette. Ancak bunun dışında, bambaşka planlar da kutsal masalar üzerine serilmiş durumda... Hatta Misyonerlikten daha öncelikli olarak ya da misyonerliği resetleme ve bir başka biçime evirme niyetiyle...

Efendim! Temel olarak “Postmodern Hıristiyanik Plan” şöyle... Anladığımız kadarıyla Hıristiyanlığı, yüzyıllara uzanan bir Avrupa inancı haline getirmiş olan Batılı Akıl ve onun düşünsel yönelişi ile müntesiplerin varıp dayandığı Seküler hayat biçimi tercihi ve Satanizme eklemlenmiş insan davranışlarından umudunu kesmiş olan “Hıristik Ruhbaniyet,” gözünü, henüz Hristiyan olmamış ülkelere ve halkalara çevirmiş durumda... Onun için Koca Asya hedef! Yangında ilk Hristiyan olacaklardan birincisi de Türkiye ve Türklerle Kürtler... Zira Asya’nın giriş kapısı Anadolu yani Hıristiyan Teolojisine göre Tanrının yürüdüğü memleket, bizim memleket… Bu nedenle Asya'nın Hıristiyanlaşmasından söz edenlerin planları, ilk önce bu coğrafyanın insanını ve devletini alakadar etmekte…  

Tabii ki sadece Asya değil Hedefte olan kıta… Aynı şekilde Afrika da hedef tahtasında… “Bu kıta, çoğunluk itibariyle zaten Hristiyan değil mi?” dediğinizi duyar gibi oluyoruz.  Doğru… Ama bu zaman diliminde “Kara Kıta”da yapılmak istenen başka… Günümüzde burada yapılmak isteneni ya da Vatikan'ın Afrika Planını -Ki fakir ona, “Koptik Planı” adını veriyorduk- coğrafyada en basit haliyle ve faydacı bir anlayışla yaşamakta olan, bir nevi ilkel ve “Münafık Hristiyanlık” diyebileceğimiz mevcut anlayışı, yeniden formatlayarak asıl muhtevasına ve Bilalîleri, “Hıristos Müminleri” duruşuna kavuşturmak olarak tarif edebiliriz. Bu yapısıyla Asya'dan sonra ve ikincil hedef olarak üzerinde çalışılan bir husus durumunda, Afrika’nın yüz yıl önce basitleştirilmiş inancı… Tabii, bununla birlikte; kıtanın Hıristiyan olmamış “Kabile Totemistleri” ve kıtanın kuzeyindeki Müslüman coğrafyaları da “Pavlus Kültü”yle tanışmayı beklemekte...  Afrika Hristiyanlığına, Yeniden çökmeyi planlayan Koptik Operasyonun merkezinin Mısır olduğunu da kayda geçirelim. Firavun Mısır’ı...

İddiayı biraz daha öte götürelim... Hristiyanlığın içerisine saklanmış olan “Derin Yahudi Aklı”nın şöyle bir planı da var galiba… İçinde bulunduğumuz yüzyıldan itibaren, Hıristiyanlık inancının boşalttığı Batı Coğrafyalarına, Müslümanlığın göçertilmesi; Müslümanlığın boşalttığı Doğu dünyasına da Hıristiyanlığın oturtulması… Yani bu iddia ile ilk bakışta, zıvanadan çıkmış bir amaçtan söz ediyoruz; değil mi?  Peki, bu zıvana dışı operasyon mümkün mü? Kanaatimizce ve kısmen doğruluk payı olan “Batının Müslümanlaştırılması ve Doğunun Hristiyanlaştırılması Planı” da yeni değil; henüz ve resmen start almış durumda değilmiş gibi oluşuna rağmen... Öyle değil işte! Buyurun! Bir bakalım, ülkemiz ve hayatımızdaki Hıristiyanik simgelere… Yılbaşındaki Noel kutlamalarından tutun da son zamanlarda hayata geçirilmeye çalışılan kabak maskeli Hayalet Karnavalları ne kadar… Bu arada marketlerde, domuz eti satışının serbest olduğunu da unutmayın. Ya bunun karşı tarafı yani Hristiyan dünyanın Müslümanlaştırılmasına dair ne yapılmakta? Önce Hristiyanlık bozulsun ve yok olsun ki sonra yeni bir din arayışı ihtiyaç halini alsın. Bu minvalde şimdilik Batıda yapılmak isteneni; “Klasik Hristiyan yaşamını, yeni ve Seküler hatta Satanik bir Hıristiyanlığa evirmek… Ve sonra Gnostik Metafizik...” diye tarif etmek mümkün. Bunun gibi “Doğu İslamiyet’i” bağlamında ise  Hakk İnancın muhtevası bozulmuş, içi boşaltılmış ve Gnostik bir hal almış ruhsuzluğa teslimi üzerinde çalışılıyor. Aslında yapılmak istenen aynı; Sekülerizm, Ateizm, Metafizik, Gnostizm ve yeni din... Bu yolda, Batı dünyasında kat edilmiş mesafe oldukça uzun... Doğuda da aynı fakat son zaman diliminde eylem zorda yani Müslüman Dünyası direniyor. Özellikle Türkiye bağlamında, “Yeryüzü Tanrıları”nın işinin kolay olmayacağı belli oldu.

Uzakdoğu dinlerine gelince; mevcut haliyle Hıristiyanlığın oralarda başarılı olması mümkün değilmiş gibi görünmekte. Fakat işin aslı öyle değil. Yukarıda, insanların ve toplumların yeni inanca doğru evrilmesindeki “Yol Formülü”nü şöyle sıralamıştık: “Sekülerizm, Ateizm, Metafizik, Gnostizm ve yeni din…”  İşte bu bağlamda Uzak Asya'da yapılan operasyonlardaki başarının şartı hazır. Zira o coğrafyaların inancı zaten Gnostik… Bu nedenle Batı Asya tamamlandıktan sonra oralarda yapılacak işlem basit! Yol, zaten Gnostik olan Kültten, bir Gnostik Hıristiyanlık üretmekten geçiyor. Bunun ilk ve en başarılı örneği Kore şeklinde zaten önümüzde... Kore'nin bu başarısının adı ise Moon… Bu Tarikatının Gnostik söyleminin başarısını henüz hiçbir benzeri tarikat hayata geçirmiş durumda değil. Müslüman Dünya'nın Gnostikleştirilmesi hususunda, Moon Tarikatının muadili olan hareketin Fetöizm olduğu malum. Türkiye'deki başarısızlığına rağmen, İslam üzerinde yapılan bu operasyonda “Feto” isminin, dünya ölçeğinde hala geçerli olduğunu da söylemek durumundayız. Bir daha tekrar edelim: Gnostik Ilımlı İslam fikrinin karşısında duran tek ülke, Türkiye; tek millet ise Türkler... Aslında, özellikle 15 Temmuz’dan sonra Türkiye'ye karşı verilen, topyekûn savaşın temelinde yatan sebep de tamamen Teolojik ve bu meseleyle ilintili…

Madem öyle... Burada bir soruyla devam edelim konuya: O halde, Türkiye ile Papalık’ın, Kudüs üzerinden buluştuğu yeni durumu nasıl tarif edebiliriz? Malum... Daha önce yazdığımız ve Ajanda dergisinde yayınladığımız Feto’yu ve Fetöizm’i anlatan makalelerden hatırlayacağınızı umuyoruz... O makalelerde, Fetöizm’in üç ayağından, Feto’nun üç kişiliğinden ve örgüt yönetiminin üç başlılığından söz etmiştik. Ve demiştik ki… Gnosto-Ezoteryal bir Teozofik şirket olan Fetöizm’in kurucularından birisi, Papalık... Diğerleri ise  İsrail adına MOSSAD ve Amerika adına CIA olarak karşımıza çıkmakta. İşte, bu nedenle Feto kendisini, Vatikan'ın Mesihi; MOSSAD'ın Mehdisi ve Amerika'nın Halifesi olarak tarif ediyordu; hala ediyor olmalı. Hatta 1999 yılında devrin Papa’sı ile Vatikan'da görüşen Fetullah ile o esnada varılan anlaşma sebebiyle kendisine, “Asya'nın “Gizli kardinali” yakıştırması da yapılmaktaydı.

Fetöist şirkette sehem sahibi olan sözünü ettiğimiz üç merkezin, üzerinde anlaştığı ve kendi ideallerini hayata geçirmek üzere bina ettiği Fetullahçılık, 15 Temmuz itibariyle şiddetli bir zelzele geçirdi. Çünkü mevzubahis üç devletten biri, aç kurt açgözlülüğü etti. Bu devlet Amerika’ydı. Amerika’nın gözünü toprak doyurasıca Gizli Servis CIA, anlaşmada yer tutmayan bir hamleyle hareketi, Türkiye’de darbe unsuru olarak kullandı.  Yani CIA, bir bakıma, izinsiz darbe sebebiyle Vatikan ve İsrail'i, 15 Temmuz gecesi aldattı. Eğer, bu “hırsızlığında” başarılı olsaydı ne ala… Ancak başarısız oluşu sebebiyle CIA, sadece kendinin değil, ortaklarının hedeflerini de berhava etmiş oldu. Böylece üç devletin, kırkar yıllık planları çöktü; İsrail ve Vatikan’ın amaçları, o gece öldü. Fakat Amerika, yeni bir amaç üzerinden, Fetullahçılığı tekrar diriltti çünkü Fetullah ve avenesi elinde ve “Hain Halife” hala Pennsylvania’da tecritti. Ve “Beni kendi amaçlarınız doğrultusunda kullanın!” diyen Haçlısever Fetullah, interneti inletmeye başlamıştı bile. Elbette onu tekrar kullanacak olan sadece Amerika ve CIA idi. Bu durumda İsrail ve Papalık için her şey bitmiş gibiydi. Lakin bu hususta İsrail, gücünü çabuk toparladı ve kendi sehemini, Amerika'nın payı ile birleştirerek Mısır üzerinden bir Ortadoğu hamlesiyle kervanını yeniden yola dizdi. O Kervan şimdilerde BAE ve Sudeyri Arabistan Çöllerinde ilerlemekte. İşte, Amerika ve İsrail'in dizdiği bu kervan bağlamında Vatikan, Yahudi atağını gösteremedi; kenara itildi. Ve zavallı Papacık, Fetö şirketi üzerindeki payının geçersiz olmasını, ateş saçan gözlerle izledi sadece.

 İşte, bu nedenle Papa da Papalık da çok kızgın… Önce Amerika’nın sonra da Amerika ile İsrail'in kendisini aldattığını düşünüyor. Trump’ın Kudüs Operasyonuyla birlikte, bu aldatılma işinin bir kere daha üstünden geçilmiş durumda. Her ne kadar, Kudüs atağının karşılığı olarak, Mısır üzerinden zorladığı Koptik Kapısı kendisine açılmış olsa da Vatikan, o kapının sadece Afrika'ya bakan, ikinci sınıf bir geçit vizesi oluşunun farkında elbet ve bu durumu, kendi planları için ayrı bir hezimet saymakta. Yani Vatikan, Hristiyan Asya konulu tarihi hedefini sıfırlamış; Afrika hedefini de Globalist Amerika'nın iznine bağlamış durumda. Oysa bu “Korsan Tanrı Devleti”nin zamanlar üstü büyük hedefi Asya ile ilgili olandı.  Papalığa göre, Afrika zaten öz arazisiydi; arazideki marabası da kendi basitliği içinde, palyatif bir Hıristiyanlığı yaşayan geliyordu; olmazsa, bir bin yıl daha yaşaya gidebilirdi. Ama ya Asya öyle mi? Vatikan için olmazsa olmaz durumunda bir alandı orası. Ama şu an, Koca Kıta’nın, Hristiyan olması, hele hele Katolik olması zayıf bir ihtimal…  

Gelinen dilim itibariyle önemsiz bir kemik parçası ile baş başa kalmış olan Vatikan'ın kızgınlığı, olabildiğince artmış durumda. Bu sebeple Papa, sürpriz bir hamle yapmak ve Amerika, İsrail ile “Globalist Kıyametçi Hıristiyanik Kripto Sapkınlığı”na karşı bir muhkem kale bina etmek düşüncesi üzerinde çalışıyordu nice zamandan beri. İşte, bu nedenle siyasallaşmış ve sahaya inmişti Papa Francisco... O günlerde fakir, bir dizi “Papa Planları”ndan söz etmiştik; hatırlanacağı üzere. Bu planlar tüm dünyaya şamildi. Bunlardan biri de yukarıda değindiğimiz ve Afrika'yı ilgilendiren “Koptik Planı”ydı. 15 Temmuz gecesinin akabinde gelen Trump’ın Kudüs’ünden sonra Vatikan’ın elinde sadece Koptik kalmıştı. Kısmen yağlı bir kemik olarak...

İşte, Türkiye ziyareti ile birlikte, “Papa’nın Derin Hedefi”  yağlı kemik olmaktan çıkmış ve Vatikan'ın önündeki cümle kapısı, bir anda ardına açılmış oldu. Ve Erdoğan adı, Papa’nı kâr başarı hanesine büyük harflerle yazılmış durumda. Niye mi? Dendiği gibi Papalık, Koptiks Afrika’nın küçük kapısını başarı saymıyordu. Aylar önce Papalık’ın, asıl Teolojik hamlesini “Katoliks Planı” olarak isimlendirmiştik. Bu plan, başta Avrupa Protestanları ve Rusya Slav Ortodokslarının, Katolikleştirilmesini içermekteydi. Ve devamla Papalık’a bağlanan bu dinsel damarı, Asya’ya doğru yürütmek üzerine kuruluydu.

İşte, bu sebeple Papa, bir Avrupa hamlesi yapmıştı. Ne zaman mı? 2016'nın Ağustos ayını hatırlayacaksınız... O günlerde Papa, 27 Avrupa ülkesinin üst yöneticilerini, Vatikan'da toplamış ve onlara tam üç gün brifing vermişi.  İngiltere'nin, bu brifinge  katılmadığı da aklınızda değil mi? Fakir de o günlerde, işaret fişeğini çakmış ve Ventoten demiştik hani...

Avrupa ülkeleri, söz konusu brifingin sonunda anlamış oldular ki Papa Francisco’nun kafasında Latin temelli Avrupa Birliği hedeflemekte... Doğal olarak bu hedef, Cermenlerin hoşuna gitmedi. Ee, n’apalım; gitmezse gitmesin! Çünkü Papa, bu planını, Cermenlerin Katolik olan kısmını yanına alarak, yani eski ortakları üzerinden hayata geçirmek niyetindeydi. Vatikan bu niyetini, daha önce denemiş ve tarihte bir Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu kurmuştu. Yani bir bakıma Proto Avrupa Birliğinden söz ediyoruz. İşte, şimdi de o tarihi  Proto AB İmparatorluğunun modernini yapmak istiyordu Peder. Tamam da Kutsal Peder’in unuttuğu bir şey vardı: Bin yıl önceki Papa'nın gücü, kendisinde yoktu artık. Yani o tarihi güç, Modern Papalık’ta sıfırlanmıştı; neredeyse... Protestan Cermenler açısından Peder, artık kutsal değildi zira onların kutsal pederi Martin Luther’di; İngiliz Anglikanlığının varıp dayandığı genetik de Lutheryanizm ayrıbaşçılığıyla aynı asi kökten kaynaklanmaktaydı; temel olarak yani... Bu nedenle Cermenlerin Luteryan olanları, Papa kutsallığının ve Kutsal Romalı evlatları Latinlerin,  derinliğine saklandığı “Papa’nın Yeni Avrupa Birliği”ne karşı çıkacaklardı elbette. Çıktılar da. İşte, bu yüzden geldiğimiz an itibariyle “Latin AB’si” çökmüş durumda. Bu çökertilme işinde, Windsorluların başrolü oynadığını da söyleyelim. Kraliçe,  Ventoten Vatikan Toplantısından, çok değil iki ay önce bir hamle yapmış ve Brexit’i hayata geçirmişti. AB bağlamında Brexit, aslında  iki sonuca matuftu...   Kraliçe, her ikisinden de başarılı çıkmış oluyordu böylece. Bu konuyu daha sonra genişleteceğimizi söyleyelim ve geçelim.

Konuyu biraz eğip bükelim burada… Hepinizin bildiği biri var... Geçen yüzyılın derin plancısı Albert Pike. Bu adam, 20. Yüzyıl için olduğu gibi  21. Yüzyıla dair planları da bulunmaktaydı elbette. Buna göre Pike, içinde bulunduğumuz yüzyılda Ortodoks Rusya’nın, Katolik Mezhebine geçeceğini öngörüyordu. Elbette bu öngörü de Papa’nın çok hoşuna gidiyordu.

Lakin bugünkü dünya muhtevası, buna pek cevap veriyor görünmüyor. Çünkü üzerlerinden Komünizm buldozeri geçmiş olan Slavlar, ne kendi geleneksel dinleri Ortodoksluk ve ne de kendilerine önerilen Katolizm konusunda çok iştahlı değiller. Bununla birlikte Moskova ve Çar Putin, 15 Temmuz’la birlikte, tahmin edilemez bir şekilde yakınlaştığı Türkiye ve Erdoğan'dan ciddi bir tarih dersi almış durumda. Rus talebeliği açısından, “Yeni Nesil Tarih Anlayışı”na göre Türklerin olduğu gibi Slavların asıl düşmanının da Avrupalı Aryanikler olduğu ayan beyan ortaya çıkmış görünüyor. Bu itibarla geçmişte, “Bizans Aklı”yla  yapılan “Dinsel Slav Operasyonu”nun, günümüzde “Vatikan Aklı”yla yapılmasının önü hızla kapanıyor ve hayata geçme imkânı görünmüyor. Galiba şimdi, sırada “Türk Aklı” var…  

Efendim! Yukarıdan beri anlatılanları üst üste koyduğumuzda, can çekişen bir Katolizm’den söz edebiliriz. Buna bağlı olarak; “Vatikan Tanrı Devleti'nin geleceğinin, dünya siyasetinde de yerinin olmadığı ortaya çıkıyor. O halde ne yapsın zavallı Papa?! Hem de kendisini Tanrı ilan ettikten sonra ucunu gösteren acı son, reva mı kutsallığı kendinden menkul bu zavallı adama…

Uzun sözün kısası… Burnu, sıkılmış ve nefes alamaz hale gelmiş olan Papa'nın ve Vatikan'ın üzerine yüksek ideal bina edeceği tek açık kapı neresi biliyor musunuz?  Tabii ki tüm Batı ve Batılı planlarda düşman olarak işaretlenmiş Türkiye ve Türkler olmakta… Lakin sözünü ettiğimiz ziyarete kadar Papalık’ın Türkiye planından çok umutlu olduğu kanaatinde de değiliz. Çünkü 15 Temmuz'da Türkiye'nin kafa tuttuğu ve en büyük planını parçalayıp attığı Batı dünyasının bir parçası, hem de başat parçası olarak Vatikan, Ankara karşısında, kendisini suçlu hissediyordu. Belki de Papa'nın gözünün önünden gitmiyordu; elini öptürdüğü, Ankaralı matbaacı Alaattin Kaya…  Ve tabii ki “Piyon Fetullah” aklını kendisine veren İzmirli Levantenler… Belki de lanetle anıyordu hepsini.

Bu arada Levanten demişken… Son CHP Kurultayında, daha önce çekip gittiği Parti Meclisi'ne yeniden giren şu İzmirli kız aklıma geldi. Hayırdır! Levantenler mi Papa’yı sattı Alman Markıyla yoksa Papa mı Levantenleri Aforoz etti? Tüh, yazık be! Her neyse!  Konuyu dağıtmayalım.

En iyisi, yeniden dönelim asıl mevzua... İşte, tam da bu anda, Papa Cenaplarının  imdadına yetişmiş oldu Başkan Trump'ın Kudüs Açılımı… Burada, parantez içi bir soru soralım diyorum: Yoksa Trump'ın, Kudüs Açılımı, 2017’nin başında, ABD Başkanı’nın Vatikan ziyareti esnasında varılmış bir gizli anlaşmanın hayata geçirilmiş hali olmasın! Olabilir mi? Bilmiyoruz! O halde parantezi kapatarak devam edelim… Öyle ya da böyle... Kudüs hamlesi ile birlikte gözleri, ışıldamış olmalı Papa'nın… Ve Türkiye üzerine kurduğu “Türko Latin Planı” yeniden canlanma sinyalleri vermeye başladı zannediyoruz. Bunun üzerine patlattı Francisco; yukarıda yazdığımız beyanatı kanaatimizce. Bununla birlikte, Türkiye'nin tezinin yanında yer aldığını ilan etmiş oldu. Bunun üzerine bir de Erdoğan'ın, Vatikan'ı ziyaret isteği gelince de Papa'nın kuru çöreği, Antep baklavasına dönüştü. Yani tadından yenmez bir taam… Artık afiyetle ve keyifle yemeye başlayabilirdi Peder. Belki, böylece 2014 yılındaki Külliye açılışında yaptığı Ankara'yı ziyaretinde yarım kaldığını zannettiğimiz, Barnabas İncili meselesini de halledebilirdi hazret. Bu nedenle batırdı çatalı, çıtır Antep baklavasına...

Ancak yedirmezler Papa Hazretleri… Dur hele!

Yedirmezler çünkü Vatikan'ın ihtiyacı olduğu kadar, o bir tepsi baklavaya Türkiye'nin de ihtiyacı var. Bu nedenle Papalığın, Türkiye üzerine planları gibi Türkiye'nin de Vatikan, İtalya ve Latin dünyası hatta Hristiyanlık üzerine kurduğu planları olacaktır elbette.  Çünkü Türkiye, artık dünya planları kuran bir devlet olarak, kurulu tüm masalara sandalyesini, önceden ve en başa koymuş bir ülke... Bu nedenle Erdoğan’ın Papalık ziyareti, sadece bir Kudüs teşekkürü değil! Onun çok ötesinde, Teolojik ve Siyasi anlamlar taşıyan bir dünya hamlesi olsa gerek. 15 Temmuzla birlikte, tüm dünyanın gözünün üzerine çevrildiği Türkiye, “Ki bunun kanıtı, Başkan Trump'ın, Kudüs çıkışının arkasından toplanan Birleşmiş Milletler'in neredeyse tamamının, Türkiye'nin tezinde buluşmasıyla görülmüş oldu.- Vatikan ziyaretiyle dünya hamleler zincirinin eksiğini tamamlamış oluyor. Yani dememiz o ki… Artık Ankara, dost ve düşman listesi birbirinin aynı olan iki liste üzerinden, “Abdülhamid Oyunu” kurmakta; bu anlamda, her ülke, Türkiye'nin dostu ve aynı zamanda gizli düşmanı… Ve bununla birlikte Yeni Türkiye, hemen her ülke üzerinden oyun senaryoları yazarak, imparatorluk resmini tamamlamak üzere aklını resetlenmiş ve siyasetini yeniden bina etmiş bir ülke… Yani bu Türkiye, başka bir Türkiye… Ve “Bu Ankara, bambaşka bir Ankara!” diyerek konunun bu bölümünü tamamlamış olalım. Ama İki İtalya üzerine başlatmış olduğumuz  yeni serimizde Papa’nın rol aldığı o kadar çok hikâye var ki… Yani  bu mevzu devam edecek. Ve burada fakir de diyeceğiz ki… Her zaman olduğu gibi büyüklere masallar anlattık yine. Ancak işin hakikatini Aliym olan Allah biliyor.

***

 

Yorumlar

  • AzerAzer Gönderiler: 620
    Hocam bu uc kagitci papa en iyisi Elon muski yle bir konusun, belki gelicekde pederi Elon abisi marsin papasi olmakda yardim eder, elbetde bir tane bile olsa Musluman Turk oralarda yasamaga karar vermese

    ne olursa olsun benim emin oldugum bir konu var, oda  Allahin Resulu roma feth olunacaqsa demise hic supesiz feth olunucaqdir, hemde ve zan ediyorumki uzak olmuyan bir tarihde
    Allahualem
  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 640
    Ahmet abi yine ufkumuzu actin. .varolasin.

    Ben sadece şunu merak ediyorum. .
    Bir fotoğraf var ...Erdoğan..Emine hanim ve ..damat bey ..+ Papa. ..
    Erdoğan ve eşini anladım da ...Bu fotoğraf ta damat bey in ne işi var..O fotoğraf in bir anlamı olmalı bence. .
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .