DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

Üç Kızkardeş Planı 3 ARAP BAHARI mı, FRANSIZ BAHARI mı?

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 328
Mayıs 12 düzenlendi Kategori DERİNDUNYA MAKALELERİ
                                                                           Üç Kızkardeş Planı 3
                                                              ARAP BAHARI mı, FRANSIZ BAHARI mı?


“Şam Antikimyasal Operasyonu”yla girilen “Yeni Ari Dünya Zamanı” ve bu zamanın pratik senaryosu sayılabilecek “Üç Kızkardeş Planı”nı anlatmaya devam ediyoruz. Serinin “Suriye’deki Pro Stratejik Başlangıç” kısmındaki anlatımlarda “Fransız Mösyö” belirgin bir şekilde öne çıkmıştı. Bu nedenle Mösyö’ye fokuslanmanın elzemiyeti ortaya çıktı. Bu nedenle Paris’teyiz!

Evet! Suriye'nin öncesi böyle...

Şimdi gelelim, 2018 Mayıs ayından sonrasına… Bildiğiniz gibi RİT Birliği girişiminin Astana, Soçi ve Ankara zirvelerinden akabinde oluşan bir, “Bölgesel Akıl,” Batılılardan bağımsız, özgün ve sakin bir sonra ulaşmak üzereyken olan oldu. “Batılı Total Akıl” bu resme müsaade etmedi. Böylece Suriye, yeni bir dosyayla bambaşka bir döneme girmek üzere renk değiştirdi.

İşte, bu dönem tarafımızdan, adına “Üç Kızkardeş Planı” dediğimiz zaman dilimi olarak okundu. Bir başka zaviyeden bakıldığında, “Ari Dünya Devresi” şeklinde görünen Siyasi Türbülansın Pro-Stratejik “Antikimyasal Komplosu”nun Şam’da yapılmasıyla birlikte, sözü edilen dosya açılmış oldu. Bu nedenle “Üç Kızkardeş Planı” ilk önce Suriye'ye ilgilendiriyor. Yani Suriye'nin ve bağlı olarak bölgenin geleceğine dair fotoğrafta, en azından 2025'e kadar kurtuluşa işaret eden bir iz yok gibi.

O halde soralım: “Suriye, nereye gidiyor?”
Her şeyden önce, Suriye'deki mevcut olayları başlatan ve zaman içinde de negatif yönde gelişmesine dahli olan “Kötü Senaryo”nun başındaki aktör/aktörler değişmek üzere… Zaman o zaman diliminde... Yani bir bakıma sekiz yıllık “Birinci Suriye Kaos Dönemi”nin arkasından, bölgenin “Asıl Patron”u araziye döndü. Şimdi “İkinci Suriye Kaos Dönemi”nin başucundayız. Doğal olarak, “Asıl Patron” derken Fransa'dan söz ediyoruz.

Burada duralım ve bir soru soralım: “Peki, şimdiye kadar neredeydi Asıl Patron?” Asıl Patron ya da Fransa, epey bir zamandan beri, tam bir tarih vermek gerekirse 2011-12’den bu yana, arada bir, azgın terörle de tanışıp yüz yüze gelerek yani canı yana yana/yakıla yakıla kararsız bir zaman aralığında yaşamaktaydı. Bunun sebebi ise Cermo-Aryaniklerin, kendi aralarındaki anlaşmazlıktı. Daha doğrusu; Almanya ve İngiltere arasında, ta 1870’den kalan kronik idrar yarışının, yeni döneminin pratik bölgesi Fransa olmuştu.

Kronik idrar yarışının başlangıcı ise 1971'de Türkiye’de yaşanan “İki Cunta” olayı ve devamı olarak 1975'ten bu yana uzanan 21. Yy. Katastrofuydu. Halen devam ediyor. Bu nedenle Paris iki arada, bir deredeydi. Yani Paris'in orta yerde duruşunun zor sorusu şuydu, “ 21. Yüzyıl Husumeti”nde Berlin'le mi, yoksa Londra’yla mı hareket edecekti? Londra ve Berlin yani her iki “Sakson Başkenti,” kendisiyle beraber olması noktasında “Mösyö”yü ikna etmeye çalışıyordu. Mösyö ise bu husutta karar veremiyordu; bir türlü. Daha doğrusu, Mösyö’ye böyle bir karar verdirilmiyordu. Çünkü ona uzatılan, iki ucu pislenmiş değnek gibi bir durumdu ve nereden tutulursa tutulsun, karşı tarafın terör eylemi ile canı yakılan bir Fransa ortaya çıkıyordu. Charlie Hebdo Mizah baskınından, gece kulüpleri patlamasına hatta kamyon teröründen, enerji sektöründeki genel grevlerle Paris sokaklarının yanmasına kadar...

“Şam Antikimyasal Komplosu Proto-Strejisiyle birlikte Suriye'ye döndüğüne göre, Fıransa bu kararsızlığı aşmış görünüyor. Dönüş, göründüğü gibi ona, Amerika ve İngiltere’yle beraberliği getirmiş durumda. Yani bu durumu, “İki Ari Başat Güç” arasındaki “Paris Sorunu” ilk defa aşılmış ve kronik mesele halledilmiş görünüyor; diye okumak mı lazım? Bu konuda kuşkuluyuz. Zira mevzubahis “İki Ari Başat Güç” anlamında İngiltere ve Almanya anlaşmış olsaydı, aynı günlerde Fransa'da 1 Mayıs İşçi Terörünün olmaması gerekirdi. 2018 İşçi Bayramında, Paris sokakları yanarken Yeni Şövalye Macron’un, Amerika ziyareti de anlaşmanın kiminle yapıldığının belirlenmesi açısından önemli bir ipucu verdi.
Kısacası Londra ile birlikte hareket edeceği ya da Anti-Reks Planın, doğrudan Windsorlulara bağlı bir figürü olmak istediği/olduğu anlaşılan Paris'in, bununla birlikte Münih ile bağını da sürdüreceği, aynı günlerde ortaya çıktı. Amerika ziyaretinde Trump Macron samimiyetine mugayir olarak, Fransız Devlet Başkanının, ABD Kongresi’nde Amerikan Başkanına eleştirmesi…
Ve peşi sıra gelen günlerde, İran'la yapılan Nükleer Anlaşmadan çekildiğini açıklayan Trump karşısında, Macron’un bu kararı üzüntüyle karşıladığını ve bu konuda Almanya ile birlikte hareket edeceğini açıklaması “İkili Fransız Oyunu”nun işareti olabilir. Ki Humeyni İran'ında derin Fransa'nın rolünü de unutmamak gerek.

Hülasa… Öyle ya da böyle… Neticede, dünyanın geleceğini planlamak isteyen İngiltere ve Almanya arasında bir “Üçüncü Figür” olarak ortaya çıkmış olan Fransa, “Yeni İmparatorluk Ligi”ne dahil oldu. Hatta geçen yıl sözünü ettiğimiz, “Üç Sarışın Kızkardeş”in dördüncü sarışını değil ama kumral erkeği artık Fransa’dır diyebiliriz. Onun için bugünlerde Suriye'de; hatta her yerde, şımarık ve dünyayı yönetmeye hazırlanan bir “Şövalye Don Kişot” gibi davranıyor ya... Neyse! Onun da yıkılacak yel değirmenleri, İnşallah!
***
“Kıyı Cermenleri” şeklinde aşağılanıyor olsa bile, sonuçta Batı Avrupa’da mukim Cerman ırkının bir parçası olarak, 21. Yüzyıl dünyasının baş aktörlerinden sayılmak isteyen Fransa'nı en kötü halini 21 Yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığını söylemek lazım. 2016’ya kadar ABD’yi kontrol eden Neo-Küreselciler’in “Yeni Dünya Düzeni” adına, Paris’in ilk ve son atağı “Arap Baharı”nın başlangıç noktasındaki ateşleyicisi olmasıyla ilgiliydi.

Tıpkı Suriye gibi babasının mirası gibi algıladığı Tunus'tan, “Arap Baharı”nı 2011’de başlatan Fransa'nın, bu husustaki destekleyicisi, tabii ki Gölge Almanya; Almanya'nın da Bavyera Ekolüydü.

Ancak İngiltere Windsor Ekolü, bu duruma razı olmadı ve Libya'nın düşmesinin arkasından, her ne kadar adı siyasi literatürde Arap Baharı olarak geçse de aslında, “Fransız Baharı” diyebileceğimiz, Yahudi Soros’un “Renkli Darbeler”inden kopya çekilmiş olan halk ayaklanmasını, Mısır'da yani Kraliçe’nin kendi toprağında durdurdu; tabii ki Amerika eliyle. Ve Sisi Darbesi marifetiyle. Durdurmakla kalmadı Kraliçe…Kalkışmanın arkasından bir öfke ve intikam belirtisi olarak Suriye'yi yani Mösyö’nün toprağını tam anlamıyla Fransız Baharı'nın bataklığı haline getirdi. Zaten Fransa için lodos rüzgarları önünde savrulma günleri, ondan sonra başlamıştı.

Görünen o ki 2018 yılı ilkbahar itibariyle lodos rüzgarları kesildi ve Kraliçe’nin öfkesi dindi. Ve nihayet kader, Paris'in yüzüne güldü.

RİT Birliği girişiminin, Suriye'de Aryaniklerin istemediği bir fotoğrafı oluşturmak üzere oluşuyla düğmeye basıldı; tabii bunda Türkiye'nin Afrin Zaferi'nin ve zafer günlerinde gözlemlenen Anadolu Türk Halkının ve Aklının uyanış örneklerinin, Akkuyu Termik Santrali'nin temelinin atılışının ve S 300 Füze Anlaşmasının tamamlanmasının; bütün bunlar karşısında, İran'ın suskunluğunun da büyük etkisi olduğunu söylemeden geçmemek lazım. Aryanikler açısından bu olanlar, tehlikeli girişimlerdi; “Cıss!”tı. O nedenle Pro-Stratejik Şam Kimyasal Saldırısının ateşleyicisi oldu. İşte, bu noktada muradına nail oldu Mösyö ve 21. yüzyılın esas olanlarından sayılmak durumunda kaldı; belki de kerhen…

Suriye merkezinde yeniden şekillendirmek üzere, artık “Rex+Antirex Planı”na dönüşmüş olan “Anti-Reks”in Üçüncü Kuşağı’nın tamamının veya Ortadoğu bölümünün kendisine, altın tepsi içerisinde sunulduğuna dair işaretler bir bir dökülmeye başladı. Ve Kimyasal Saldırının devamı olarak “Üç Kızkardeş Planı” da “Total Dünya Çağı”nın başlangıcı oldu. İşte, bu noktada Paris'in kötüleşmeye yüz tutmuş olan kadim kaderi, ikinci kere gülümsüyordu yüzüne. Böylece Fransa da “Ari Dünya” için Pro-Stratejik düğmeye basan parmaklardan biriydi artık.

Geldiğimiz an itibariyle… Üstte işaret edildiği gibi “Reks+Anti-Reks Planı” şeklinde revize edilmiş olan Cermen hamlesinin yani “Üç Kızkardeş’in Dördüncü Kumral Erkeği” yani Mösyö de bu planın “Üçüncü Kuşak” ortaklarından biri olarak, Suriye'de işbaşı yapmış olduğuna şahadetimizin ilk aylarındayız.

Aslında Mösyö’nün Suriye'ye inişi, bir başka açıdan iki başka anlam ifade etmekte... Beklendiğini söyleyemeyeceğimiz bu gelişmenin iki diğer anlamından biri sekiz yüz yıl önce hezimetle sonlanan Haçlı Seferleri… İkincisi için ise iki yüz yıl önce, akim kalan “Bonapart Hareketi”nin bir intikamı; diyebiliriz.
1798’de Napolyon, Tıpkı Haçlı Seferlerinde olduğu gibi “Neo Şövalye Hamlesi”ni Mısır'dan başlatmış ve hedefine İstanbul'u koymuştu. Lakin Gazze Şeridinde, koltuğunun altındaki “Şövalye Planı” yırtıldı ve böylece bir kez daha kursağında yarım kaldı Fransa'nın,

Ortadoğu coğrafyasına hakim olma hayali. 1. Savaşı'nın sonunda da çok başarılı sayılmazdı. Mösyö’nün Suriye Mandatörlüğü de yaklaşık yirmi yıl içerisinde sonlanmıştı; bildiğiniz gibi...

Şimdi ise... Geldiğimiz an itibariyle Fransa'nın “Yeni Şovalyesi Macron” kafasına koyduğu “Neo-Bonapart Hamlesi”ne bu sefer, Napolyon’un tersine, Suriye'den başladı. Öyle görülüyor ki hedefine Mısır’ı koyarak ilerlemek niyetinde...

Bu niyeti bir de şu şekşlde okumak lazım… Reks+Anti-Reks Planıyla Aryanik Dünyadaki, “Büyük Hanedanlar Barışması”nın bir yansıması olarak “Tapınak Şövalyeleri, Fransa ile olan irtibatlarını tazelemiş durumdalar.

2018 İlkbaharı itibariyle, Fransa'yı bulunduğu “Süper Ligi”ne çıkartan arkadaki gücün, Yahudi kökenli Kripto Şövalyelerin olduğu görülüyor. Bu Kripto Fransız Şövalye Hareketi, Haçlı Seferleri ve Napolyon Hamlelerinden sonra üçüncü ve son dönemini kalıcı bir zafere çevirmek üzere Ortadoğu'da sahneye çıkmış oldu. Lakin bu sefer amaç, sadece bölgede, bin yıl öncesinden üzerine kayıtlı olan arazilere el koymak değil sanki… Başka gibi...

Laisizm’in mucidi Paris’in hedef tahtasında Levantenya ve devamla El Cezire bölgesinin hakim dini İslamiyet... Bu nedenle 2018 Mayıs ayının başında, Fransız Kripto Şövalyeler, İslamiyet'in kutsal kitabı Kur'an'ın değiştirilmesi hususunda bir bildiriye imza attılar. Ve haddi aşan ve de Gayretullaha dokunmak ihtimali çok yüksek olan bir edepsizlikle Kur'an'dan, Yahudileri hedef alan ayetlerin çıkarılması konulu bir hareket başlattılar.

Buradan anlıyoruz ki Kripto Yahudilerle Ortadoğu'da birlikte hareket edecek olan merkez de belli olmuş durumda: İsrail... Zaten “Kur'an'ı Tahrif Etme Bildirisi”nin arkasından İsrail, ilk defa Suriye konusunda, doğrudan Esed'i hedef alan bir açıklama yaptı ve Başbakan Bünyamin, Esed'i öldürmekten söz etti.

Aynı günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Heniz başladığı Seçim Meydanları çalışmalarında, doğrudan Fransa'yı şamarlayan konuşmalar yapıyordu. Bu konuşmalardan hareketle sorulması gereken soru şu olmalı kanaatimizce… Bundan sonra Fransız Türkiye ilişkileri nasıl olacak?

Her ne kadar yukarıda, Yeni Şövalyenin hamlesinin Suriye'den başlayıp Mısır'a doğru gideceğini söylemiş olsak bile… Aynı hareketin kuzeye yönelerek, Napolyon'un hedefindeki İstanbul'u gözüne kestirmiş olabileceğini söylemek mümkün mü? Kanaatimizce ve şimdilik hayır!

Zira yukarıda adını verdiğimiz Reks+Anti-Reks Planında da dünya doğudan batıya doğru üç kuşak halinde bölünmüşlüğüne devam edecek gibi görünüyor. Dolayısıyla Planın Orta Kuşağında ve baş aktör seviyesinde yer alan Türkiye ile Ari Planın Güney Kuşağı’nın yeni hakimi veya hakimlerinden biri olmak üzere sahaya indirilen Fransa'nın ilişkisi, sadece Türkiye'nin, Suriye'deki, mevcut kazanımları noktasında olacaktır kanaatini taşıyoruz. Bunun devamı olarak…

Fakat atlamadan şunu da söylemeliyiz ki... Fransa'nın, üçüncü bölgeye 15 Mayıs’ta ABD’nin, Büyükelçiliğini Tel Aviv’den alıp Kudüs’e taşıyacağı anlaşılmış oldu. Bu işlemin geri saydığı bu günlerde, İsrail'le Suriye Rejimi arasındaki elektrikli hava şimşeklerle yarılmaya başlamış durumda; öyle ki her iki tarafın uçakları ve füzeleri gökyüzünde… İki ülkenin üzerine de üzerine ateş yağmakta. Bu durum, Ortadoğu’da Siyonistlerin yeni ortağının Fransa olduğunu göstermekte demiş miydik?

Bu bağlamda, Mösyö’nün artık Esed'le ilgilenmediği hatta toprağında istemediği de anlaşılmış oldu. Ki İsrail, Rejim’in üzerine yüklendi. Bu anlayışın devamı olarak, sırada Lübnan’ın istenmeyen “Savaşçı Partisi”nin Hizbullah olacağı da kesin!

Tabii ki İran, bu durumu en şiddetli seviyeden ve ateşle karşıladı. Tahranın bu atağı, Amerika’nın habire körüklediği Araplar ve İran arasındaki Sii-Sünni Savaşını başlattı ya da başlatacak noktada. Bu savaşın bir parçası olan Sudeyrilerin ardından, Mısır’ın Sisi’sinin de Suriye’ye asker yollamak istediği açıklanmıştı; yakında onlar da çıkar Golan bölgesine ve Sünni alanı büyütür... Dışarıda kalan sadece Türkiye olur... Fakat aynı gün, İranlı Hasan'ın Erdoğan'la görüştüğü bilinmekte. Sünnilik ve Şiiliğin başat gücü olan iki komşu devlet ne görüştü acaba? Türklerin bu kavgaya dahil olmamasını mı yoksa gerek Reks+Antireks'in orta kuşağında, gerek RİT Birliğinde kısmen gözlenen ortaklığı ve bu yanaşık durmanın gereğini mi? Yoksa Türkiye'nin arabuluculuğunu mu? Yahut da Nükleer transferini mi? Olmadı; İran'da bir hanedan değişikliğini mi? Türkiye, ne cevap verdi acaba? Bilmiyoruz!

Ortadaki bu kadar çoklu denklemin tarafları arasında Batı’yı, Fransa, İsrail ve ABD’nin temsil ettiğini, onların arkasında duranların da Sudeyri, BAE ve Mısır olmak üzere bir kısım Arap Hanedanlıkları olduğu anlaşılmış oldu. Hem de parası, pulu, silahı ve askeriyle…

Nihayet, “Beklenen Büyük Harbin” devletlerin dalaşması aşamasının çakmağının çakıldığını söyledikten sonra işaret etmek istediğimiz en önemli hususa gelelim… Türkiye, bu harbin neresinde olacak?

Yanıbaşında… Ancak adamı, cehennemin yanı başında ve barış adası arazisinde bekletirler mi peki? Asla! Lakin Ankara’nın, bölgenin ateşe atılmaması ve masa başında çözülmesi gibi bir planı var ve sonuna kadar bu planın uygulanabilirliğini göstermek çabasını sürdüreceğini de biliyoruz.

Lakin birkaç gün içinde ABD’nin Sefaretini, hem de Siyonist İsrai’in başkentinin, “Müslümanın Üçüncü dereceden kıpkırmızı çizgisi” olan Kudüs’e taşıyacağı belli oldu.

Hatırlanacağı üzere... Yaklaşık bir ay evvel fakir, “Erdoğan'ın en dar boğazı, 15 Mayıs” başlığıyla bu meseleye dair bir makale kaleme almıştık. İşte o dar boğaz, bu darboğazdı ve o boğaz, “Seçim Günleri”nde daha da daralan bir boğaz olmuş durumda.

Paragrafın başında sözünü ettiğimiz “önemli husus” bu değil; buradan ulaşılacak olan , “Müslümanın İkinci ve Birinci dereceden kıpkırmızı çizgisi” olan Medine ve Mekke… Fransız Mösyö, bu bölgeyi Laikleştirmek için burada. İşte “Laikleştirilecek” olan bölge arazilerinden biri de “Hicaz ve Hacc-ı Harameyn” olacaktır herhalde. Yani daha önce sözünü ettiğimiz “Gnostik Kabe”nin bir ön aşaması olan “Laik Kâbe”den söz ediyoruz.

Yani dememiz o ki… Mösyö’nün Suriye’de bölgeye indirilme sebeplerinden biri, Aryanikler açısından, “Fransız Laikliği”nin İslam dünyasında yaygınlaştırılması olsa gerek. Bu anlamda, Mösyö Şövalye'nin hedeflerinden biri, başta Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki Arap ülkelerinde, Türkiye'nin eski haline benzer bir “Laikçilik” dönemini hakim kılmak; dindar halkları, “Batılı/Batıcı Meşreb”e dönüştürmek...

Bu bağlamda… Ve bilindiği üzere Amerika, üç yıla uzanan bir süre içerisinde, Suudi Arabistan üzerinde yaptığı operasyonlar ve Neom  projesinin bir parçası olarak ülkeyi, “Ilımlı İslam Formatı”na dönüş için ikna etmiş hatta başlangıç yapmıştı. Gelinen durum itibariyle Fransa’ya yüklenen görev ise o başlangıcı “Laikçilik”e  ve daha önce "Gnostik Kabe" olarak işaretlediğimiz kötü geleceği, şimdilik "Laik Kabe"ye dönüştürmek... 

Bu arada Suudi Arabistan Prensi Selman'ın, Papa ile anlaşması ve Medine'ye devasa bir kilise yapılacak olmasına dair haberi "Laikliğe ilk adım" olarak okumak gerek. Bu fotoğrafta eksik olan sinagog galiba... Onun anlaşması da yakında düşer mi ajanslara ya da habersiz mi inşa ederler bilmem. 

Peki… Bu anlamda yeni bir Laikçilik dalgasının, Türkiye'yi de etkileyeceğini söylemek mümkün mü? Bu sorunun cevabı niteliğini taşıyacak olan ilk Laikçi işaretlerin ülkemizde de görülmeye başladığına şahit olundu. Mayıs ayı içerisinde, başörtülü kadınlara yapılan hakaretlerin yeniden hortlamış olması bunu gösteriyor. Aynı günlerde, Fransa'da da bir başörtülü kadının düştüğü sıkıntılı durum da haber ajanslarına yansımıştı. Yani “Yeni Nesil Kripto Fransız Şövalyeleri” Ortadoğu'daki başörtüsüne el uzatmadan önce, fanatizmi kendi ülkelerinde denemelere başlamış durumdalar.

Bu arada, hatırlanacağı gibi Milli Mücadele’nin arefesinde, Maraş'ta yaşanan Sütçü İmam Olayı da Fransız askerlerinin, Türk kadınlarının başındaki örtüye uzanan ellerini kırmaya yönelikti. Ve o hareket başarılı oldu. Kısa bir süre sonra Fransa, Türkiye topraklarından kovuldu. Buna benzer bir Sütçü İmamı Vakası da Suudi Arabistan’da ve Arap ülkelerinde de yaşanır mı? Elbette! Bekleyip olan biteni göreceğiz! İnşallah. Ve Allahualem…
***
Teşekkür edenler (5)Ömer hakimbeyaz Cengizhan_29 TheHUN Azer

Yorumlar

  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 482
    İranlı Hasan ve Sayın Erdoğan ne konuştu doğrusu bilmiyoruz. Lakin Erdoğan'ın teklifine anlaşılan İranlı Hasan cevap veremedi. / veremiyor. Anlaşılan o ki konu İranlı Hasan'ı aşıyor. Bu durumda Sayın Erdoğan' a  meseleyi mutlaka daha bir üst katmanda kararı verecek olan makamla konuşmak üzere Kraliçenin yolunu tutmaktan başka  yol görünmüyor. Türklerin ve Erdoğan'ın kararı belli. Bakalım kraliçe ne karar verecek ?
    Teşekkür edenler (1)AhmetYozgat
  • TheHUNTheHUN Gönderiler: 377
    Mayıs 12 düzenlendi
    Saygıdeğer Ahmet Ağabeyim siz daha evvel büyük oyunu deşifre etmiştiniz zaten. Yıllar önce söyledikleriniz şimdi bir bir gerçekleşiyor. Artık tamamen tarafların safları belli oldu. Almanya üzerinden ABD'ye uzanan bir hat ile İngiltere üzerinden Çin'e uzanan bir hat var.
    Kapitalistler açısından ortadoğudaki savaşın amacı Çin'in önünü kesmekti. Çin'in enerji ihtiyacı kesilirse küreselciler buna müsaade etmez. Siyonist itrail'in baskıları ile Trump'ın arkasındaki kapitalist silah lobisi İranı etkisiz hale getirmek istiyor. Amaç Küreselcilerin Çin üzerinden başlattığı yeni ipek yolu hattını kıskaca almak.
    Fakat Avrupalı hanedanlar bu plana karşı çıkıyorlar. Derin ingiliz ve germen kapışması diğer bir deyişle Kraliçe - Buckingham ile Knesset- İtrail lobisi arasında ki güç mücadelesi ülkeler üzerinden yürütülüyor. Aralarındaki ayrışma emperyalist emellerindeki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Pasta'dan en büyük payı kim alacak kapışmasından öte hiç bir şey değil bu mücadele. Hanedanlıkların bu kapışmasından ziyade asıl önemsememiz gereken şey onların hegemonya savaşının ülkemizi ve bizi nasıl etkileyeceğidir. Küreselcilerin bize olan yakınlaşması yeni İpek yolunun güzargahında olmamızdan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Her iki taraf da Türkiyeyi kendi safına çekmek için elinden geleni yapacaktır. Finans lobisinin sahibi küreselci hanedanların çıkar ve menfaatleri uğruna yüksek silah teknolojisine sahip ABD'li kapitalistleri karşımıza almamız ne kadar doğru olur? Bu noktada Türkiye dengeyi iyi kurmalıdır. Bu savaş Türk milletinin savaşı değildir.. Ancak Türkiye istese de ismese de bu savaşta yer alacaktır. Çünkü siyonistlerin BOP projesi ülkemizin güvenliğini ve bekasını tehdit etmektedir.

    Saygılarımla
    Teşekkür edenler (1)AhmetYozgat
  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 695
    Erdogan 3 sarışından may ile görüştü..sonra kralice ile..iran konusunda teklif nedir bakalim..birde bu dolar daki manipülasyon olayinin kaynaginda bir yoklama cekilicek gibi..birde bence kralice ile gorusmeden sonra trup in kudüs e konsoloslugu tasima islemine nasıl bir tepki verilicek..erdogan mi kralice yi öpecek..yoksa kralice erdoğan i..yoksa beraber biz bu yollarda sarkisini mi söyleyecekler..bakalum
  • AzerAzer Gönderiler: 671
    Musluman Turklerin bu seferki Ana Kizil Elmasinin  istiqametini iyi bildikleri ucun, avrupalilar bizi  basqa problemlerle, karsi karsiya koymak istiyor, zaman kazanib Turklerin Kizil elmasina sizmak ucun

    Allah seytana ve irkini satib seytana kopeklik edenlere lanet etsin
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .