DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

FRANKFURT TOPLANTILARI

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 316
İngiltere, Amerika, Almanya/Bavyera bağlamında
Frankfurt Toplantıları ve Türkiye
Ahmet YOZGAT

 

Makalemizin başında iki “Alman Sırrı”nı vereceğiz. Bunlardan birincisinde; daha önce açıklamış olduğumuz “Almanya’nın Siyasi Deşifresi”nı tekrar edeceğiz. Şöyle ki... Almanya'nın “Derin Tarihi”ne ve “Derin Siyaseti”ne baktığımızda karşımıza, üç farklı yapı çıkmakta. Bunlardan ilk ikisine “İki Derin Alman Devlet Organizasyonu” diyebiliriz. Bu organizasyonun Almanyaları ise “Bavyera Almanya’sı” ve “Saksonya Almanya’sı” şeklinde yer tutuyor tarihin haritasında. Bu bağlamda, tarihin derinliğine girmeyeceğiz tabii ki. Ama başlangıç olarak, 2. Dünya Savaşı'nı baz almak niyetindeyiz.

Söz konusu 2. Savaştan sonra mevzubahis “İki Alman Bölgesi”nin birtek devlet olarak planlandığını ve bunların üstünde de bir “Federal Alman Çatısı” oluşturulduğunu görüyoruz. İşte, günümüz Almanya’sı, bu “Üç Siyasal/Yönetsel Yapı'dan oluşmuş değil oluşturulmuş durumda. Buna göre, ilk iki Almanya'nın tarihsel hükümranlık hakları baki... Tarihsel miraslarından vazgeçmeyen, söz konusu İki Almanya'yı bir arada tutan “Federal Çatı”ının gereğiyse, bahis mevzuu İki Almanya'nın ezeli husumetinden ya da gelecek tasavvurlarından doğan iki dünya savaşının bir daha tekrar etmemesi ve 3. Dünya Savaşının yaşanmaması arzusuyla bağlantılı... Bu anlamda “Federal Çatı” arabulucu bir merkez şeklinde oluşturulmuş ve iki Alman kavminin, bir daha karşı karşıya gelmemesi için çalışmakta. Bununla birlikte aynı “Federal Çatı”yı 2. Dünya Savaşı'nın Mağlubu olan Almanya'nın, temeline yerleştirilmiş “Galiplerin Derin Oluşumu” şeklinde de anlamak lazım...

Almanların dahi bilmediği ikinci sırra gelince… Bu sırrın başlangıç sorusu; Cermen Âleminde, kim kimi kurdu; kim kimi idare ediyor?” biçiminde olsun. Daha önce, “İki Almanya Serisi” makalelerimizde anlattığımız konuları, burada tekrar etmemiz mümkün değil. Ancak onları bilmeden, bundan sonra söyleyeceklerimizi anlamlandırmanın da kolay olmayacağını ifade edelim. Yukarıda sözünü ettiğimiz iki Almanya'dan Bavyera, Habsburg Sülalesinin Avusturya Almanya’sına yakınlığı sebebiyle tarihinde, hep önemli bir merkez olarak yer tutmuştu. Fakat Bavyera’nın kuzeyinde yer alan kıskanç Cermen kardeşler yani Saksonyalılar, siyasi tarih sahnesine, 1700 yılında çıktılar. Biz bu çıkışı kurumsal anlamda, Haçlı Seferleri sırasında, Papalık tarafından gerekli görülmüş olan Töton Şövalyelerinin Tarikat Devleti şeklinde yani Prusya olarak görüyor, öğreniyor ve biliyoruz.

Bir üst fasla çıkarken şöyle diyelim… Kutsal Sakson Şövalyeleri yani Prusyalı Hohonzellern Kralları, tarih sahnesine çıktıklarında iki plan yaptılar. Bu planlardan biri, Bavyera üzerinden hareketle Kıta Avrupa’sındaki Cermenlerini -ki buna Avusturya başta olmak üzere Fransa, bugün Çekya olarak adlandırılan Bohemya bölgesi ve kuzeye Baltık’a doğru uzanan Cermo-Slav bölgesi denilmekte- bir imparatorluk altında toplamaktı. İkinci Planları ise Britanya Adasında oturan Saksonları, kendilerine bağlı bir organizasyon haline getirmekti. Almanların Derin Sırrı dediğimiz asıl şey işte, bu hususta karşımıza çıkmakta.

Malum… Kıta Avrupa'sında oturan Saksonyalılara Almo-Sakson diyoruz fakir... Bununla birlikte Britanyalılara da Anglosakson dendiğini biliyorsunuz. Britanya adasında birkaç Hanedan kurmuş olan Anglosakson halkları, 1600 yılından beri İskoçya Kralları idare ediyordu. 1700 yılı yaklaşırken Almo-Saksonlar ve tabii ki Anglosaksonlar, bu durumdan hoşnut değillerdi. Buna bir hal çaresi bulmak adına Kıta ve Ada Saksonları, birlikte hareket kararı aldılar. Kurguladıkları istikbalde onlara Aşkenazi Musevileri yardım edecekti. Yani dünyaya üç yüz yıl hükmedecek İngojudik/Anglojudik ya da Saksojudik Koalisyon böylece oluşturulacaktı. Sonunda; mevzubahis “Komplo Koalisyon,” İngiliz tahtını işgal eden İskoçyalı Stuart İdaresini sonlandırmak için harekete geçtiğini görüyoruz. Yetmiş beş yıl sürecek olan bu komplo sürecinin sonunda  bir “Almo-Sakson Prens” üzerinden İngiltere Hanedanlığı Saksonya Sülalelerinden birine devredilecekti. Bu planın yapıldığında tarihler, 1648’i gösteriyordu. Bir Derin Sakson ve Aşkenaz Planı doğrultusunda başlatılan bu operasyona, dördüncü ve geçici ortak olarak, İngiltere'de mukim Radikal bir Hristiyan mezhebi de katıldı. Bunlar, Pürütenler olarak bilinen, “Antikatolik” hırslı bir gruptu. Pürüten klanının lideri olan Oliwer Cromwell, Hollanda’da mukim Aşkenaz Yahudilerinin finansal desteğiyle harekete geçti. Ve bir “Kamara Darbesi”yle İskoç Stuart Hanedanlığını yıktı. Yerine, sekiz yıl süren bir Cumhuriyet kurdu.

Restorasyon Cumhuriyeti denilen bu dönemin arkasından, İskoç Stuart Hanedanlığı temsilcisi  yeniden iktidara geçti ancak bu kez muktedir değil; Anglosaksonların himayesindeydi. Yani bir bakıma bu dönem yani “İkinci Stuart Dönemi” hükümsüzdü; yeni dönem bir anlamda, devir teslim süreci olarak kaydedilse yeridir. Bu dönemin sonunda İngiltere Stuart Kraliçesinin erkek çocuğu olmadı/belki de olması önlendi; her neyse sonuçta Stuart tahtı varissiz kaldı. Bu duruma el koyan İngiliz Meclisi, Almo-Saksonlardan bir akraba prensin ithal edilmesi kararını aldı. Ve böylece Almanya Hannover dükünün oğlu olan Prens George sipariş edildi. Sipariş Kralla birlikte Stuart Hanedanlığı sona erdi ve İngiltere’yi, İskoçların yerine Hannover Hanedanlığı eliyle Almanlar yönetmeye başladı. O gün, bugündür hala işbaşında olan bu hanedanlık, daha sonra iki kere isim değiştirdi; önce “Saksoburg” akabinde de “Windsor” adını alarak,  İngiltere'nin üzerinde günümüze kadar uzanan bir Saksonya hâkimiyeti kurdu.

Bu durakta özet cümle olarak, sorulması gereken soru şu: “Günümüz İngiltere'sini kim kurdu?” Anlaşıldığı üzere bu sorunun cevabı şöyle: “İngiltere'yi kuran, Almanya’dır. İngiliz tahtında oturan hükümdarlar, Almanların Aşağı Saksonya Hanedanlığı soyunun devamı olup halen İngiltere, Almo-Saksonların bir alt devleti olarak iş başındadır.”

***

Günümüzde; 1917’den beri “Windsorlar” olarak bilinen Almo-Sakson kökenli hanedanlık, İngiliz Saksonları eliyle idare ettiği Britanya’nın, üç yüz yıllık süresi içerisinde, kendilerine ortak olarak tayin edilen Aşkenazlarla birlikteydi. Bu ortaklık sayesinde Almo-Saksonlar, 1701 Yılında Sanayi Devrimini başlatarak, dünyanın en geniş topraklarının sahibi ve “Batı Medeniyetinin Kurucu Babası” olarak ortaya çıktı. İngiltere’de hüküm süren Almanyalı Saksonlar, bugün de Batı Medeniyetinin dinamiği sayılan Sanayi Devriminin hayat verdiği dünya zengini bir ülkenin sahibi ve bu anlamda, Güneş Batmayan İmparatorluğun gizli patronu durumundalar.

Üç yüz yıl, hemen hemen dünyanın her noktasında, kendi varlığını hissettiren bu akıl almaz serüvenin sonunda Anglosakson Windsor Sülalesi, üzerinden iki dünya savaşı geçirerek yoruldu ve 1946'da Güneş Batmayan İmparatorluğunun bir parçası olarak Amerika Birleşik Devletlerini kendisine vekilharç tayin etti. Ya da Windsorlular, “Derin Majestik Aklı” Washington’a taşıdı. Böylece Anglosaksonlar, “İngiliz Amerika’sını kurmuş oldu.

2. Dünya Savaşı'nda, Bavyera üzerinden, Almo-Saksonlara çökmüş ve oradan Anglosaksonlara hücum eden Almanya yıkılmış ve sahipsiz kalmıştı. Doğal olarak İngiltere, Amerika’ya verdiği son vazifeyle çökerttiği Almanya'da yeni bir devlet kurdu: O devlet, “Federal Almanya” adıyla hala mer’i yani patronu adına işbaşında ve geçerli.

Almanların dahi bilmediği sırrın özet cümlesi ise şöyle girsin kayda: 1700 yılında Almo-Saksonlar, İngiltere'yi kurdu; İngiltere, Amerika'yı kurdu; Amerika döndü Federal Almanya'yı kurdu. Yani durum tam bir, “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar?” tekerleme sorusuna dönmüş durumda. Buna göre, tekrar soralım kim kimi kurdu? Durun, düşünün ve bu sorunun cevabını verebilirseniz verin lütfen…   

Şimdi… Konumuzun en başına dönelim ve üstteki paragraflarda yapılan açıklamalardan hareketle. 2. Dünya Savaşı sonunda kurulan Federal Almanya’nın, yarı görünen sahibinin Amerika olduğu tespitini bir kez daha pekiştirelim… Dolayısıyla Washington bugün, Alman Federal yapısı üzerinden, Saksonya ve Bavyera Almanyalarını idare eden güç durumunda. Bu nedenle Almanya'nın ordusu yok; onun yerine, ülkenin dört bir tarafında on binlerce Amerikan askeri konuşlanmış durumda. Amerika’nın “Avrupa Ordusu Komutanlığı” olarak bilinen bu hâkim gücün dirayetli generalleri, Amerikan Üslerinde, “Derin Almanya Logosu”yla ve Alman maskesiyle ülkeyi idare etmekte; asıl patron adına. Mesele bu!

Söz konusu idarenin güç alanında, içinde Türkiye'nin de bulunduğu Avrupa ülkeleri Demokrasileri, iki ekol üzerinden kurgulanmış bir otomat gibi işlemekte. Bilindiği gibi bu damarlardan biri, “Amerikan Ekolü” diğeri “Alman Ekolü” adıyla siyaset yapmakta kurdukları siyasi partiler üzerinden. Yukarıda verdiğimiz, “Tavuk-Yumurta Metaforu”ndan hareketle Almanya'daki Amerika'yı işletenlerin, Saksonya Almanları olduğunu söyleyebilir miyiz? Evet! “Kim, kimi kurdu?” sorusunun cevabını arayarak meselenin oraya vardığını sezinlemekteyiz. Lakin ve dolayısıyla kıtadaki iki ekolden biri olarak karşımıza çıkan Amerikan Ekolü, temel olarak Almo-Saksonlar üzerinden Alman Federal yapıya, oradan Washington'a, oradan Londra'ya ve oradan da tekrar dönüp 1714 Yılındaki Hannover Hanedanlığının Saksonyasına bağlı diyerek işi içinden çıkılmaz bir hale getirelim. Hatta oradan da Töton Şövalyeleri ve onların ünlü kralı “Büyük Frederick Ekolü”ne bağlayalım ipin ucunu. Ama böylece Amerikan Ekolünü tarif etmiş olalım.

Türkiye başta olmak üzere, Avrupa Demokrasilerinde, ikinci ekol olarak karşımıza çıkan  “Alman Ekolü”ne ise “Aslında, Almanya adına “Bavyera Ekolü” demek lazım.” diyerek girelim. Tabii ki “Bavyera Ekolü”nü de Federal Almanya düzleminde Almo-Saksonlara, oradan Washington’a bağlamak lazım. Doğal olarak; Washington’un yularının ucunun da Londra'ya uzandığını söyleyerek “Alman Ekolü”nün iç yüzünü de tarif etmiş olalım. Durum bizim açımızdan bu ve tam bir “Arap Saçı” betimlemesi. Ancak bu “Tavuk-Yumurta Devridaimi”nde rol alanlar açısından, bir karmaşadan söz edemeyiz çünkü onlar, nerede nasıl durduklarını ve “Mavikan Hiyerarşisi”ni noktası virgülüne kadar bilmekte ve “Ortaçağ Majestik Protokolü”nü harfiyen uygulamaktalar. Sıkıntı yok!

***

Yukarıda verilen “Derin Alman Sırrı”nın arkasından, gelelim Türkiye’ye... 1946 yılından itibaren “Çok Partili Demokratik” hayata geçen Türkiye Siyasetinin de iki aks üzerinden kurgulanmışlığını görmemek için kör olmak lazım. Defaten dediğimiz gibi bu akslardan biri Amerikan Ekolü, diğeri Alman Ekolü olarak çıkmakta karşımıza. Hatta Türk Siyaset sahaları, bu ekoller adına kayıtlı ve muktedir. Dolayısıyla iktidara talip olacak partilerin, bu ekollerden birini tercih etmesi gerekmekte çünkü dedik ya “Muktedir” olan söz konusu ekoller; başkası değil. Bu anlamda; Türkiye'de 1946’dan başlayarak, Amerikan Ekolüne mensup üç parti iktidara gelmiş oldu. Malum! Bunlardan biri, “Demokrat Parti” ikincisi, “Anavatan Partisi” üçüncüsü ise AK Parti adıyla siyaset yaptı/yapmakta ve tekbaşlarına iktidar oldu/olmuş halde. Bu tespitin akabinde, sözü edilen üç partinin dışındaki tüm muktedir hususiyetli siyasi organizasyonlar, “Alman Ekolü Partileri” olarak tarif edilebilir.

Ancak Alman Ekolü Partilerinin, Bavyera ve Saksonya kollarının olduğunu da söyleyelim. Bu kollara mensup partilerin hangileri olduğunu anlamak için şöyle bir işaretleme yapmak gerekir. Ve bir genel geçer olmasa da denilebilir ki; Türkiye'deki Solcu partiler, Saksonya üzerinden işletildi. Buna karşın, Sağcı karakterdeki partiler de Bavyera merkezine bağlıydı lakin temel güç, Bavyera’daydı hala öyle.

Gerek Bavyeracı ve gerekse Saksonyacı olsun “Federal Çatı” altında kümelen ve sözünü ettiğimiz Alman Ekolü partilerinin, son yetmiş yıldır Türkiye'de yapılan terör eylemlerinin neredeyse tamamını, Almanya'da kurguladıklarını, Amerikan Ekol partilerinin de bu hususta bilgisi olduğunu söyleyebiliriz. Sadece terör eylemleri değil elbette, tüm siyaset dahi aynı mahreç çıkışlı...

Almanya'da yer alan bu “Kurgu Merkezi” Amerikan Avrupa Ordusunun karargâhının bulunduğu Frankfurt şehrinde bulunmakta ve Türkiye ile ilgili tüm kararlar, buradan yani “Frankfurt Komplo Merkezi”nin aklının eseri olarak hayat sahasına sürülmekte. ABD Ordusu Avrupa Komutanlığı Karargâhının beyninde yapılan ve “Frankfurt Toplantıları” olarak bilinen bu uygulamalarda, Bavyera, Saksonya ve Federal Yapıyı temsil eden Alman üyelerden oluşan “Komplo Konseyi,” elbette, Amerikalı Komutanların başkanlığında toplandı/toplanıyor ve Türklerin Kaderi”ni belirleyen kararlar aldılar ve hala alıyorlar. Türkiye'de oluşacak toplumsal eylemler, tetiklenecek terör hareketleri ve bunlardan önce kurulacak terör örgütleri konusunda olduğu gibi ülkedeki iktidarların nasıl oluşacağı da aynı merkezde planlandı/planlanıyor. Bütün bunlar, bir gizli gerçek olarak, artık deşifre edilmiş durumda ve ispatlı şahitli biliniyor. Durum bu!

***

Frankfurt Toplantılarında alınan kararlarla şimdiye kadar, Türkiye üzerinde yapılan operasyonlara bir göz atmak gerekirse... Sıralamaya şöyle başlamak lazım: 1946 Seçimlerinin arkasından, CHP'den bir Demokrat Parti çekirdeğinin çıkartılması; bu partinin, 1950'de on yıllığına iktidara getirilmesi; 1960'da yapılan darbe ile Menderes'in iktidardan düşürülmesi ve asılması; 1961 Anayasasının teşkili, bu anayasanın özgürlükçü ortamında Komünizm’in, ülkeye transferi; bu fikri cereyanın, özellikle üniversitelere sokulması ve bir “Komünist 68 Kuşağı”nın oluşturulması; “Sahte Demokrat Adalet Partisi”nin kurulması ve “Kopya Menderesi Demirel”'in Adalet Partisi'nin başına geçirilmesi; MHP'nin kurulması ve Anarşist 68 Kuşağı”na karşı bir “Vatansever Kuşak” olarak Ülkücülerin, arkasından da “İslamcı Akıncılar Kuşağı”nın oluşturulması; 1970 yılında iki darbe planı ve bağlı olarak Ordu'da 9 ve 12 Mart Cuntacılarının teşkili; 12 Mart Darbesi ile 70'li yıllarda Solcuların ve Ülkücülerin aynı tabancayı kullanarak birbirini vurması; bu sebeple kana bulanan  70'li yılların sonunda, bir Amerikan Darbesi olarak 12 Eylül'ün hayata geçirilmesi; bu süreç içinde, Alman Ekolü Partilerin total uzantısı olarak yeraltında, Ergenekon yapılanmasının oluşturulması; bu yapının karşısında, Amerikancı Fetöizm’in kurgulanmasına başlanması; 1983 yılında, Amerikancı Turgut Özal'ın iktidarının startı ve on yıllık ANAP iktidarının sonunda, 93 yılındaki “Gizli Darbe” ve Özal'ın öldürülmesi; 90’lı yıllarda, tüm Alman Ekolü partilerinin sırayla ve koalisyon yöntemi ile iktidara getirilerek başarısız kılınması; 28 Şubat süreci;  bu süreçte ve son Almanist iktidar olarak, Ecevit Koalisyonuna işbaşı yaptırılması;  20. Yy’ın sonlandırılması için sürecin hızlandırılması; Anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla düğmesine basılan “Banka Krizi”yle 20. Yy’ın derin devleti olan Sabetayist Klanın, nihai soygununa fırsat verilmesi ve “Klan”ın son ücretini alarak, devletin yakasından düşmesi; “Yeni Derin Devlet”in teşkiline başlanması; Ecevit Koalisyonunun bir ortağı olarak MHP'nin başındaki Lider Bahçeli'nin nihayet, “Batılıların, Türkiye Sırrı”nı çözmesi ve bir sabah, iktidarı bitirmesi; bir siyasi Komplo ile Erbakanist İslamcı Hareketinin sonlandırılması ve söz konusu hareketten Özal Felsefesinde, eski ANAP’çıların dâhil oldukları Amerikancı Ak Parti Ekolünün oluşturulması ve ilk seçimde iktidara getirilmesi; girilen 2000 yılından itibaren, 2023 yılına kadar uzayacak süreç içerisinde, 20 Yüzyıl’a ait siyasi formatlamanın bitirilerek, Parlamenter Sistemin yerine Amerikanist Başkanlık Sistemine geçilmesinin çalışmalarının başlatılması; bidayette varılan mutabakatın gereği olarak 2012 yılında,  iktidar dönemini tamamlayacak olan Erdoğan'ın, siyasi hayatının sonlandırılması kararının alınması; tıpkı 2000 yılında, Devlet Bahçeli'nin “Batılıların Türkiye Sırrı”nı çözmesi gibi Erdoğan'ın da Fetullahçılıkla karşı karşıya getirilmesi sonunda, Türkiye üzerinde oynanan “Derin Ali Cengiz Planı”nın künhüne ermesi…

Burada birazcık soluklanalım… Ve şu cümleyi kayda geçelim: “Gerek Bahçeli'nin, gerek Erdoğan'ın farkına vardığı mevzubahis “Derin Oyun”un nihayet sonlandırılması kararının, “Derin Türk Yapısı”nda kararlaştırılarak, halkın uyandırılması hususunda çalışmaların başlatılması…” Fakat bu ifadenin, içini doldurma konusunda bir bildiğimizin olmadığını da söylemeliyiz. Yani Erdoğan ve Bahçeli'nin,  Cumhur İttifakına giden beraberliğinin temelinin bu noktada atılıp atılmadığı hususunda bir şey söyleme durumunda değiliz. Lakin ondan sonra gelişen olaylarda MHP'nin, bir bakıma “Oyun Bozucu” atraksiyonlarının, bir gizli beraberliğe işaret etmiş olabileceğini de söylemeden geçemeyiz. Her neyse!

Kaldığımız yerden devam edelim:  Ve 2012 itibariyle Washington’la aralarına kara kedi girmiş ya da sözün özü olarak, Amerikan Ekolünden kovulmuş olan AK Parti'nin, her şeye rağmen, üst üste seçim kazanması yani sonunda  halkın dediğinin olması; buna karşı, Frankfurt Toplantılarında Bavyera, Saksonya ve Amerikan Ekollerinin karşıtlıktan vazgeçerek, “Erdoğan İnatlaşması”na karşı birlikte hareket etmeleri kararının alındığını görüyoruz. Ve buna bağlı olarak Gezi Parkı Darbe Kalkışması, Kobani Ayaklanması, 17 25 Operasyonu… Ve bu arada, bir dolu patlamanın da Frankfurt Toplantılarının eseri olarak, Türkiye'nin ayağına dolandırıldığını fark ediyoruz. Ve nihayet zirve…

Frankfurt Toplantılarına NATO da dâhil edildi ve 15 Temmuz gecesi “Alman-Amerikan ve hatta İngiliz Komplosu” ya da “Bavyera-Saksonya ve Amerikan Komplosu” ya da Batı'nın Batısındaki derinlikte planlanan “Global NATO Darbesi”nin hayata geçirilmesi de Frankfurt’la ilişkiliydi. Neyse ki bahis mevzuu darbe girimi, başarısızlıkla sonuçlandı malum.

***

Son dönemde yani 2012'den 2015'e… Oradan 2016, 17 ve 18’e doğru uzanan siyasi yıllarda, “Frankfurt Komplo Merkezi”nin başarısızlıklarının müsebbibi olarak görülen bir parti vardı: MHP... Bu nedenle söz konusu parti hususunda Frankfurt Merkezi, ta Özal zamanından başlayan bir güvensizlik içerisindeydi. Bu nedenle MHP, sürekli olarak “Frankfurt Aklı”nın kuşkulu gözetimi altında hatta operasyon sahasındaydı. Bu minvalde, ilk operasyonun adı “Büyük Birlik Operasyonu” oldu ve MHP, yıllarca önce ikiye ayrıldı. Son “Büyük Frankfurt Operasyonu” ise 2017'nin başında, MHP'nin üst düzey yöneticilerini hedef aldı. Aynı dönemde, CHP de operasyon alanına girmişti. Bu anlamda, söz konusu partinin Genel Başkanı Deniz Baykal da MHP yöneticilerine uygulanan ve yapımcılarının “Fetö'cü Komplocular” olduğu, daha sonra anlaşılan “Kaset Operasyonu”ndan kurtulamadı. Bu operasyonların amacı, gerek CHP ve gerek MHP açısından partiyi, Amerikan Ekolünün Politik tercihine ve temsilciliğine atanmış olan Fetö'nün siyaset alanı haline getirmek üzerine kuruluydu. CHP ilk hamlede düştü ve Deniz Baykal'ın yerine Oportünist bir anlayışa sahip olduğu gözlemlenen Kılıçdaroğlu getirildi. Sn. Kılıçdaroğlu için “Oportünist” diyoruz çünkü Kemal Bey, ilerleyen zaman içerisinde köklü bir idealin sahibi olmadığını gösterdi. Bu anlamda onu, zaman zaman Amerikan; zaman zaman da Alman Ekolünün periferisinde siyaset yapmaya gayret ettiğini gördük. Yani bir bakıma, onu bağlayan toplu durum oldu.

MHP’de başarılı olamayan Kaset Operasyonunda sonucu, Bahçeli'nin sağlam duruşu belirlemişti. Ve bu sağlam duruşun temelinin, 2001 yılında “Büyük Oyun”u fark etmesiyle atılmış olabileceğini yukarıda söylemiştik. Lakin “Frankfurt Merkez” siyasi yönlendirmesini yaptığı ülkelerdeki dik duruşlu, omurgalı, milli ve yerli siyasetçilerden hoşlanmıyordu. Bu sebeple ikinci operasyon yani kasetten sonra da MHP üzerindeki Frankfurt Yaptırımları devam etti; hem de bu sefer partiyi, hepten bitirmeye yönelik olarak; hatta “Bahçeli Anlayışı”nın, sadece siyaset sahnesinden değil, millet hayatından da çıkarılmasına yönelik olarak devam ettiğini söyleyebiliriz.

İşte, bu nedenle ortaya atıldı Milliyetçiliğe karşı Ulusalcılık... Anlaşılan o ki Frankfurt Toplantılarında kararlaştırılan zoraki Ulusalcı evrilme, parti içerisindeki duruşuyla kendini resetleyen ve varıp millete dayanan “Milliyetçi Kök”ü ezecek ve yerine çökecekti. Ancak bu plan da başarılı olamadı. Ancak bu başarısızlığa rağmen sonunda Frankfurt Aklı, MHP'den bir kol daha ayırdı ve böylece ortaya, “Ulusalcı İyi Parti” çıktı.

Ortaya çıkan bir başka husus da bundan geri, MHP ve Bahçeli üzerindeki operasyonların partiyi, 2019 Seçimlerinde bitirmek ve tarihten silmek üzerine kurulu olduğuydu. Asıl önemli olan ise...  Bütün bu oyunları planlayan Frankfurtluların hedefinde, Bahçeli ve Parti'den çok orda burda oyuncak edecekleri “Ülkücüler”in olduğunu söyleyelim. Ülkücülerin istikbali üzerine kurulan komplonun sığ kısmında, kısa vadede onların oyuna/reyine duyulan ihtiyaç; uzun vade de ise tarihten silinmeleri yatmakta. 2019 Seçimlerinde, sonucu belirlemede Kürtçülerin, İslamcıların, Kemalistlerin, Komünistlerin, Mezhepçilerin gücünün yetmediği siyaset alanında, Ülkücülerin özgül ağırlığı gerekli görülmüş durumda. Bunun için Frankfurt açısından, Ülkücülerin partilerinin behemehâl  yıkılarak, oylarının/reylerinin serbest kalması icap etmekte. Ve böylece, Milliyetçiliğin Ulusalcılığa kurban edilmesi şart görülmekte!

Bununla birlikte, şu öngörüyü de söylemeden geçmeyelim: 2012'de Amerikanist Frankfurt’un kontrolünden çıkan AK Parti'nin istikbalinin de 2019’da değil belki ama 2023’te ve ilerleyen zaman içinde Ülkücülerin oyuna/reyine bağlı olduğu da bir küçük hakikat gibi duruyor sanki.

Bütün bu sankiler ışığında Sn. Bahçeli'nin bir bildiği var zannımızca. Ona göre ülke, devlet ve millet açısından Parti yoksa Ülkücü oylarının da bir hükmü yok! Öyle ise ilerleyen zaman içerisinde, AK Parti karşısında yer alan siyasi düzlemde zemin tutmuş olan ekollerle kan ve meşrep uyuşmazlığı olan Ülkücülük, onların arasında biter gider. Zaten çünkü orada, Ülkücülerin Milliyetçilik İdeolojisine göz diken bir Frankfurt Ulusalcılığı var ve o Ulusalcılığın hedefi de hayati açıdan tehlikeli olmaya başlayan Milliyetçiliği, kendi kıskacı içerisinde absorbe etmek yani eritmek denilebilir. Planlananın hayata geçirilmesi esnasında, Ülkücüleri layık olmadıkları yere/yerlere çekip yaban aralıklarda çürüterek yok etmek için yem olarak Kemalizm’in kullanıldığını da biliyoruz. Hemen söyleyelim; son zamanlarda ortada dolaşan Kemalist bolluğunun altında yatan asıl mesele, Kemalizm’i yaşatmak ve alanını genişletmek değil. Ya? Mesele; AK Parti ile Ülkücüler arasında aşılmaz bir mesafe ve bariyer oluşturmak... Bu nedenle kullanılan bir Kemalizm ve  gün sayan Ülkü aidiyeti gerçeğinden söz ediyoruz. Zaten Erdoğan'ın, 2017'nin son aylarında; “Atatürk de bizim, Atatürkçülük de…” demesinin altında yatan gerekçe, Frankfurt'un oyununu bozmaya yönelik bir atraksiyon olarak hayata geçti. Bu atak “Afrin Başarıları” ile birleşince, arzulanan neticeyi verdi; diyebiliriz.

İşte, bütün bu olup bitenlerin altında yatan sırları ve bu yüzden, bir gün bir tercih yapmak zorunda kalacağını da önceden ve en iyi şekilde okuyabilen, “Siyaset Duayeni Devlet Bahçeli” birkaç yıl önce durup dururken demişti ki; “Eğer, bir tercih yapma durumunda kalırsak; biz, Perinçek’i değil, Erdoğan'ı tercih ederiz.” Bu sözü şöyle okusak nasıl olur? “Eğer bir gün, bir tercih yapma durumunda kalırsak biz, Ulusalcılığı değil Milliyetçiliği tercih ederiz. Hem de kurgulanmış Milliyetçiliği değil, Anadolu'dan doğmuş olan Milliliği…”

Sözü edilmişken… Sn. Bahçeli'nin, yukarıdaki cümlesinde geçen Sn. Perinçek'e gelince… Frankfurt'ta kurgulanan yeni siyaset formatında, Perinçek'in dişe dokunur bir yeri olmadığına tanıklık ediyoruz; epeyden beri. Oysa aynı Frankfurt, Ulusalcılık fikrini, Pazar Ekonomisi ile çöken Çin İdeolojisi nedeniyle boşa düşen Perinçek’e alan açmak için ortaya atmıştı. Meğerse Sn. Perinçek, bu konuda sadece taşıyıcı annelik yapmış görünüyor. Ya da “Perinçek, vakti gelinceye kadar kızağa çekilerek sükûnete mahkûm edildi.” de diyebiliriz. Anlaşılan o ki Frankfurt Merkezinde şimdilik yani 2019’a matuf, Doğu Bey’in yerine Alevi ve Sünni Zazaların hükümran olduğu bir parti ve siyaset planlanmış durumda.

Aslında bu plan, yeni değil… Hatırlarsanız birkaç yıl önce yazdığımız, “Pakratunilerin Sırrı”na dair makalelerde Alevi ve Sünni Zazaların arkasında yer tutan bir başka güçten söz etmiştik. Kripto bir güçten, Pakratunilerden. O makalenin iddiası şuydu: “Frankfurt, 7 Haziran Seçimlerinin sonunda, Kripto Pakratunilerin Alevisi ve Sünnisi üzerinden iki siyaset kutpu oluşturma niyetinde…” Hatırlanacağı üzere, söz konusu seçimler esnasında ortaya atılan, “Halk Bank’ın ayakkabı kutuları” fenomeniyle estirilen “Anti-Erdoğancı” rüzgârdan sebep Pakratuni Planı, kısmen tutmuştu. Garip olan ise Sn. Bahçeli ve Partisinin bu rüzgârdan etkilenmiş olmasıydı. İşte bu yüzden, 7 Haziran Seçimlerinin neticesi menfi çıktı ve AK Parti koalisyona mecbur bırakıldı.  Galiba Devlet Bahçeli, o zaman bir kez daha anladı, devlet üzerine kurulan oyunu. Ve sert bir refleksle kurtuldu “acı rüzgâr”ın etkisinden ve tercihini resetleyerek, Erdoğan'ın yanında yer aldı. İki liderin, devleti ve milleti arkalayan görüşleri nedeniyle ve Frankfurt Alman Ekolünün peşine takılan, devrin Başbakanı Ahmet Davutoğlu'na rağmen “Pakratuni Tehlikesi” püskürtülmüştü.

Anlaşılan o ki… 7 Haziran yenilgisine rağmen Frankfurt, Kripto Pakratuni Planından vazgeçmiş görünmüyor. Anlaşılan o ki plan, yine fırında lakin bu sefer bir farkla... Şöyle ki Frankfurt bu sefer, Alevisi ve Sünnisiyle Kripto Zazaları aynı kutupta toplayarak önce, Ak Parti'yi çökertmek niyetinde... 2023 yılında ise 7 Haziran’da olduğu gibi Pakratuniler üzerine kurulu “İki Siyaset Kutpu” oluşturmayı amaçlamış olmalı… Ki ilk aşamada, bu ikilinin yani CHP ve HDP’nin hükümran olduğu bir partide, İslamcıları, Ulusalcıları ve Milliyetçileri toplayarak alt etmek ve onları, 21 Yüzyıl Türkiye'sinde işe yaramaz siyasi klanlar haline getirmek arzusunda… Bu avlar arasında tek eksik Milliyetçiler… O nedenle Sn. Bahçeli, CHP’nin hedef tahtasında habire oklanmakta.

İşte, “İkinci Pakratun Planı”n hayata geçirilme aşamasında, Erdoğan ve Bahçeli, aslında Milliyetçileri değil, bizatihi milleti bitirmeye yönelik olan Frankfurt hamlesini gördüler. Daha doğrusu, “Derin Türk Aklı, bu durumun farkına vardı.” da diyebiliriz. Bu nedenle oyun, Sn. Bahçeli'nin çabalarıyla ve Cumhur İttifakıyla çözüm yoluna girdi. Bizce, bu hususta en önemlisi ise anladığımız kadarıyla Sn. Bahçeli’nin, asıl tercihini nihayet yapmış olması. Zira bu tercih sebebiyle 2019 Seçimlerinden sonra mevzu bahis ittifakın, temel bir siyasi merkeze evrilecek gibi duruyor olması, Frankfurt’u çıldırtmaya yetiyor da artıyor bile. Belki erken bir çıldırtma hamlesi oldu ama Sn. Bahçeli, işi uzatmadı ve “Temel Siyasi Merkez”in işaretini zaman zaman verdi/veriyor… Biz de bunu çok önemsiyoruz!

Elbette “Frankfurt” çıldırmakla kalmayacak. Buna karşılık, “Fitne Merkezi”nin ne yapacağı hususunda bir öngörüde bulunmak zor. Fakat bir tahminde bulunmak durumunda kalırsak, ilk önce diyeceğimiz şey, Sn. Bahçeli'nin hayati tehlikesinin, artık  Sn. Erdoğan’la eşitlenmiş olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki “Allah korusun!” diye dua ederek… Bunun dışında Frankfurt Fitne Merkezi, iki şey yapabilir: Ya fiili duruma rıza gösterir ve 2019 Seçimlerinden sonraki siyasetin, “Cumhur Ekolü” ve Saadet’in koyduğu isimle “İlkeler Ekolü” üzerinden formatlanmasına ses çıkarmaz yani kurulan oyunda oyuncu olur. Tabii ki belli bir zamana kadar… Ya da yeniden, diker gözünü TSK’ya… Böylece ordudaki “Geleneksel Çakmak ve İnönü Ekolleri”nin ikisini birleştirip bunlara “Türedi Fetö Ekolü”nü ekleyerek oluşturacağı “Cunta Klanı”nını, son bir kez daha hareketlendirir. Ve böylece Türk Siyasetini yine kendi oluşturduğu “Frankfurt Patron Düzlemi”nin üzerinde şekillendirmenin atağını gerçekleştirir. Ancak darbe seçeneğinin, 2019 Seçimlerinden sonraya bırakılması ve 2023'e doğru hayata geçirilme düşüncesi bir ihtimal...

Lakin kanaatimce bu hususta, kuvvetle muhtemel olan bir şey varsa o da önümüzdeki Ağustos 2018’de alınacak Yaş Kararlarının, TSK’da ciddi bir temizlik hareketini başlatacağı yönünde… Bununla birlikte, ordudaki asıl formatlamanın, askerin düzeltilmiş eğitim şekli ve doğrultulmuş Müfredatı ile birlikte ortaya çıkacak olan, “Yeniden Peygamber Ocağı” istikametindeki çalışmaların, daha da hızlanacağını söyleyebiliriz.

2019 Seçimleri sonunda kuvvetle muhtemel olan bir başka husus da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Etme Sisteminin işletici unsurunun, “Erdoğan-Bahçeli Cumhur İttifakı” neticesinde ortaya çıkmış olan “Milli ve Yerli Damar” üzerine bina edileceğinden hareketle diyebiliriz ki söz konusu yeni ekolün, devletin kalıcı zeminini oluşturacağı görülüyor. O halde sıradaki operasyonun, “Türk Derin Devleti”ni de resmi hale getirmek  olsa gerek. Bu işlem sırasında biçimlenen “Milli ve Yerli Derinlik”in aynı şekilde, “Askeri Derinlik”in su basmanını da yapılandıracağını tahmin etmek güç değil. Bu itibarla önümüzdeki seçimlerden sonra devletin, her alanda “Millilik ve Yerlilik” anlamda, ciddi bir yenilemeden geçirileceği hususunda kuşkumuz yok.  Ancak söyleyeceklerimiz olabilir.

***

Buraya kadar söylediklerimizle birlikte, “Frankfurt Toplantıları” konusunun birinci bölümünü tamamlamış olduk. Şimdi geçelim ikinci bölüme… Fakat bu bölüm, kısa ve adı “Kırlangıç Toplantıları” olacak… Ne demek “Kırlangıç” ve toplantılar, ne mana içermekte?

Tabii ki “Frankfurt Komplo Merkezi”nde, Türkiye’yi biçimlendirme adına kotarılan planların hayata geçirilmesi için Ankara’da bir “Küçük Frankfurt”un daha oluşturulması gerekiyordu. İşte, bunun için “Kırlangıç Sokak”taki “Kırlangıç Apartmanı”nda bir siyasi ve operasyonel üs kurulmuştu. Bu üssün “İdare Konseyi” şaibeli Alman Vakıflarının Türkiye Temsilcileri başta olmak üzere, Alman Ekolü partilerinin derin şahsiyetlerinden oluşmaktaydı. Ve gözlemci olarak da Alman Diplomatların arasına sokuşturulmuş olan BND Ajanları vardı.

2. Savaştan sonra söz konusu “Kırlangıç Komplo Konseyi” Frankfurt Komplo Merkezinde alınan kararların pratiğini yapmak üzere zaman zaman toplandı ve kararlar alageldi; alagidiyor. Bu anlamda, “Karanlık Kırlangıçlar”ın, 2012 yılına kadar, gayet başarılı olduğu söylenebilir. İlk başarısızlıkları ise Ak Parti ile yaşandı yani 2012’de Amerikan Ekolünden savrulan ve Türk Ekolüne doğru yelken açan Ak Parti’nin “yoldan çıkması”nı önleyememek oldu; bu başarısızlık hala sürüyor.

İkinci başarısızlık ise MHP konulu olarak ve iki kere yaşandı… Bunlardan biri, yukarıda sözünü ettiğimiz, MHP Kaset Operasyonunun işlevsiz bırakılışı şeklinde hayata geçti. İkincisi ise  Sn. Bahçeli'nin basiretli davranışları sonunda, 7 Haziran sonrası Pakratuni Planı'nın, az hasarla savuşturulması biçiminde kendini belli etti. Buna rağmen ve ne yazık ki Karanlık Kırlangıç’ın son zaferi, yine MHP üzerinden gerçekleştirildi ve bu başarı, “İyi Parti” şeklinde gösterdi kendini…  Gösterdi de… Lakin bizim, bu husustaki kanaatimiz başka! Dememiz o ki bu başarı, “İP”ciler açısından bir “Pirus Zaferi” olacak gibi duruyor.

Çünkü İyi Parti Teorisinin başlamasından önce, üç ayrı makalede anlattığınız “Tandoğan Planları” düşüncemiz, sanki o zaman MHP’nin zirvesinin gözünden kaçmamış ve dikkate alınmış ve bunun gereği yapılmış gibi duruyor.

Kendimize pay çıkarmayalım ama… İlk Tandoğan teklifimizde; “Başkanlık Sistemi ile girilecek olan ‘İki Partili Siyaset Devresi’nde devlet, ‘Tandoğan Aklı’yla hareket etmeli.” demiştik. Ve “Erdoğan ve Bahçeli'nin startıyla söz konusu sistemin, birinci partisi anlamında, Demokratları AK Parti; ikinci parti manasında Cumhuriyetçileri de MHP temsil etmeli.” diye eklemiştik. Lakin bize göre, 20.Yüzyıla ait bir parti olan MHP'nin, yeni sistemin Cumhuriyetçilerini teşkil etmesi genetiğine uymayabilirdi. Bu nedenle Sn. Bahçeli ve arkadaşları, eski partilerini küçülterek yeni bir parti üzerinde kümelenmeliydi. Bittabi böylece “Derin Devletin Desteği”ni arkalarına almalı ve önündeki tüm Alman Ekol Partilerini silip süpürerek, sistemin ikinci ayağı veya siyasi kutbunu oluşturmalıydı. O zaman, bu düşüncemiz göz önüne alınmadı. Ya da gerçekten alınmadı mı?

Tandoğanları ortaya attığımız sırada Sn. Bahçeli'nin, “Beşinci Parti”den söz ettiğine şahit olduk. Bu şehadetimiz bize, Devlet Bey'in kafasında Tandoğan'ın şekillendiğini göstermiş oldu. Zaten bu nedenle ikinci Tandoğan’ı yapmıştık. Mevzubahis ikinci Tandoğan’da demiştik  ki Sn. Erdoğan ve Bahçeli açısından bir “Klon Parti” kurulacaksa onu da ancak “Derin MHP” kurmalıdır. Ve akabinde “Beşinci Parti” ortaya çıktı yani İyi Parti... Eğer İP Hareketi, bir Erdoğan-Bahçeli Operasyonu sonunda ve karşı cephede oluşturulmuş “Truva Atı” ise atın içindekiler, zamanı geldiğinde uyandırılmak üzere, Sn. Bahçeli'nin emrini beklemekte…” diyebiliriz. Bekleyip göreceğiz.

MHP cihetinde, “Kırlangıçların”ın son başarısızlığı, “İyi Parti Erozyonu”na rağmen “Baba Parti”nin ve Lideri Bahçeli’nin hala dimdik ayakta kalışı olarak görülmekte. Ve aynı Bahçeli’nin, 21. Yüzyılın siyasetinin bir ayağını oluşturacak olan “Cumhur İttifakı”nın prototipinin hayata geçirilmesindeki rolü takdiri şayan… Bu açıdan, Sn. Bahçeli'nin öne çıkardığı Cumhur İttifakının bir ikinci başarısından daha söz edilebilir. Şöyle ki: Malum Amerikan Ekol Partileri, ön tercih olarak, bir temel ideolojiden yoksun oluşlarıyla tescillidir. Yani bu ekolün partileri,  birer felsefe ve ideoloji partisi değil; bir kitle partisi olarak siyaset yapar/yaptı. Bu tercihin bir yansıması olarak Ak Parti'deki eksiklik de temel felsefe yokluğuydu. Bu nedenle son zamanlarda AK Parti, “Doktrin Heyecanı”nın ihtiyacını hisseden genç kuşaklara ulaşmakta zorlanıyordu. Hatta bu durum, 2015 Seçimlerinde ayan beyan ortaya çıkmış ve tehlike, parti kurmaylarınca tespit edilmişti. O halde, behemehâl önlem alınmalıydı; yoksa Erdoğan, gittikçe eriyen bir partinin lideri olarak “Özallaşmak”la karşı karşıya kalabilirdi. Ve bu nedenle çok da uzak olmayan bir gelecekte Ak Parti'nin siyasetten, “Anaplalaşarak” elenme ihtimali yüksekti.

İşte bu! Cumhur İttifakı önerisiyle Sn. Bahçeli, Ak Parti'nin ömrünü uzatmanın yolunu, altın tepsi içerisinde Erdoğan’a sunmuş oldu. Ve böylece Ak Parti, şimdi sağlam bir ideolojinin sahibi haline geldi. Artık onun doktrini, “Milli ve Yerli” olmak şeklinde ifade edilmekte. Onun için Sn. Erdoğan ve Sn. Kılıçdaroğlu, bir kaç ay önce, Milli ve Yerli olmak hususunda tartıştılar. Çünkü Kılıçdaroğlu, bu doktrinin, Ak Parti’nin kanını yenilediğinin farkına vardı. Öfkesi, bu nedenle…

Dönelim MHP’ye… Sn. Bahçeli, AK Parti'nin damarlarında taze bir kan akışı sağladı da… Kan konusunda kendisi, ne durumda; ona bakmak lazım. Malum… Bir kitle partisi yoluna girmiş olan herhangi bir siyasi organizasyon için “Milliyetçi” olmak itici bir dinamik sayılmamakta. Zaten bu sebeple kurulduğu, 1971 yılından beri MHP, iktidara uzak kalmanın acısını yaşamaktaydı. Sadece bu da değil, MHP'nin handikabı... “Milliyetçilik İdeolojisi”nin devamı olarak Milliyetçi olmayı daha dar bir alana hapseden “Ülkücülük Anlayışı” MHP'nin kitle partisi olarak tek başına iktidar olmasının önündeki en büyük engel olarak durageldi fakat “Parti Teorisyenleri” bunun farkına varamadı; ne yazık ki bugün de durum aynı. Bu manada, MHP'nin handikablarının bittiği söylenemez; başka başka şeyler de var… Mesela; “Kurt Kültü” ve buna bağlı olarak, “Bozkurt İşareti”ni kutsayan bakış açısı... Ve devamla Anadolu'daki tüm ekalliyeti, kökeninde Türk sayması ve Türk olmayana karşı tavır alması ya da aldığının sanılması…  Siyasi anlayışının içinde, hala “Irklarını dinleri haline getirmiş” olan ve ailelerinin dinini, “Arap Çöl Kültürü” diye niteleyerek küçümseyen; kendisini “Göktanrıcı, Atsızcı, Kagancı, Ötükenci gibi” adlarla betimleyen unsurları taşıyor olması…

Bu itibarla hemen söylemek lazım... AK Parti'nin “Milli ve Yerli”liği;  MHP'nin Milliyetçiliği ile alakalı değil. Aralarındaki fark, iki cümle yukarıda saydığımız “MHP Handikapları” başta olmak üzere bir takım unsurlar diye tarif edilebilir. Mesela “devletçilik” gibi, “özelleştirmecilik” gibi tercihler de bulunmakta…

***

2019 itibariyle girilecek olan “Yeni Dönem”de yani “Cumhur İttifakı” ile başlayan “Cumhur Ekolü Temelli Devlet” anlayışında AK Parti'nin, başlangıçta yanında taşıdığı Siyasal İslamcılığı, oy envanterindeki Tarikatçılığı, Amerika'yla ilişkisindeki Liberal Ortodoksluğu bırakarak, “Milli ve Yerli” olma düzlemine gelmiş olma halini MHP'nin de yaşamasının gereği ortada. Bu nedenle 2019 seçimleri ve sonrasında MHP'nin, kaçınılmaz olarak Irkçılığa yakın duruşu nedeniyle zaman zaman onunla karışan Türk Milliyetçiliği, Ülkücülük, Bozkurtçuluk gibi ayağına bağ olan ve hareketin hacmini küçülten, hattı zatında partinin  20 Yüzyıl’ına ait düşünce ve ifadelerinden sıyrılarak, kendine has bir 21. Yy. “Milli ve Yerli” olma tarifiyle Anadolu'dan Yeniden Dirilme anlayışı içerisinde, AK Parti ile yakınlaşmasının gereğine inanıyoruz. Yani kendisine dokuz adım yaklaşmış olan AK Parti'ye, MHP'nin, hiç olmazsa bir adım yaklaşmasını öneriyoruz; haddimizi aşarak. Böylelikle temeli “Cumhur İttifakı”yla atılmış olan yol arkadaşlığının üst yapısı sağlamlaştırılmış ve ömrü uzatılmış olacaktır. “Neden ısrarcısınız bu hususta?” derseniz. Biz de deriz ki… Devletin de ötesinde bir “Beka Sorunu”yla karşı karşıya olduğumuzu Sn. Bahçeli’den öğrenmekteyiz. O halde, zaman ayrıntıya takılacak zaman değil!

Aslında, ayrıntılardan arınmanın korkacak bir şeyi yok! Bir 20. Yüzyıl siyasi formatlaması olan MHP'nin, 2023 itibariyle 20. Yüzyılın bitmiş olacağını ve  tüm karakteristiğiyle 21. Yüzyılın başlayacağını anlamış olması gerekiyor. Unutulmamalıdır ki eski yüzyıla ve eski anlayışa takılıp kalmak bir siyaset farzı değil; tarzı da olmamalı. Çünkü Batılıların, Zulüm Medeniyetlerinin takvimlerini, yüzer yıllık çerçeveler şeklinde formatladıklarının farkındayız. Ve bu konuyu, “Töton Yüzyılları” makalemizde geniş geniş anlatmıştık. Kısaca söylemek gerekirse artık 21. Yüzyıl in; 20. Yüzyıl out... Çatlasak da böyle, patlasak da böyle!

Eğer burada söylediklerimiz, bir şekilde dikkate alınırsa böylece 2023 yılı itibariyle “Millilik ve Yerlilik” düzleminde AK Parti ile MHP çerçevesi içerisinde, “Bizim Anadolu”dan yeni bir hareket ayağa kalkar; “Milli, Yerli ve Anadolucu” bir hareket... Milletin, nerdeyse tamamına yakınının arka vereceği böyle bir anlayış karşısında, “Batılıların Frankfurt Toplantıları”nın ve Onun devşirilmiş uzantısı olarak, “Kırlangıç Konseyi”nin, Türk Siyasi hayatına herhangi bir etkisi olacağı kanaatinde değiliz/olamaz! Tabii ki tüm yabancı bağlantılarını koparmış olan böyle bir temel gücün, “Millet ve Devlet Adına” siyasetin karşı cephesini de “Tandoğan Anlayışı” çerçevesinde şekillendireceğini söylemek zor değil. Ya da Devlet ve Millet adına, tüm partilerde, Ak Parti ve MHP anlayışının ya da Erdoğan ve Bahçeli ustalığının etkisini görmek olası hale gelecektir ki biz bunun, “Millilik ve Yerlilik Formülüyle” ifadesinden yana olduğumuzu da kayda geçelim. Belki de bütün bunlar yapılmış da bizim haberimiz yok.

***

Sonuç... 2019 Seçimleri ile birlikte 20. Yüzyılın Z raporu çıkartılmış olacak... Yukarıda dendiği üzere, 21. Yüzyıl ise 2023 Seçimleriyle başlayacak. Bu anlamda gerek AK Parti'nin, gerek MHP'nin, 20. Yüzyıla ait tüm ifadeleri, hatta kurum ve kuruluşları bir yana iterek yine yukarıda söylendiği gibi “Anadolu Kültürü Düzlemi”nde birleşmesi, 21. Yüzyılın Türk Asrı olacağı hayalinin gerçek olması anlamına gelir. Bu nedenle kimsenin siyasi düşüncelerini hele hele başkaları tarafından şekillendiği anlaşılan İdeolojilerini bir din gibi algılamasının ülkeye ve millete faydası olacağı kanaatinde değiliz. Burada sözünü ettiğimiz din gibi algılama anlayışı içerisine Sadece MHP'nin Milliyetçiliği ve Ülkücülüğünü sokuyor değiliz. Bu anlamda, kökü dışarıda olan Politik, Teolojik ve Sosyal akımlar başta olmak üzere; Siyasi İslamcılığı, Heterodoks yapılanmaların nevi şahsına münhasır kültlerini, şahıs temelli İzmleri, Mikro-Irkçılığı ve benzerlerini de işaret ediyoruz. Bu nedenle ezberler bozulmalı ve devlet, güçlü eli ve aklıyla yeni bir “Yeni Siyaset Manifestosu hazırlamalı. Bu Manifestonun, Ulusdevletin ötesinde, bir Büyük Türk İmparatorluk anlayışının sağlam yapısını bina etmeyi amaçlamasının gereğine inanmaktayız. Bu sebeple  Yeni Yüzyıl Devlet Aklının, Türk İmparatorluklarının Emperyal değil Empergam anlayışlarının, bundan böyle de Türkler ve Türkiye için olmazsa olmaz olduğunu içselleştirmesi gerektiğini de söylemiş olalım; son cümle olarak… Allahualem!

***

 


Yorumlar

  • TheHUNTheHUN Gönderiler: 362
    Nisan 8 düzenlendi
    Öncelikle aydınlatıcı bu makaleniz için teşekkür ederim Saygıdeğer Ahmet Ağabeyim, fakat ben sizin kadar optimist değilim bu konuda. Bir dünya savaşı olursa dedelerimizin kaybettiği toprakları savaşarak geri alabiliriz. Ya işgal edilen zihinler? Alman ekolü, İngiliz Ekolü oluşumları var vs. diyorsunuz!!! Hangi yerli ve milli olan bir zihniyet ülkesinin yönetimini dış güçlerin eline teslim eder? Bu bağlamda, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti nutukları atıp bu milletin gazını alanlar bu milletin gözünün kapalı kalmasını isteyenlerdir. Devletimizin damarlarına kadar sızmış olan bu hetero kriptolar temizlenmedikçe tam bağımsızlıktan söz edilemez. Küresel düzene hizmet eden gizli iktidar medyadan sermayeye, kurumlardan siyasete kadar hala güçlü durumda. Sol partiye de, sağ partiye de yatırım yapmışlar. Şu cemaat bu tarikat çoğuna sızmışlar. Hangi taraf seçilirse seçilsin iktidar gene aynı güçlerin elinde süregeliyor.
    Büyük Türk İmparatorluğu böyle Almajudik/İngojudik ekolllerin maşası politikacılar eliyle mi kurulacak? Eğer sizin bahsettiğiniz gibi gerçekten bir "Derin Türk Devleti" varsa, o zaman bu gizli oluşumların devletin içine sızmasına neden engel olamıyor? Geçmişte yerli ve milli duruşu olan yöneticilerin fişini çektiklerini artık biliyoruz. Rahmetli Menderes/Özal/Erbakan/Yazıcı/Bitlis ve diğerleri. Az daha Syn. Cumhurbaşkanımıza da aynısını yapacaklardı ama Yüce Allah bu defa müsade etmedi, hainlerin tuzaklarını boşa çıkardı.
    Politikacılar/bürokratlar birer kukladan öte hiçbir şey değillerdir. Bürokratik oligarşi'nin elinde oyuncak durumundalar. Bu yüzden de yolsuzluk, adam kayırma almış başını gidiyor bütün ülkelerde.
    Sizin de bildiğiniz gibi bu devirde para/silah/teknoloji kimin elinde ise güç ondadır. Parası olan parası kadar, silahı olan silahı kadar, teknolojisi olan teknolojisi kadar ilerleme sağlar. Bizde hangisi ne miktarda var? Montaj sanayi'ni saymazsak yerli bir sanayi ve endüstri üretimimiz var mı? Maalesef hayır. Sanayi'de/teknoloji'de/bilim'de dışa bağımlı bir ülkeyiz. Bu yüzden bu türden ütopik söylemler benim gibilerine pek tesir etmiyor. Zira gören göz klavuz istemez.
    Gezi kalkışması/15 Temmuz fetö darbe girişimi gibi olaylardan sonra halk artık uyanmaya başladı başlamasına ama medyanın dur durak vermeyen algı operasyonları ile bir o tarafa bir bu tarafa savrulup gidiyor.
    Ülkelerin medyaları genelde aynı ekibe ait. Malumunuz dünya medyası 6 kurumun ve ailenin elinde. Yazarlarının çoğu da algı yönetimi için çalışan işçilerdir. Buna Türkiye de dahil. Bize medyada konuşanlar aklımıza hitap edip düşünmemizi mi sağlıyor? Yoksa milli/manevi duygularımıza hitap edip bizim mest olmamızı mı sağlıyor? Yazarlar/aydınlar'ın ateşli nutuklar atıp millete gaz verenlerin bilinçli yada bilinçsiz milletin duygularını coşturan hitapları/şovmenlikleri milleti aydınlatmak için değil aksine milleti hipnoz etmek/milletin hakikati görmesini engellemek adına yaptıkları eylemlerdir. Bunun adına gaflet de diyebilirsiniz, ihanet de..
    Bu şimdiye kadar böyle süregeldi bundan sonra da böyle sürecek anlamına gelmez tabiki. Yüce Allah'ın bir bildiği vardır elbette.

    Saygılarımla
    Teşekkür edenler (3)serque hakimbeyaz BiKarınca
  • hakanhakan Gönderiler: 51
     Selamlar Ahmet hocam yine güzel bir yazıyla bizleri bilgilendirdiğin için size teşekkür ederim öncelikle şunu söylemek isterim hiçbir güç o sonuna  Hükmedemeyeceğibir savaşa girmez ikinci Dünya Savaşı  sonu planlanan ve belli olan bir savaştı bu savaşla birlikte Amerika İngiltere'nin dünyadaki bütün üstlerine El koyarak Avrupa'ya Ortadoğu'daki hakimiyetini sağlamıştır ve imzaladıkları anlaşmalarla bu birlikteliklerini 2000 yılına kadar getirmişlerdir  Bu zaman zarfı içerisinde kazandıkları paralar ve ellerinde bulundurdukları  Güç onları tarifi olmayan bir ego içerisine sokmuştu ve herkes gelecekteki dünyanın  sahibinin kendisi olması gerektiğini düşünüyordu ve bunun üzerine bir çok planlar  yapılıyordu bu mavi kanlılar arasındaki ilk savaş 11 Eylül saldırıları ile START almıştı birileri  Amerika'yı istediği zaman nasıl bir hale getirebileceğini mesajını veriyordu  Ve bunu yaparken de kendi üstünü doğuya taşıyordu yani Çin'e kendi içlerindeki derin  Çatışma Amerika'nın Afganistana girmesi ile daha da alevleniyordu amerikan verilen mesajı anlamış bunun üzerine savaşın daha ileride karşılamaya hazırlanıyordu Bu olaylarla birlikte mavi kanların arasındaki hiyerarşik düzen ve kardeşlik bağı tamamen  kopmaya başlamıştı amerika  bununla da kalmayarak irak'ı da işgal edip dünyanın sahibinin kendi içerisindeki mavi kanların olduğunu göstermeye çalışıyordu  Bu olaylar olurken taraflar arasında da gizli suikastler ve ölümler bu kan davasını gittikçe derinleştiriyordu bunun üzerine Almanya'da bulunan büyük biraderler küçük kardeşlerin bu çalışmasının sonunda kendilerinin çok büyük zarara uğratacağını görmüşlerdi  bunun üzerine mirası paylaşamayan çocuklar gibi birbirlerine düşman oluverdiler  artık herkes tek dünya  düzeninin sahibi olmak istiyordu hatırlanacak gibi 2012'den önce bir çok mecrada Ortadoğu'daki büyük armegeddon yani kıyamet Savaşının reklamını yapıyordu ama  2012'den 2015'e kadar olan bu süreçte armegedon masalının tamamiyle bittiğini gördük artık onların yeni bir hikaye  uydurmaları gerekiyordu bunuda zaman içerisinde göreceğiz  1071 ile başlayan 1453'te devam eden ve bu zamana kadar gelen bu devlet ne kadar büyük ve milletinin ne kadar asil bir millet olduğunu dünyaya  Bir kez daha ispatlanmıştır emin olun alparslan zamanında da o bu biraderler güçlüler di Ama  İçlerindeki iman onları Allah'ın izniyle zafere  ulaştırmıştın 1453'te de bunlar çok güçlülerdi ama Fatih'in ve askerlerinin içindeki O iman bizleri İstanbul'un fethine ulaştırmıştı  Ve 15 Temmuz ile başlayan afrin ile devam eden bu savaş Allah'ın izniyle bizim adalet imparatorluğumuzu kurmamıza vesile olacaktır inşallah onlar zaten bizimle gezide 1725 aralıkta  güneydoğudaki Çukur operasyonlarında ellerindeki  bütün kuklaları kullanarak bize saldırdılar  en son 15 temmuz ve arkasından büyük uyanış bizler bazen onların ellerindeki sahip oldukları paraları gazeteleri ve silahları çok fazlası ile büyütüyoruz  eğer bu kadar güçlülerdi de neden bizleri istedikleri şekle sokamadılar onların korktuğu  Bu milletin içindeki iman ateşinin tekrardan yanması ve bu ateşin tüm dünyayı etkisi altına alması o yüzden  Son 250 yıldır inancımıza saldırarak bizlerin içine gnostik İslam'ı yerleştirmişlerdir yani kula  kulluk etmek insan kula kul olunca Allahta o insanı okul ile imtihan etmekte şunu unutmayalım ki günahsız olan  sadece peygamberlerdir şimdi hiçbir şekilde bir komplekse kapılmadan bizler  tek olan Allah'a iman ederek tekrardan dirilişimizi dünyaya gösterebiliriz Allahın izni ile      Tabii ki Allahu Taala dünya üzerinde kaderi vesileler ile kaza etmektedir ama bizlerde cüzi iradelerimizi kesinlikle hiç kimseye  teslim etmemek  zorundayız Şuan  yine Amerika'ya Almanya'ya ve diğerlerine sesleniyoruz gerçekten gücünüz yetiyor ise buyurun er meydanına Şunu iyi bilelim ki artık dünya eski dünya değil yeni bir dünya kurulmakta ve biz de bu dünyada büyük güç olma  yolunda ilerlemekdeyiz  Ama daha eksiğimiz bulunmaktadır önce Mekke'nin Feti'nin ve peşinden medine ve Kudüs'ün işgalden kurtarılışının  gerçekleşmesi gerekmektedir Allahın izniyle de bunlar kısa bir zaman içerisinde olacaktır  neticede biraderlerin yaptığı  hiçbir plan Allahın izniyle tutmayacaktır ve onlarda zamanı gelince elimizi öpmeye geleceklerdır şunu unutmayalım ki Kadim  Güç merkezi İstanbul ve anadolu dur buraya sahip olan Allah'ın izniyle tüm dünyaya sahip olacaktır yeni dönemin sırrı  budur  biraderler nasıl plan yaparlarsa yapsınlar ama unutmasınlar ki Allah'ın da bir planı vardır asıl olan her şeye gücü yeten ve her şeye kadir olan  Rabbimizin yaptığı plandır 
    Teşekkür edenler (2)hakimbeyaz BiKarınca
  • TheHUNTheHUN Gönderiler: 362
    Nisan 10 düzenlendi
    Hakan kardeşim senin yukarıda net olarak açıkladığın bu tezinde biraderlerin ayrılma nedeninin adını bir koyalım istersen. Bunun adına kısaca Kapitalistlerle Globalistler arasındaki savaş dersek daha doğru olur. Başkan Trump ve arkasındaki hıristiyan/milliyetçi ekibi 21.yy'da Dolar'ın dünya hakimiyetini korumak/hıristiyan inancını ve geleneğini sürdürmek istemekte. Küreselci dediğimiz Aşkenazi elitler ise nakit parayı sonlandırıp dijital para ve çipli sisteme/4.Sanayi devrimi ile otomasyona/robotik teknolojiye geçmek, Hıristiyanlık/İslam//Budizm'in karışımı bağdaştırılmış sentetik bir (New Age) dini ile Transhumanizm'i bütün dünyada yaygınlaştırmak, hüviyetsiz/kimliksiz/kültürsüz/deist dönüştürülmüş yeni bir insan modeli oluşturmak, Ahmet Ağabey'in de dediği gibi, ulus devletleri parçalamak, dini inançları yok etmek, vatanseverliği bitirmek, sosyal düzeni ve her türlü disiplini altüst ederek satanik “Yeni Dünya Düzeni”ni kurmak istiyorlar.
    Ve sahip oldukları medya/sosyal medya/satanist film/müzik endüstrisi ile hıristiyan toplumuna operasyon çekmekteler. Bunda da başarıya ulaşmış durumdalar. İncil'i ve hıristiyanlığı tahrip ettikleri yetmemiş gibi şimdi de hıristiyanlıktaki tanrı inancını tamamen ortadan kaldırmak ve lüsiferyan/satanist inancı genç nesillere aşılamak istiyorlar. 1950-60'lara hatta 80'lere kadar hıristiyanlarda aile kavramı vardı. Evlilik öncesi ilişki günah ve gayrimeşru sayılıyordu. Şeytaniler özellikle son 30-40 senedir sahip oldukları propaganda makinası Televizyon programlarıyla ve subliminal mesajlarla hıristiyan toplumuna öyle bir operasyon çektiler ki, bugün batı toplumunda cinsel ilişki ve uyuşturucu kullanma yaşı 10'a inmiş durumda. Batı toplumu şu an ahlaki/sosyal çöküntünün eşiğinde. Afganistan'da, Irak'ta sivilleri öldürenler işte bu beyinleri yıkanmış tanrı inancı olmayan, insanlığını ve vicdanını yitirmiş ataist nesildi. İçlerinde inançlı olup da savaş suçu işlemiş ABD askerleri de daha sonra vicdan azabından intihar ettiler. Diğerleri de askeri mahkemelerde yargılandı. Daha sonra zaten özel güvenlik ekibi Black Water'a devrettiler ortadoğuyu. Dindar hıristiyanlar bu savaşı hiçbir zaman desteklemediler, hatta aylarca sokaklarda protesto ettiler. Bu arada ben son 20 yılımı batıda geçirmiş biriyim. Hıristiyan toplumunun ne hale getirildiğini çok iyi biliyorum.Yeni nesillerde kimlik/hüviyet/din/vicdan/ahlak/insanlık bitmiş. İşte aldatıldığının farkına varan WASP(White Anglo-Saxon Protestant)
    hıristiyanların yolunu ayırmasının ve Aşkenaziler ile 300 yıllık ingojudik ortaklığa (Anglo saxon judicial partnership) son vermesinin en büyük nedeni bu diye düşünüyorum. Yada gerçekten ortaklıkları bitti mi o da tartışılır. Diğer nedenleri de GDO/Genetiği değiştirilmiş tohumlar/kısırlığa/otizm'e neden olan çocuk aşıları/ilaçlar/kimyasallar/nüfus azaltma yöntemleri vs.
    Bu yüzden ben hıristiyan toplumuna hak veriyorum. Küreselci dediğimiz finans oligarkları da yolunu ayırmış kapitalist hıristiyan dünyasını karşısında ataist Çin'i yükselterek cezalandırma niyetinde. Bunun savaşsız olmayacağını bilmekte ve süreci kontrollü bir şekilde yönetmekteler. Bu iki süper gücün kapışması ile 3.dünya savaşını ısmarlamanın peşindeler. Tıpkı 100 yıl içinde dünyaya 2 büyük savaş sipariş ettikleri gibi. Bugün ortadoğuda ışid'i/pkk/ypg'yi de küresel çete'nin yapılandırdığına inanıyorum. Bunun hıristiyanlarla bir ilgisi yok. Zaten Başkan Trump geçen yıl seçimlerden evvel ışid'i cia silahlandırıyor diye bu terör örgütlerinin arkasında kimlerin olduğunu ifşa etti. Şimdi küreselcilerin Trumpla bu kadar uğraşıyor olmaları boşuna olmasa gerek!
    Sonuç: Tez/Antitez=Sentez formülü ile eski kapitalist sistemi yıkıp yerine küresel yeni dünya düzeni/sistemini kurmak.
    Küreselci biraderler bizim ülkemizde de kültürümüzü/geleneğimizi/inancımızı erozyona uğratan yayınlarla bu misyonlarını kısmi olarak başarmış durumdalar.
    Şimdi bizi asıl ilgilendiren şey ise bu biraderlerin aralarındaki hegemonya savaşının bizi nasıl etkileyeceğidir. Biz ülkemizde kimliksiz/hüviyetsiz/deist/satanist nesiller mi yetişmesini istiyoruz, yoksa milli aidat duyguları olan Türklüğünü/müslümanlığını/örfünü/kültürünü/geleneğini sürdürecek nesiller mi? Bu bağlamda finansal destek karşılığında safını küreselci aşkenazi ailelerin yanında alan ülkemizdeki siyasiler büyük bir gaflet ve delalet içerisinde olduklarının farkında değilller. Yada farkındalar da, Hakan(Bikarınca) kardeşimizin dediği gibi devlet mi gnostiklere yoksa gnostikler mi devlete operasyon çekiyor? Sanırım bunu ilerleyen vakitlerde daha net göreceğiz.
    Teşekkür edenler (3)Cengizhan_29 hakimbeyaz BiKarınca
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 451
    Nisan 10 düzenlendi
    Çok  aydınlatıcı bir  makale olmuş ellerine ve zihnine sağlık Ahmet abi. Aynı zamanda Thehun kardeşimin bıraktığı noktada söylemiş olduğu  finansal destek karşılığında safını küreselci aşkenazi ailelerin yanında alan ülkemizdeki siyasiler büyük bir gaflet ve delalet içerisinde olduklarının farkında değiller. Cümlesini de çok önemsediği mi belirtmek istiyorum. Anadolu insanı böylesine bir gaflet ve dalaleti haketmiyor . Üç günlük dünya için  fırıldak olmaya gerek yok. Çünkü insanoğlu bir varmış bir yokmuş. Birçok siyasetçinin de figüran olduğunu ve rolünü oynadığını görmemek için galiba biraz saf olmak gerekiyor. Diğer yandan basiretli bir tüccar gibi de olmak zorundayız. Yani bu konuda dengeyi tutturmak gerekliliğini de görmek lazım.
    Teşekkür edenler (3)TheHUN BiKarınca Cengizhan_29
  • hakanhakan Gönderiler: 51
    Thehun kardeşim endişelerini anlıyorum ve seninle aynı duyguları paylaşıyorum avrıpa rönasansını yaptıktan sonra kilise ile paranın ilişkisini kesip tek hakim güç olarak kendilerini bıraktılar yeni kurdukları düzendede vatikanı kendi tekellerine alıp papalarıda kendi tekellerine aldılar bilirsin papayı direkt olarak amerikadan atıyorlardı insanlarıda sözde tanrının dünyadaki temsilcisi diye kandırıyorlardı yani her şeyi planlayıp dünyayı kendi istekleri yönünde yönetiyorlar birde biliyosun bu papa kehanete göre son papa olması gerekiyor.hristiyan toplumu için söylediğin her şeye katılıyorum ben meseleye birazdaha farklı bakmak istiyorum insanlar birmüddet sonra ne kadar rahat bir yaşan sürerlerse sürsünler manevi boşluklarını dolduramazlar sebebi ise yaradılış ile insanın daima içinde olan sonsuz yaşam isteğidir bu adamlar planlarını 100 yıllık yaptıkları için gelecekte yani şimdiki zamanda hristiyanlığlın biteceğini biliyorlardı hepsi bunun farkındalardı ve eskiden yaptıkları bir operasyonu yine yaptılar neydi o ilk iznik toplantısı ile gerçekleştirdikleri o zamanki yeni dünya dinine hristiyanlık diyerek kendilerinin istediği isayı meydana getirdiler halbuki onların inandıkları isa kuranı kerimdeki hz isa ile yakından uzaktan alakası yoktu bunu yapan konstantin ise rivayetlere göre pagan inanışıyla öldüğü söylenir ve ozaman konstantin bunyeni dini yaymak için rusya taraflarında birçok insanı katletti peki neydi sebebi bu yeni dinin cıkışının sebebi bizce pagan bir dünyayı yönetmek zordu çünki tanrılarının büyüklüğünü bir bir lerine ispatlamak için çok fazla savaş lar yapıyorlardı ve tarih bunu ona gösteriyordu ama tek dünya dinine sahip olunursa dünyayı tek merkezden yönetip para kazanmak daha kolay olacaktı ama bu din sadece halk için icad edilmişti şimdiki meselede temelde böyle bütün bu çaba temelde gnostikleşmiş dinleri bir potada eritmek buna yahudilerde dahil ama bu dönemin bir farkı var insanların bilinç seviyeleri daha üst safhada diyeceksinki zaten onlar teknolojiyi ellerinde tutuyorlar ne olursa olsun nekadar teknolojiye sahip olsalar insanlara sahte robot arkadaş yapsalarda insanın genlerindeki sonsuz güce inanma isteğini silemezler bu konuda karamsar olma emin ol dünya ve ülkemiz sahipsiz değil bu devletin ve dünyanın manevi ve maddi alemde koruyucuları vardır dünyada çözülemeyen tek derin devlet yapısı varsa oda bizim devletimizdir yoksa bizi bu topraklarda nasıl var olurduk burası istanbul buranın ayak oyunu bitmez şunu unutmayalımki son 3 yıldır yapılan operasyonlardan türkiye başarılı bir şekilde çıkmaktadır tabiyki allahın izni ile oluyor ama unutmamak lzımki allah dünya. Üzerinde kul eliyle işler acaba bu olayları kimleri vesile ederek ülkemizi kurtardı şimdi bu şeytanın uşaklarının yeni dünya dininde çuvalladıkları nın örneğini sana söyleyeyim suudi arabistana bakarsan salmanın modernleşme çabasının nekadar komik durduğunu görmekteyiz en son dün gördüğüm bir haberde suudi arabistandaki iskambil turnuvası haberini görünce gülmekten kendimi alamadım bu resim aslında onların ne kadar çaresiz olduğunu gösteriyor eğer salman kraliçeden icazet aldığını sanıyorsa buna güveniyorsa veyahut trampın pof pof larına veyahut kuru kafa ve kemikçilerin sözlerine şimdiden ona geçmiş olsun ve ahmet abinin bahsettiği neomiya projesinin çöküşü hayırlı olsun unutmamak gerekirki bu coğrafyayı 1000 seneden beri bizler yönetiyoruz ve bizim istediğimiz olmadan buralarda hiç birşey olamaz kumar masasındada oyuncunun hükmü parası kadardır parası bitince onu o masadan atarlar salmanın sonuda bu olacaktır inşaallah salman kraliçenin amerikaya oynayacağı büyük bir oyundur allahın izni ile daha önceki bir yazımdada yazdığım gibi devlet bu cematleri yavaş yavaş etkisizleştirecektir bir kaç cemaatçi arkadaş lardan aldığım haber lere göre cemaat sohbetlerine katılım oranlarını düşüşte olması budurum halkın biraz bilinçlenme yolunda olduğunu gösteriyor inşaallah 10 sene içerisinde cemaatlerin etkisi minumuma inecektir şunuda açıkça söyleyeyim bize mekke medine ve kudüstende söz hakkı vermeyen hiç bir güçle anlaşma yapmayacağız devletimizin masadaki kesin şartı budur çünki kutsal toprakları  konturol edemessek gelecekte şimdiden kazandığımız herşeyi kaybederiz  mekke ve medine olmassa islam alemindeki öncü rolümüzde boşa düşebilir allah korusun anca 2 milyarlık islam nüfusuna böyle liderlik yapa biliriz zaten kudüsün yolu mekkeden geçer siyasilere ve siyasi partilere gelirsek akp ile başlarsak ahmet davut oğlu tam bir hezeyandır reisi cumhurun onu ilk başbakan yaptığı zaman aklıma ilk gelen ihanet olmuştur daha sonra türbeyi sınıra taşıyarak bizi dünyaya rezil etmişti ve merkelle çevirdiği dolapları saymıyorum bile sıtrstejik sığlık içinde bir dünya algısı ne acı ve şuan içerideki cemaat çekişmeleri ve yer kapmacalar şu an ayyuka cıkmış durumda ama neyaparlarsa yapsınlar reise bir rakip bulamazlar o yüzden kimsenin gıkı çıkamıyor en son ki süleyman soylu vakıası buna bir örnektir sebebi ise zaten cumhur başkanı partiyi bırakıp tekrar parti kursa oyu yüzde otuzbeş her halikarda  millet oyunu reisi cumhura veriyor mhp ve bahçeli bizi hiç yanıltmadı ve devletinin yanında dimdik durarak bize rahmetli türkeşin yanında yıllarca boşa dolaşmadığını gösterdi ve ülkesini yanında saf tuttu ve içerideki gladyo yapısını yani fetöcüleri bunu fırsat bilerek temizledi ve son kongredede bütün küskünleri bir araya getirerek eski vatan severleri rahmetli türkeşin emanetine sahip çıkmaya çağırdı ve tabanındaki safları sıklaştırdı cok akıllıca bir hareketti böylece partisinin gelecek 10 senesini garantiye aldı diğer taraftan chp ise tam istediğimiz kıvamda devam etmekte pkk ile kolkola zaten vazifeside o kemal bey bence hiç gitmese daha iyi ama bu pkk meselesi bitince onunda görev süresi bitecektir ve yerini daha ulusalcı bir isme bırakacaktır eğer sızma meselesine gelirsek onlar bizim içimize sızıp ne kadar perasyon yapıyorsa inanın bizde onların içinde o kadar varız en son öeneği almanyadaki seçimlerdir merkelin kualisyon yapmasının tek sebebi türkiyedir boşa düşen her hamleleri derin almanyanın bir kalesini kaybetmesine sebep olmuştur  ingilizlerin ise bu ara sessiz kalıp olayları takip etmelerinin sebebide türkiyedir bizim yaptığımız hamleler onların istediklerinden daha farklı olduğu için onlarda şu an sadece izlemekle yetiniyorlar ve neomiyaya destek vermiyorlar evet gerek silah sanayi gerek para baronlarının gerek tanrıcılık oynayan sapıkların hz nuhla birlikte sulara gömülen inancı hala yaşatan ahmakları. Pilanları allahın izni ile tutmayacaktır buna inanaın artık tek olan allaha iman eden ve ölümü bir mükafat sayan bir millet islamın bekası için kıyama kalkmıştır çağrımızı yeniden yeniliyoruz                                              
    Şu yeryüzü ermeydanı
    gönül sevmez her meydanı 
    yüreksize yorgan döşek
    koç yiğide ver meydanı 
    rabbim gönüllerimizi islam kalplerimizide tahkiki iman ile doldurup mühürlesin inşaallah 
    herşeye gücü yeten kadir olan allaha sonsuz hamdü senalar olsun
    Teşekkür edenler (4)TheHUN Cengizhan_29 BiKarınca tbora
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .