DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

Mösyö’nün Kanlı Laneti Sürüyor

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 304
Mösyö’nün Kanlı Laneti Sürüyor
FRANSA 3. NONAME DÜNYA SAVAŞI’NDA
Ahmet YOZGAT

 

Efendim! Hatırlayacağınız üzere…  2018 yılının ilk günlerinde yani Afrin Operasyonunun başladığı sırada, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un ağzından  dökülen yakışıksız beyanatlar, dikkatimizi çekmiş ve demiştik ki “Fransa, yıllardır Suriye’de ölen onca mazlum karşısında hiç ses çıkartmadı. Afrin Operasyonuyla veto hakkına sahip asıl üye olduğu BM-GK’da acil toplantı istiyor. Neden? Acaba, Levant Tapusunda bir sorun mu çıktı? Bu ne menem bir tapu ki hiç değişmiyor?”

Konunun coğrafi ve tarihi arka planı derindi. Bu nedenle daha önce, uzun makalemizin birinci bölümünü yayınlamıştık.  Fransa ve Sömürge Tapularını işleyen “Levantenya’nın Kanlı Kaderi… MÖSYÖ’NÜN SURİYE LANETİ…” başlıklı makaledeki konumuz bitmemişti. Yer darlığı sebebiyle anlatacaklarımıza, orada bir virgül koymuş ve yazının kalan kısmını bu bölümde sunacağımızı belirtmiştik. İşte, yine sizlerleyiz.

“Eğer, yazının birinci bölümüne, göz atarsanız; burada, yeniden ve uzun bir özetlemeye gerek duymayacağız” diyerek başlayalım konumuzun bu kısmına.  Efendim; bir önceki bölümde anlatıldığı üzere, “Şeytan”dan ödünç alınmış gibi duran “MI6 Aklı” ile kurduğu 21. Yy. Dünyası Siyasetine yön veren Windsorlu Majeste, artık bilindiği üzere, kendi jargonumuzda Alman+Fransız ortaklığının kısaltılmış hali olan “Almo-Frans Bloku”nun, Londra karşısında, Berlin-Paris hattını... Windsor Hanedanlığı karşısında, Hohonzellern+Vittelbach + Habsburgların Soylu Koalisyonunu... ABD karşısında, AB/Avrupa Birliğini ve buraya bağlı olarak; Amerikan Siyasetindeki iki partiden biri olan “Gizli Windsor” Cumhuriyetçileri karşısında Demokrat Parti ve bu ülkedeki Derin/İrlanda-İskoçya Hanedanlığı olarak isimlendirdiğimiz Stuartların  koalisyonunu ve yine buraya bağlı olarak  Dolar karşısında Euro’yu... Atlantik NATO’su karşısında Varşova Paktı NATO’sunu kurma girişimini etkisiz hale getirerek; mevzubahis ortaklığı, “Buckingham’ın MI6 Örkü”ne bağlamak düşüncesiyle  tüm dünyasal güçleri, iki cephe halinde ittifaka sokarak veya tek tek konumlandırarak, karşı karşıya getirmek için Suriye’de topluyordu ya... Bu hamle aslında, adı konmamış olarak 1993’ten bu yana ara ara yapılagelen 3, Noname Dünya Harbini, Anglo-Amerika ve Almo-Fransa karşıtlığında ama teorik olarak, “Chatham Hause Yuvarlak Masası” üzerinde bitirme operasyonuydu. Ve böylece  Londra Aklı, kendi dünyasında az hasarla sonlandırmayı planladığı 3. Noname Savaşıyla birlikte, 1. ve 2.Dünya Harpleri sonunda ortaya çıkan “Mağluplar ve Galipler Hukuku”nu rafa kaldırıp onun yerine, yeni bir “3.Dünya Savaş Sonu Hukuku” inşa edecekti. Ve bu yaptığı da sadece kendisini “Savaşın Galibi,” kendisinin dışındaki tüm devletleri de “Mağlup” etme düşüncesinin, Postmodern savaşı olacaktı. Bu anlamda Majeste, Almo-Frans dışındaki tüm ülkeleri kendisine zoraki yol arkadaşlığı yaparak, Paris-Berlin Hattının tapusundaki Suriye üzerinde kapıştırma kararındaydı. Bu kapışmanın sonunda da ortaya çıkacak 3. Dünya Savaş Sonu Hukukuna göre, kendi dışındaki tüm “Sömürge Dönemi İmparatorlukları”nın denizaşırı mülklerine el koyma planı vardı kafasında. İşte, bu yüzden, el koyduğu ilk ülke de Fransa'nın Suriye’si olmuştu. Bu ülkede, savaşan atlar ve fillerin ayakları altında paramparça edilen, “Haçlı Frank Levant Tapusu”nun yok olmasıyla birlikte arazi üzerinde savaşanları, yine kendi çıkarları doğrultusunda, Galipler ve Mağluplar halinde masaya oturtarak, kafasınca harita değişiklikleri yapacaktı. Bir bakıma, bu bir parsa dağıtma ameliyesiydi. Ve “Batan Suriye-Lübnan gemisinin ezeli  sahibi sayılan Mösyö’nün Manda Malları,” Majeste eliyle haraç mezat, dağıtılmasında bir mahzur yoktu Londra açısından. Peki, böyle bir atak mümkün müydü?  Tabii; eğer Fransızlar, savaş moduna geçerse…

Evet! Bütün bunların olabilmesi için Fransa'nın yeniden dünya savaş sahnesine çıkması ve muharebeyi başlatması gerekiyordu. Peki nasıl? Planı kuran, yine Majestik Raund Table Siyaseti oldu diyebiliriz. Ve Londralı Fesatçı; bir süre önce Almanya’yı savaş havasına sokmak için Ukrayna üzerinden yaptığı saklı kışkırtmasını bu sefer, Berlin eliyle Paris’i kullanarak Kuzey Afrika üzerinden başlattı. Bu sebeple 2011 yılında, Tunus'ta bir işportacı, kendisini yaktı. Yani sayınki Anarşist Prinsip Saraybosna'da, Veliaht Arşidük’ü vurdu.

Burada duralım ve soralım. Acaba, o işportacıya, kendisini yakmayı sağlayacak ortamı oluşturan MI6’nın 007 numaralı ajanları mıydı yoksa Tunus’un TIA Muhaberat servisine sızmış olan İngiliz kanadı mıydı? Kanaatimizce, ikisi birden!

Ve yanık işportacı olayıyla birlikte Almo-Fransa ortaklığı, 3. Noname Dünya Savaşı'na dâhil oldu. Hatta bu savaşı, fiili olarak o başlattı da denilebilir. Savaşın adı, o günlerdeki başlangıç itibariyle “Arap Baharı” olarak belirlenmişti.

Arap Baharı’nı, tarihin kancalarına bağlamak icap ederse…  Fransa tahtını işgal eden “Son Hanedanlık Bonaparte”lerin kurucu babası 1.Napolyon da böyle başlatmıştı, “Dünya Napolyon Savaşları”nı “Fransız Kolonyalist Dönemi”e yani 1800 yılına gelirken.  Elini, Masonlara has bir biçimde, düğmeli ceketinin, düğme arasına sokarak kendisini deşifre eden bodur Fransız Komutanı, bu itibarla Mısır üzerinden dalmıştı coğrafyaya… Günümüz Çağdaş Bonapartanyanları ise Tunus üzerinden daldılar. Ha o Arap, ha bu Arap ülkesi... Nihayette, bu “Frenk Kolonyal Hamleleri”nin her ikisi de Sina üzerinden Asya'ya geçmek ve tapusunu ellerinde tuttuklarına iman etmiş “Capet Mouminleri” olarak, Levantenya bölgesine ulaşıp Haçlı Seferlerindeki yenilgiler ve Gazze çıkartmasındaki, “Cezzar Paşa hezimeti”ni zafere çevirmek niyetiyleydi. Yeni Almanya da Fransa üzerinden Londra'nın başlattığı saklı 3. Noname Dünya Harbiyle birlikte, “Deli Adolf’un Cermen Reich Aklının eseri olarak, Kuzeyden yani Rusya üzerinden yürüyerek Kafkaslara ulaşma; oradan da Ortadoğu'ya inmeyi planladığı hareketi, çemberin güney yayı üzerinden yapmış olacaktı. Böylece Berlin, çemberin kuzey yayındaki başarısızlığını, güney yayla izale etmiş olacaktı.  

Ancak Neo Napolyon ve Neo Hitler ortaklığının unuttuğu bir şey vardı. Hedefe giden yol üzerinde, daha evvelki operasyonlardan sonra bina edilmiş olan Korsan ve Siyonist bir devlet yani İsrail oturuyordu şimdi. Bu devletin kurumsal kurucusu, elbette İngiltere’ydi. Koruyucusu ise “Birleşik Krallık” ve onun jandarması durumundaki “Birleşik Devletler” olarak, “Büyük Haydut” olarak bu çevredeydi. Üstelik Birleşik Amerikan Devletleri de zamanında Osmanlı adına, Kavalalı Hanedanlığının sahibi olduğu Mısır'ın arka planındaki İngiltere'nin kanlı eli ve uzun koluydu bu dilimde.

İşte, bu nedenle Fransızların Tunus'ta başlattıkları “İşportacı Arap Baharı…” Libya'yı kolaylıkla geçti ancak Mısır sınırında takıldı kaldı. Çünkü ABD, Firavun Diyarında, apar topar bir darbe yaptırarak; ülkeye, el koymuştu. Ya da Neo Normandiya’da çıkarma yapmıştı. Ve doğal olarak Fransız lejyonerlerine, geçiş vizesi vermedi.  Hatta Libya sınırında,  nüfuz alanına tecavüz etti diye suçladığı Fransa'yı ve arkasındaki Almanya'yı, cezalandırmak için Paris'in tapusundaki Suriye arazisine giriverdi. Giriş o giriş!  Anglo-Amerika ve Almo-Fransa arasındaki görünmez savaş, böyle başladı işte. Ve hala devam ediyor.

Fakat bitmesine çok az kalmış durumda. Gelinen an itibariyle Almo-Fransa, adı konmamış bir şekilde mağlup ve 3. Noname Dünya Savaşında yenilmiş durumda… Bu yenilgi yüzünden Paris ve Berlin'in beraber kurdukları, Avrupa Birliği tartışmalı hale gelmiş ve tüm Postmodern Franko-Cermen Sömürgecilik Planları çöpe atılmış durumda. Bununla birlikte ve en önemlisi, Paris Bonapartenyanları yıllardan beri, tapularını ellerinde tuttukları, Sömürge Coğrafyalarındaki haklarını kaybetmiş sayılmakta; Levant coğrafyası dâhil… Mösyö, kendi lanetinin kıskacında şimdilerde... Bununla beraber ve böylece Avrupa’yı Cermenleştirdikten sonra Afrika’ya adım atmayı planlayan Almanya ise Dimyat yolunda iken evdeki bulguru da kaybetmiş… Gibi görünüyor.

Londra Washington  açısından… O halde; şimdi, haritalar üzerinde oynama zamanı gelmiş oluyor.  Bu, kanlı sürecin sonunda, Ortadoğu düzleminde kurulacak olan “Neo Siyaset Masası”nda artık İngiliz Sykes ile Fransız Pickot oturuyor değil; onlardan ikincisi yani Pickot öldü, Sykes’ın yeni galipleri var ve bam başka planları bulunuyor. Eğer işler, 18. 19. ve 20. Yy’ların başındaki standart hale gelmiş olan rutin planlardaki gibi olağan seyrinde gitmiş olsaydı şimdi, Yeni Masada, yine Sykes, yine Sazanov ve yeni bir Amerikan ve belki de bir İranlı diplomat, oturuyor olacaktı.

Ancak ve anlaşılan o ki Büyük Türk milletine, 15 Temmuz'u yaşatan Yüce Allah’tan, buna izin çıkmadı. Elini, Türkiye’nin üzerinde eksik etmedi Rahman; O’na şükür! Artık an itibariyle Ortadoğu'da kurulması muhtemel masadaki sandalyede, Cerablus’tan beri  Ankara da oturma hakkını almış oldu; bu sandalye Afrin’le birlikte, yaldızlı koltuğa dönüşmüş durumda; tıpkı İngiliz’in koltuğu ölçüsünde... Zaten bu ikisi dışında kalan koltuklar yaldızsız ve sade...

Söz konusu Yeni Masa, Sykes-Sazanov ikilisi düzleminde kurulacak olsaydı eğer, Ortadoğu'da başlayan, “Hıçkırıkla Harita Cetvellemeleri”yle yapılacak olan adaletsiz dağıtım, orada bitmeyecekti; ardından, tüm Afrika Fransa’sında ve Berberi bölgesinde de sürüp gidecekti elbette. Türkiye'nin masaya oturması ile birlikte bu yağma dağıtımı, tüm İslam coğrafyasını, hücreler halinde, yüzlerce parçaya bölecek ve her parçada bir başka İslam karşıtı azgın azınlığın Oligarşisini, krallığını, düklüğünü kurulmuş olacaktı. Kesin olan şu! Artık Türkiye, böyle bir çapulculuğa ve yağmaya müsaade etmeyecek... Bunun başka yolu yok! Bundan gayrı İslam coğrafyasında, Ankara'nın dediği olacak gibi geliyor; adı konulmamış, Ortadoğu adresli 3. Noname Dünya Savaşı'nın sonunda…

Eğer bu dağıtımda, İmparatorlar olarak Türkiye ve İngiltere karşı karşıya kalmış olsalardı bölge arazisi, “Noname 3. Dünya Savaşı”ndan, belki de yara almadan çıkacaktı. Lakin şimdi, arada bir de Rusya var; ne de olsa o da İmparatorluk varisi...  Bu nedenle coğrafyadaki, ufak tefek yaralanmalara şahit olacağız demektir; ayı pençesinden mütevellit.  

Bu anlamda... Suriye’deki yeni dağıtımda, Sevr bölüşümünü bir kez daha hatırlatarak söyleyelim: Yeni durum itibariyle bölgede yine, bir Devlet-i Aleviyye olacak gibi görünüyor yani Esedilerin Nuseyriyesi… Ve bu Nuseyri hücresi, Levant Sahillerinde askeri üslerini kurmuş olan Rusların payına düşmüş görünümünde. Bunun gibi Sevr sonrası Suriye’sinde yer tutan Devlet-i Dürziyye ise ilk planda galiba İran’ın payıydı. Lakin artık orasının, Tahran'a verileceği kanaatinde değiliz. Büyük araziye eklenmiş bir Dereziye’ bölgeciğinden söz edilebilir. Türkiye'nin olmadığı eski planda, Rojova denilen Kuzey Suriye Bölgesi, Amerika’nın nüfuz sahasında ve topyekûn bir “Pentagon Üssü” olarak inşa edilecekti. Artık ora da gün saymakta… Tas eski ve hamam, eskiye dönüşmek durumunda.

Eğer Ankara, masada olmasaydı eti siftinmiş Suriye’den geride, Halep Sultanlığı ve Şam Emirliği adlı iki Sünni Monarşi alanı  kalacaktı. Yani bir süre önce DAEŞ’in kontrol ettiği alandan söz ediyoruz… Ki o alan, Suriye’nin en netameli parçası olma özelliğini düne kadar koruyordu; bugün de durulmuş değil. Ancak şunu söyleyebiliriz ki her ne olursa olsun, istikbalde tek parça bir Şam ve Halep eyaleti olmazsa olmaz.  

Bilindiği gibi... Eski planda,  DAEŞ’in kontrol ettiği bataklığın gözüne girecek ve ölümcül balçığı kurutacak bir “Kahraman” lazım olmaktaydı. Uzunca bir süre, dünya kamuoyu aldatılarak böylesi bir “Süper Kahraman”ın bulunamayacağı intibaı oluşturulmuştu. Fakat hattı zatında böyle bir kahramanın var olduğunu biliyordu plan yapıcıları. Aranan o kahramanın, beline TNT’ler bağlamış olan canlı bombaların ateşini döşünde söndürmeyi göze almış biri olması gerekliydi. İş zordu yani… O halde, zor işin üstesinden gelebilecek, böyle bir babayiğit var mıydı bölgede? Elbette… Ama söz konusu kahramanın, İslam dünyasının acılarına artık bir son vermek gerektiği düşüncesiyle bölgeye sürülmesi ya da bu hususta ikna edilmesi gerekecekti. Onun kim olduğunu anlamış olmalısınız…

İşte, bu sebeple arkada bıraktığımız bir kaç yılda, Ankara'da kurulan alacakaranlıktaki masalarda “Ortadoğu’ya Kuzeyden Kara Harekâtı” konuşuldu acaba; kaç kere? Hem de “Yüksek Siyaset CEO”ları ve Batılı Gizli Servis ajanlarının aracılığıyla... Lakin daha sonra konuşmalar, tekrar tekrar  kısıldı. Niye mi? Ya Türkiye, aranan kahramanlığa soyunmadan önce, aradaki pazarlığı sıkı tuttu. Ve mesela, Misak-ı Milli’nin vatan dışında kalan kısımlarını peşin istedi. Ya da kahraman payesi ve görevi dağıtanlar, Türkiye’nin böyle bir gizli arzusunun olacağını ve girdiği yere çökeceğini anladılar. Zira ajanlar bölge insanının dahi, ağzını ve avucunu açmış olduğu halde, Osmanlı ayarında bir Türkiye için dua ettiğini biliyorlardı. Bu sebeple yüz yıl önce, zebun düşmüş Türklerin ellerinden bu bölgeyi, 1918’de zar zor kurtarmışken ya da çalmışken diyelim… Bir sefer daha, Osmanlı’yı yeniden diriltip Yeni Kızılelma Akıncılarını, eski yurtlarına davet etmek zararlı görüldü Siyaset Senaristleri tarafından. Belki de “Türkiye girdi, girecek...”  kabilinden yapılan muhabbetlerden anlaşılan o ki Ankara, ölüm alanına ancak sembolik de olsa, ABD’nin katılımıyla kanlı çizmeleri çekebileceğini şart koşmuş olmalı. Durum onu gösteriyor. Öyle ya da böyle… Neticede Türkiye, hep “Ortadoğu’nun Beklenen Kahramanı” olarak tutuldu lakin bölgeye inmedi ya da indirilmedi…

Bunun üzerine bölgeye sürülerek olabildiğince örselenecek olan Türk Ordusunun yerine, bir başka gönüllü bulundu. Bunlar, Kuzey Suriyeli Kürtler arsına sızmış olan hainler ve onları yönetecek PKK teröristleriydi. Anlaşma sağlandı…

Bu nedenle Pentagon ile “Hain Güruh”un “Kirli Koalisyonu” başlamış oluyordu. İlk elde ABD tarafından, bölgeye beş bin tırlık silah yığınağı yapıldı. Bu yığınağın korkunçluğu karşısında DAEŞ'in yelkenleri suya indirmesi sağlanacaktı/sağlandı. 2017’nin ikinci yarısında, Pentagon uzmanlarınca eğitilen ve Demokratik Suriye Güçleri adıyla güneye yürütülen PKK/PYD Terör Ordusu ile DAEŞ Militanları arasında beklenen savaş bir anda sulhe döndürüldü. Ve gelin görün ki bu hayırlı işe, Amerika aracı olmuştu.

Böylece iki terörist grup, sulh üzerinde el sıkıştığında takvimler, 2017’nin ikinci yarısındaydı. Bu tarihle birlikte, birkaç yıldan beri dünyayı dehşete düşüren, DAEŞ karabasanı bir anda ortalıktan yok oluverdi. Terörün Alamuti Başkenti Rakka, DSG’lilerin eline geçti; hem de tek kurşun atılmadan.

 Dolayısıyla yıllardan beri Türkiye'yi içine çekmeye hazırlanan ölümcül balçık bölgesi, bir gün içerisinde, yelkenleri indirmiş ve PKK'lıların yeni yurdu sayılıvermişti.

“Oysa Türkiye yanılsa yenilse de Amerika'nın kışkırtmasıyla DAEŞ üzerine bir sefere çıkmış olsaydı eğer,  PYD teröristlerine verilmiş olan beş bin tır silahın daha fazlası, bunların eline verilecek ve TSK, Arap çöllerinde perişan edilecekti.”  dersek yalan olmaz…  En azından Türkiye, aylar hatta yıllar süren bir direnmeyle karşı karşıya kalacak ve ordusu yorulacak, yıpranacaktı. Neyse ki olmadı böyle bir şey ama daha kötüsü, zorla Suriye’nin hayatına sokuldu...

Geldiğimiz günler itibariyle… Soru şu: Peki, CV’lerinde DAEŞ Yengisi ve kolay Rakka zaferi bulunan ve SDG ismi ile Pentagon yoldaşı sayılan  PYD/PKK Teröristleri, şimdi ne yapacak? Ellerinde, beş bin tırlık, pırıl pırıl Amerikan silahları ile yalelli Suriye düğünlerinde havaya şarjör boşaltacak değiller herhalde. Ya da kendi kucağında büyüttüğü bu canavarı, ne yapacak Amerika?  

Doğal olarak, kimse de acısını bırakmazdı o Amerika… Hele hele, sözünü tutmayan devletler de asla! O halde Sam Amca açısından şimdi, aynı güruhla Türkiye'yi cezalandırmaya sıra gelmiş oluyordu.

... Ki muhatabının, feyli bozduğunu anlayan Ankara, 15 Temmuz'da Rahman'ın izniyle uyandırılan Anadolu köy delikanlılarını arkasına alarak oyun bozmak üzere sahaya indi. Evet indi, inişi Cerablus’tan daha şanlı oldu/olacak inşallah... Üstelik Türkiye, bu kirli oyunu, sadece piyonlar üzerinden bozmak niyetinde olmadığını ve gerekirse önüne çıkan “Terör Patronları”nı da çiğnemeye kararlı olduğunu açık açık beyan etti. Ankara’nın bu tavrı ve durumuna bakıp kısaca şöyle diyelim mi? Sayın ki Türkler, Çanakkale'de ve Kut’ül Amare’de kazandıkları 1.Dünya Zaferlerinin ertesi gününden yola çıkmış durumda; Afrin’den başlayarak. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri şimdi, kararlı bir karşı hamlenin başlangıcında... Bu itibarla yüz yıl evvel geri çekildiği Filistin cephesinde, yeniden ve eski izlerine basa basa ilerliyor. Seferberlik esnasında Ortadoğu'da kaybettiği Suriye, Irak, Hicaz, Yemen ve Kanal Cephelerinde, zoraki döküp saçtığı bunca coğrafyanın, akıttığı kanların ve çölde bıraktığı kahramanlarının intikamını almak üzere ilerliyor ve öyle kararlı ki... Yani “Son İyi Devler”in, yüzyıl sonraki dönüşü muhteşem oldu/olacak! Hani Sn. Cumhurbaşkanı diyor ya; “Uyuyan devi uyandırdılar... “ diye. İşte, o devlerden söz ediyoruz. Hani Rusya Lideri Putin de demişti ya; “Sonunda, Türkleri de çıldırttılar.” İşte, konumuz o “Çılgın devler”in en babayiğitlerinin eski yurtlarda bayrak gösterme koşusu… Yeniden uyandı onlar, şükür ki uyandılar...

Eğer “İyi Devler,” yukarıda dendiği gibi bir ateşkes ya da mütareke isteğiyle durdurulmazsa, Mağrip’ten Maşrık’a kadar gidecekler gibi görünüyor. Zira “Kızıl Elma” artık orada; Atlas Okyanusu çıkışından daha ötelerde… Bizden söylemesi… Söylemesek de herkes, varılmak istenen adresi biliyor zaten.   

İşte, İngiltere'yi ve onun uzantısı ya da “At Uşağı” olan Amerika'yı korkutan bu. Türkiye'ye, yeni bir 1915 Çanakkale ve Kut'ül Amare Zaferi hediye etmek niyetinde olamazlar. Bu nedenle ya tüm güçleriyle ve şahsen karşı Münbiç Çıkarmasının karşısında durup “İyi Devleri” o sınırda kökten yok edecekler ya da bu sefer onlar, kendi “Mondros”larını imzalayarak, kuyruklarını kıstırıp; “Büyüklük bizde kalsın!” diyerek sonsuza kadar bu coğrafyayı terk edecekler.  

Ama hangi seçenek?  Bir türlü karar veremiyorlar. Bu nedenle “Besmele değmiş Şeytan’ın, vurgun yemiş düşünceleri” içerisinde bocalamaktalar. Fakat korkunun, ecele faydası yok ki… Ve ecel denen o acı sonu, herkes tadacaktır. Amenna! Şimdi ecel sırası, üç yüz yıllık “Batılı Aryanların  Lanetli Medeniyeti”ne gelmiş durumda. Bu medeniyetin kurucu babası İngiltere ve onun beslemesi Amerika da kaçamayacak “Canalıcı”nın kartal pençesinden. Ve tabii ki bu ikisinin hempaları da düşecekler bir bir. Bu belli! Belli olan bir şey daha var; “Şeytan’ın Veledizinaları”nın Canalıcı Azrail'i Türkler... Çılgın Türkler! Onlar, bu sefer gerçekten uyandılar ve zalimleri ecelle tanıştırmak üzere yoldalar/geliyorlar. Yüce Allah, onlara yardımcı çünkü koca bir milletin duaları destek; İnşallah!

***  

Efendim! Yirmi sekiz senedir, kanla kirlenen Ortadoğu ve İslam coğrafyasında, birer birer bozulan Şeytan Oyunları” ve  bu suretle göz önüne dökülen saçlar sebebiyle… Türkiye'nin güney sınırları dibinde yer alan “Terör Bölgesi”nde, 2018’in başındaki hareketlilik, bir şeye işaret ediyor: Artık Suriye özelinde, Ortadoğu ve İslam Dünyasının Meselelerinin defterini dürme zamanı gelmiş durumda. Mösyönün Laneti sona eriyor; onunla birlikte tüm lanetler de inşallah!

 İçinde bulunduğumuz son zaman dilimi itibariyle ortaya çıkan “Adı Konmamış 3. Noname Dünya Savaşı”nın galibi olan büyükler… Ki onlar Anglo-Amerika Bloku ve münferit olarak Rusya,  kendi çabalarıyla ve bileğinin hakkıyla “Galipler Ligi”ne katılmak için son hamlesini yapmakta olan Türkiye... Evet bunlar... Ve “Noname Mağlubiyeti”ni kabullenmede zorlanan  alt katman… Ki onlar, bu yazının muhtevası içerisinde Almo-Fransız Bloku olarak tarif edildi. Onlara ilaveten, İran da kaybedenler kampında yer almış durumda… Evet; bu iki grup oyuncular, kurulmak için gün sayan  “Ortadoğu’da Kozları Paylaşma Masa”sına oturmadan önce, kendilerince konum belirlemeye ve ellerini güçlendirmeye çabalamakta. Yani “Kronik Mesele”ye bulaşmış olan herkes, hakem düdüğünü öttürmeden önce en yağlı parçayı kapma telaşında ya da payını artırma uğraşısında diyebiliriz içinde bulunduğumuz dilimde.

Bu minvalden olmak üzere, şu anda, önde giden Türkiye… Çünkü Türkiye'miz en büyük riski göze alarak coğrafyaya, kara ordusuyla inmiş durumda… Bu hamle, kimsenin yapamadığı ve yapmayı göze alamayacağı bir davranış biçimi.  Bu sebeple önünde, kimsenin duramayacağı anlaşılan bu atağın kahramanlarından oluşan TSK’nın Kara Ordusunun harekât süresinin, hareket alanının genişlemesi anlamında uzaması yararlı olacaktır. Çünkü  Anadolu kıtası için mesele, Fırat'ın batısında bitmez. Atın büyüğü, bu nehrinin doğusunda… Bu yüzden “Zeytin Dalı Operasyonu” oraları da kapsamalı. Hatta sadece bu da değil... Türk Ordusu, önüne kattığı, hain teröristlerin hepsini Basra'ya kadar kovalamalı ve Hint Okyanusu'na dökmeli. Yoksa bugün ve yarın için ülkemizin bekası ve milletimizin rahatından söz edemeyiz. İşte, bu yüzden “Zeytin Dalı” yeşilliği, mazlumların bulunduğu her ücraya kadar uzamalı diyoruz.

Uzamalı da… Yukarıda sözünü ettiğimiz her iki grubun birden, buna meydan vereceği kanaatinde de değiliz. Çünkü her geçen gün ve fethedilen her bir karış toprak, onların masadaki elini zayıflatır ve parmaklarının birer birer budanması anlamına gelir. İşte, bu sebeple çok yakın bir zamanda hep bir olup, “Neo-Mondros Mütarekesi”ni isteyebilirler.  Buna karşı; Türkiye’nin elini, biraz çabuk tutması ve Afrin Bölgesi Harekâtını hızlandırması  ve hiç ara vermeden Münbiç'e yüklenmesi gerekli kanaatini taşımaktayız. Bununla birlikte nehrin doğusunu da birkaç yerden ve milislerle delmeli.   

Efendim! Yukarıda sözünü ettiğimiz Ortadoğu Masasının “Koz Kapıcıları” arasında, malum savaşı kaybettiği anlaşılan, “Karşı Aryanik Kamp”ın iki patronu yani Almanya ve onun at uşağı, yenilgiyi kolay kabulleneceklerden değil elbet! Bu nedenle Almo-Fransa, giderayak fırsat avında… Yakalayabilirler mi? Yakaladılar bile… Şöyle ki… Berlin Paris hattına, Afrin Operasyonunda Amerika tarafından, ölüme terk edildiği anlaşılan ve bu itibarla sahipsiz kalan teröristlerin içine düştükleri ateş çemberi sebebiyle gündoğdu. Bu konuyu daha önce izah etmiş ve “PKK/PYD’nin yeni patronu Berlin Paris demiştik…

Doğan fırsat sadece bu değil, bir daha var… Eğer Afrin’deki Cesur Operasyonun çıkış ucunun, varıp Münbiç'e uzayacağının anlaşılmasıyla birlikte, gerekirse önüne çıkan Amerikan askerlerini de tepeleyeceği anlaşılan Türkiye'nin, bu meydan okuması Almo-Frans için yeni bir hareket alanı daha açmış durumda. İki kafadarı sevindiren husus, bu alandan da olabildiğince istifade etmeye dönük... Alman ve Fransızların kafalarındaki yeni düşünce, “Ya bu aradan, bir Türk Amerikan Savaşı çıkarsa…”  umudu üzerine şekillenmekte. Şimdilerdeki beklentileri, böyle bir savaşın kendilerinin işine ne ölçüde yarayacağı konusunda toplaşmış durumda…

Fransa’nın, Sn. Cumhurbaşkanının ziyaretinin hemen arkasından Türk Ordusunu, Suriye’de işgalci sayma hamlesi; aslında Anglo-Amerikan Blokuna uğrun işmar olarak algılanmalı. Ve tabii ki Almanya'nın düşüncesi de bu minvalde ve uğrun muğrun değil; apaçık... Baksanıza; Amerika'nın tasmasını çözüp ölüme terk ettiği “Terör Köpekleri”ni sahiplenme alışkanlıklarına hızlı bir manevrayla yeniden  döndü Berlin. Bu nedenle PKK Sempatizanları, elini kolunu sallaya sallaya, ülkenin dört bir yanında öfke gösteriler yaparken, Türk Gurbetçilere saldırmakta ve Alman polisi ise bu manzarayı, keyifle seyretmekte.  

Yakaladıklarını zannettikleri fırsatları en rantabl şekilde değerlendireceğine kuşku olmayan, Almo-Fransa fesadının, bununla kalacağı kanaatinde değiliz.  Zira yukarıda izah edildiği üzere, bir “Türk Amerikan Metal Fırtına”sından kendi hesaplarına  fayda yontma düşüncesiyle BND ve SDECE Ajanlarını, Münbiç bölgesine sevk etmiş olmalılar. Tabii ki provokasyon için… Bunun gibi… Hayli koşusunu, tamamen kaybedeceği anlaşılan “Kürt Atı”na bir kez daha oynamaktan çekinmeyen bir Paris ve Berlin hortlamış durumda, bir dönem daha. Ve Kürt halkı adına türetilmiş, “Terörist Pandora” öfkesini açmaktan çekindikleri yok. Çünkü Avrupa’daki provokasyonun, Türkiye ayağı da iş başında... Bu bağlamda; BND Ajanları ve onların köpekleri, Türkiye’de de bombaları patlatmaya başladılar. Fesat bitmeyecek… Sağda solda, üç beş  bomba daha patlatmak PKK’lı Terör Baronlarının da arzusu... Bu hamleyle Almo-Frans, üst siyasette; Kandil Örgütü de alçak siyasette;  “Biz de varız; daha ölmedik!” demek istiyorlar. Bu anlamda bir kez daha çizelim altını: Önümüzdeki günler, şehir meydanlarında patlatılacak olan, “Vurkaç Bombaları”yla daha da hareketlenecek gibi duruyor. Aman ha dikkat!  

Efendim, makalenin bu kısmına kadar, malum savaşta “Kazananlar ve Kaybedenler”i sayıp döktük. Peki desek ki… Almo-Frans ve Anglo-Amerika Bloklarının, 3. Noname Dünya Savaşı'ndan en karlı çıkan, bir başka blok daha var. Evet var! O halde onu atlamak olmaz! O kim ya da kimler? O, daha önceki savaşlarda da başa güreşen Papalık ve arkasında durduğu İtalya… Ve bağlı olarak, “Latin Bloku” diyebileceğimiz bir dolu dünya…” diye altını çizelim iddiamızın. Varılan bu nokta, “Papa liderliğindeki Latin Bloku”nun Strateji oyundaki başarılarının eseri mi? “Yoksa Türkiye'nin, Papa’ya açtığı bir yeni yol hamlesi mi?” diye sormak lazım. Galiba; cevap olarak, “Her ikisi de…” demek işimize geliyor. Fakat bununla birlikte; Vatikan'a karşı, Ankara'yı uyarmadan da geçmeyelim istiyoruz.  

Ve son söz... Kat ettiğimiz yıllarda Türkiye’nin, “Noname 3. Savaş”ta yerini alması hususunda çekimser davranmasına saygı duymuştuk… Zaman zaman ve mealen, “Lakin çekimserlik de bir yere kadar…” demiş ve gerektiği zamanda, lazım olan atraksiyonu yapmakta ideal refleksi gösterememek de insanı, toplumu veya devleti, harlı ateş ocağına düşmekten kurtaramayacağını da eklemiştik; değişik makalelerdeki çeşitli cümlelerinizde. Yani treni kaçırmamak lazımdı kanaatimizce… Ancak geldiğimiz an itibariyle biraz sabırsız davrandığımızın farkına varmış durumdayız. Çünkü an itibariyle Ankara'nın derin sabrı, tüm düğümleri çözmüş durumda.  Bu nedenle müteşekkiriz devletimize... Ve onun eli ayağı olan Peygamber Ocağının, cephelerde secdelere kapanan mübarek askerlerine… Rabbimiz, onları her zaman ve her yerde mansur ve muzaffer eylesin inşallah!

Ve efendim... Konumuzu bitirmiş olduk. Böylece bir “Büyüklere Masallar” yazısının sonundayız. Ama unutmayalım ve ikrar edelim: Her şeyin en doğrusunu, sadece Aliym Olan Allah biliyor. Ve elbette bize de kendimiz ve din kardeşlerimiz için “Hayırlı” olanı dilemek düşüyor.

***

 

Teşekkür edenler (4)Cengizhan_29 Azer hakan byserdar

Yorumlar

  • serqueserque Gönderiler: 15
    Bu misaki milli sınırları konusu Erdoğan tarafındanda gündeme getirildi birçok kez.
    Turkiye bu sınırlara tekrar ulasabilir mi?
    Kıbrısta İngiltereyle anlaşıp yarım bıraktığmız işi bitirebilirmiyiz?
  • hakanhakan Gönderiler: 37
    Selamlar hocam sizi allah rizasi icin seviyor ve sizlere rabbimden saglik ve guzellikler diliyoruz. Noname isimsiz savas kimsenin adini koyamadigi hicbir ulkenin cesaret edip direkt olarak cikaramadigi bir kaos ortami heralde dunya uzerinde savaşın cikmasi icin
    Bu kadar olayin vuku bulduğu bir zaman dilimi
    Yoktur ama ortada sacma sapan bir karışıklık var akdenizde herkesin savas gemisi dolasiyor
    Ama kimseden bir hareket görünmüyor moda tabiri ile vekalet denip geciyor bu isimsiz savaşi konvensiyonel olarak niye cikartmiyorlarda hala vekaketten gidiyorlar armageddon dedikleri o savaş su an icin bitti ve uygulanacak bir tarafida kalmadi zaten sahte kehanet olarak icimize atilmis bir kehanetti allah cc onu tutturmadi ve trump in eliyle israil in gelecegini tehlikeye atti yani onlarin tabiriyle cennetin kralligi çöktü heralde
    Papa bundan baya zevk almıştır sonuçta suriyedeyiz ve kimse bize aciktan posta koyamıyor koyamazlarda ne icin yapacaklarki
    Bunu dünyada asiret bile yonetemeyen bir milllete devlet kurmak icinmi tabiyki hayir amerika ve rusya temelde almanlarinda fransizlarinda yapacaklari beyhude suriyenin
    Kuzeyi coktan bizim allah inssaallah turk askerinin postalinin kutsal topraklara kadar gitmesini nasib eder inşaallah amin
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .