DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

Üç Kız Kardeş Planı: 9 İKİ İNGİLTERE’den, İKİ BRİTANYA’ya

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 328
Üç Kız Kardeş Planı: 9
Erdoğan'ın Londra Ziyareti 
İKİ İNGİLTERE’den, İKİ BRİTANYA’ya
Ahmet YOZGAT  

 

Bugün 13 Mayıs 2018… Türkiye’nin 21. Yüzyılı, belki de birkaç yüz yıla uzanan yakın geleceği açısından önemli bir gün… Hatta belki de yeni bir Milat!

“Şam Antikimyasal Operasyonu”yla girilen “Yeni Ari Dünya Zamanı” ve bu zamanın pratik senaryosu sayılabilecek “Üç Kızkardeş Planı”na  Arap Baharı mı, Fransız Baharı mı?” makalesi üzerinden devam ederken, konunun içinde, İranlı Hasan ile Cumhurbaşkanının görüşmesine de değinmiştik ya hani...

İşte bu konu, Derinforumda görüşülürken, Derindunya Medianın Yayın Kurulu Üyesi, Derin Haber yazarı Sevgili Abdulhakim Ak: "İranlı Hasan ve Sayın Erdoğan ne konuştu doğrusu bilmiyoruz. Lakin Erdoğan'ın teklifine, İranlı Hasan cevap veremedi/veremiyor. Anlaşılan o ki konu, İranlı Hasan'ı aşıyor. Bu durumda Sn. Erdoğan' a  meseleyi, mutlaka daha bir üst katmanda karar verecek olan makamla konuşmak üzere Kraliçe’ye giden güzergâhı tutmaktan başka bir yol görünmüyor. Türklerin ve Erdoğan'ın kararı belli… Bakalım, Kraliçe ne karar verecek?" diye yazdı. Mükemmel bir öngörü!

Aynı yerde, Derin Forum yorumcularından Sevgili Cengizhan ise mealen: "Erdoğan, “Üç Sarışın”dan May ile görüştü; sonra da Kraliçe’yle… Yapılacak ziyarette İran konusunda, karşılıklı teklif ve öneriler nedir; yakından bakılacak zannederim. Gündemde bir de Dolar mevzuu olmalı… Malum! Son iki ay içinde haddi aşan “Dolar” ve “Manipülasyon” konusunda, işin kaynağında bir yoklama yapılacak gibi… Ve tabii 15 Mayıs’ın Kudüs’ü var.  Erdoğan ve Kraliçe görüşmesinden sonra, ABD Sefaretini Kudüs’e taşıma işlemiyle ilgili olarak Başkan Trump’ın vereceği tepki, görüşmenin etkisini ve rotasını ortaya koyacak. Gerek Dolar, gerek Kudüs Elçiliği ve hatta Kıbrıs konularında Erdoğan mı Kraliçe’yi yoksa Kraliçe mi Erdoğan’ı ikna edecek? Görülecek… En nihai durum ise iki lider, “Beraber yürüdük, biz bu yollarda…” şarkısını, “yürüdük” ifadesini, “yürüyeceğiz”e çevirerek mi söyleyecekler yoksa susacaklar mı? Ona da bakacağız..." dedi.  Görüldüğü gibi Sevgili Cengizhan, yine kısa ve öz olarak yapmış yapacağını. Bayıldım!

***

2016 Kasım ayında yapılan ve tarafımızdan, bir başka Pro-Stratejik sıçrama taşı olarak nitelendirilen Amerikan Başkanlık Seçimlerinin arefesinden başlayan uzun bir mücadele döneminin sonunda Windsorlu Kraliçe, nihayet rahat bir nefes almış görünüyor. Çünkü bu aradaki canhıraş akıl oyunları serisinin sonunda, üç yüz yıldan beri makinistliğini yaptığı “Dünya Treni”ni rayına oturtmuş oldu. Bağlı olarak, bir başka Pro-Stratejik hamleyle yani “Duma Antikimyasal Vurgunu”yla yeni bir siyasi dönemi hatta 21. Yüzyılı başlattı. Buna bağlı olarak, uygulamaya niyet ettiği, iki hanedanlığının ortak eseri olan Reks+Antireks Planı'nın yeni “Ari Dünya Devresi/Dönemi/Düzeniyle birlikte, Küreselcilerin “Yeni Dünya Düzeni” dosyasını kapatmış oldu. Onun yerine ikame edilen ve “Ortak Hanedanlar”ın tezgâhından çıkan ve bizim de “Üç Sarışın Kızkardeş” ismini verdiğimiz “Politik Senaryo”nun uygulamasına geçildi.

Bu noktada, belki de ilk analiz edilmesi gereken konulardan biriydi, yeni uygulamaya göre, İngiltere'nin siyasal rejimi ve uzantıları… Bu durumda şu soruların karşılıklarını bulmak zorundayız: Söz konusu “Yeni Birleşik Krallık Siyasal Rejimi”ne adım atan Büyük Britanya'nın, yeni resminin ressamı veya en doğru söyleyişle “Fotoshopçu”su olarak “İki Hanedan”lık grubunun, 370 yıl sonraki ortaklığının amacı ne? Yeni Britanya resminin devamı olarak şekillenecek olan “Yeni Dünya Devletleri İmajı” ve imajlarla İngiltere'nin ilişkileri nasıl olacak? Ve doğal olarak, bizim açımızdan Türkiye'nin, yeni plandaki yerini nasıl okumalıyız?  Yani dememiz o ki… Kraliçe ve onun ortağı olarak Stuart Prensleri, Türkiye için ne düşünüyor, hangi donu biçiyorlar? Bu bağlamda, onlar için Erdoğan, ne anlam ifade ediyor? Türkiye'nin ortasında bulunduğu Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu, Akdeniz bölgesi ve İslam Dünyasıyla alakalı düşünceleri nedir? Bu ve bunun gibi birçok sorunun cevaplanması ve Türk İngiliz ilişkisini analiz etmenin gereğine ve aciliyetine inanmaktayız. İşte bu makale kapsamında, bunu yapmaya çalışacağız.

O halde konumuzu fasıl fasıl irdelemeye ve “Üç Kız Kardeş”in flu senaryosunu okumaya başlayalım... İlk önce Erdoğan'ın ziyareti ve düşündürdükleri... Onun arkasından, makalenin başlığını oluşturan; “İngiltere'nin, Britanya'ya Dönüşmesi Operasyonu”yla ortaya çıkan yeni Birleşik Krallık yapılanmasının, Türkiye'ye bakış açısı konuya eklenecek. Bu anlamda Erdoğan’la Kraliçe ilişkisi üzerinden konuyu anlamaya çalışacağız. Tabii ki dilimizin döndüğünce...

O halde, geçelim konunun birinci faslına… Öncesini kaçırmışız; durumdan dün akşam haberdar olduk… Ajansların verdiği malumata göre: “Yaklaşık bir ay önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İngiltere'ye resmi bir ziyaret gerçekleştireceği belli olmuş meğerse. Sonunda ay dolmuş oldu ve Cumhurbaşkanının, 13-15 Mayıs tarihlerinde İngiltere'ye gideceği açıklandı. Verilen bilgiye göre, Sn. Erdoğan'ın resmi ziyaretinde, İngiltere ile ikili ilişkilerin yanı sıra, Avrupa ve Ortadoğu'daki gelişmelerin de değerlendirilmesi bekleniyor.”muş. Evet, durum bu! Nihayet Erdoğan, İngiltere’yi ziyaret için Londra’daydı.

Geçen yıl, Başbakanını Almanya'ya gönderen Sn. Cumhurbaşkanı’ndan bir üst basamak olarak İngiltere'ye yapacağı bir ziyareti aylardan beri bekliyorduk. Aylardan beri derken başlangıcı 2015 yılına uzanan bir hususun haberini verdiğimizden beri... Malum o havadis, “Kraliçeye Darbe”ydi. Ve beklentimiz, “5 Mayıs Darbesi” gününden başlamıştı. Hatta o günlerde içimizden, “Türkiye'nin ‘Yeni İngiltere’yle tanışma zamanı, fazla uzatılmamalı!”  mealinde bir cümle geçtiği de belleğimizde kalmış.

Hatırlanacağı gibi istikbalin aynasına baktığımız 5 Mayıs 5015’ten beri Türk İngiliz ilişkilerinin paralel yürüdüğünü hissettiren bir yazı politikası içerisindeydik. Her daim bir Türk Ekolünden söz eden fakirin, Almanya'ya (ya da Bavyera’ya) ateş püskürüyorken, İngiltere konusundaki bu soft tavrı, bazı kardeşlerimizin/okurlarımızın kafasında, “Fakir, İngiliz Ekolüne mi Kayıyor?” şeklinde bir soruya sebep olduğundan da haberdarız. Hatta o günlerde, bu kafa karışıklığını önleme adına bir makale yazmaya başladığımı da söylemeliyim Fakat Araya başka konular girdi için sıra ona gelmedi. Bu nedenle o, yarım haliyle bekleyen bir yazı oldu. Yarım makalenin ilk cümlesi şöyleydi: Hayır! Fakir, İngiliz ekolüne kaymıyor… Sadece dünyanın alacağı yeni şekilde İngiltere'nin önemine binaen durumu anlama dönemindeyiz. Ve devletimizin, İngiltere'yle savaşmasının anlamsızlığının altını çizmek istiyoruz.” Bu minvaldeki düşüncemiz hala aynı. Bizim için tek ekol, “Öz Türk ve Anadolu Ekolü” başka bir yol yok! Ama Yine o günlerde kalemi aldığımız; “Yine Kraliçe, Yine Kraliçe, Yine Kraliçe!” başlıklı bir makale vardı. O yazıda da bir “Yeni İngiliz Ekolü”nün dünyayı yönetmek için işbaşı yaptığının farkına varmalıyız!” demiştik. Bunun gibi bir başka  yazıda da şöyle yazdığımızı hatırlıyoruz: “Türkiye, şimdiye kadar Almanya'yla ittifak yapageldi. Ama her seferinde yenildi. Eğer girdiğimiz yeni yüzyılda bir ittifak yapmak durumunda kalacaksak, tercihimizin İngiltere olması iyi olur!”  Ve fakir hala aynı düşünceler içerisindeyiz. Ancak iç cebimizde bir “B Planımızın” saklı olması kaydıyla…

Neyse dönelim tekrar ziyaretler konusu ve düşündürdükleri ne… Son ziyarete ilaveten, Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın tedavi bahanesiyle Bavyera’ya götürülmesinin arkasından, Sn. Erdoğan'ın bir Bavyera gezisine çıkacağının korkusuyla, “Ak Parti’yi Bekleyen Tehlike! Parti, Alman Ekolüne mi Kayıyor-2” makalesini yazdığımızı hatırlıyor olmalısınız. Neyse ki böyle bir gezi gerçekleşmedi. Aksine, bu arada Başkanın Vatikan ve Fransa’ya gittiğine şahit olduk. Elbette, o geziler de anlamlıydı. Ancak bize göre, bu iki merkezin de uydukları plan “Üç Kızkardeş,” dâhil oldukları dünya ise “Ari Dünya Düzeni”ydi. Bu nedenle Vatikan ve Fransa, ayak seslerini işittiğimiz, “Yeni Plan ve “Yeni Düzen”de ikincil bile değil; üçüncü ve dördüncü katmanların oyuncularıydı. O halde konu, üst seviyede görüşülmeliydi. Madem “İmparatorlar Ligi”ne çıktık ve “Ligin ilk oyuncularından biriyiz!” diyorduk... Bu nedenle dünya meselelerini, Arşidüklerle veya Düklerle görüşmemiz, seviyemizi anlamadığınız anlamına gelir. Ki biz, kendimizi anlamaz ve olduğumuz yeri tarif etmekte zorlanırsak; bunun başkaları tarafından anlaşılmasını bekleyemeyiz.

Hikâyesini bir makalede yazdığımız Deniz Baykal'ın, bir “Üst Merkez” diyebileceğimiz Bavyera’dan dönüşünde, Gülhane Hastanesinin kapısını ilk çalan Kılıçdaroğlu’ydu. Ancak ziyaretin, şahsen kabul edilmediği haberi yayıldı ortalığa ama yüz yüze görüşme ikinci ziyarette oldu ancak. Kılıçdaroğlu'nun ilk ziyaretinin arkasından hastaneye giden ve bu kez kabul edilen kişi ise Cumhurbaşkanı’ydı. Elbette bu, rutin bir hasta ziyaretinin ötesinde bir şeydi. Bu nedenle ve bir bakıma, Bavyera’nın haberini Deniz Bey, kendisi verdi Cumhurbaşkanı’na. Yanılmamıştık. Çünkü Baykal açısından dahi durum, biraz sıkıntılıydı. Yani Bavyera hala şaşı bakmaya devam ediyordu Türklere ve Türkiye’ye; kendi ekolünden olma ihtimali yüksek olan, hasta bir siyasetçi açısından bile. Bunu teyit eden done ise ziyaretin arkasından Sn. Baykal’ın ve oğlunun yaptığı açıklamalardı. Sn. Baykal’ın ziyaretin peşi sıra, Erdoğan'la ilgili olarak sarf ettiği sözler, Cumhurbaşkanının önemi ve duruşuna atıftı ve Pozitifti. “Kurt Siyasetçi”yi duyunca, aklımızdan şöyle bir cümle geçtiğini söylemeliyiz: “Bavyera Ekolü adına, ‘Yeni Düzen’e göre programlamak üzere Münih'e götürülen Baykal, oradan ‘Türk Ekolü’ne evrilmiş olarak döndü görünüyor.” Bu anlamda, önemli bir açıklamayı da Baykal'ın doktor olan oğlunun yaptığını hatırlıyorum. Mealen şöyle söylemişti Oğul Baykal; “Babamı Münih'e götürmekle hata ettik! Orada dağılan babamı şu an, Türk doktorları toplamakla meşguller.”  

İşte böyle bir Almanya/Bavyera var karşınızda. Bu nedenle değil Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, Antalya Milletvekili Baykal'ı bile onlardan, kıskanmakta olduğumuzu söyleyelim. Ve bu konuda haklı çıkmanın gururunu taşıdığımızı da ekleyerek... Bir ek daha yapalım: Yaklaşan seçim arifesinde, “Millet İttifakı” adıyla bir araya gelen partilerin arkasında, Bavyera olduğu iddiamızı çürütseler sevineceğiz. Ama biraz zor! Bu nedenle onları da kıskanıyorum, “Münih Ekolü”nden ve bir an önce ittifaklarına ad olarak seçtikleri “Millet Ekolü”ne dönmeleri için dua ediyoruz.  Çünkü o Bavyera ki… Muhteşem Kanuni’den beri süregelen tarihi düşmanlığının peşini asla bırakmamış durumda. “Tek dişi kalmış canavar” olarak da değil artık. Ağzındaki diş sayısını implantla çoğaltmış ve bileylemiş olarak… Geçen yılki Anayasa Referandumunda olduğu gibi şimdi de 2019 Seçimlerinin peşine düşmüş görünüyor. Çünkü Seçimlerin erkene alınması, Bavyera cihetinde negatif bir gelişme olarak değerlendirildi bile. Yani hamam ve tas yine eskiye döndü. İşte, bu nedenle Türkiye açısından, “En Üst Merkez” yani İngiltere şart olmuştu.  “Doğu Guta Operasyonu”ndan sonra başlayan yeni dönemin alaca karanlığında Erdoğan'ın, İngiltere'ye yapacağı ziyareti günbegün beklemeye başladığı mı da söyleyeyim paragrafın sonunda. Ve ziyaret gerçekleşti.  

Malum! Daha önceki siyasilerin, hemen hemen her seçim öncesinde Amerika'ya gittiklerini hatırlıyor olmalıyız. Bu Kabil ziyaretler esnasında, genel kanı medyada,  “İcazet almaya gitti!” şeklinde yorumlanırdı. K bu, doğru bir yorumlamaydı. Fakat Sn. Erdoğan, bu yolu 2012'den sonra kapattı. Artık Amerika'ya gitme devri bitti. Bununla birlikte, icazet alma devrinin de en azından, AK Parti açısından bittiğini söyleye geldik malum. Muhalefet açısından böyle bir tespit yapmak mümkün değil. Çünkü onlar, icazet merkezlerinin kapısını kapatmak şöyle dursun, sayısını çoğaltmış durumdalar: Washington, Münih, Berlin, Londra hatta Moskova ve illa Pensilvanya şeklinde çoğaltabiliriz muhalefet merkezlerini... Ama milletimizin yeni icazet merkezlerini ve icazetleri umursamadığının da altını çizelim.

 

Doğu Guta'da başlayan “Yeni Ari Dönem” ve Üç Kızkardeş Planı” uygulaması sebebiyle öne çekilen 24 Haziran Seçimlerden önce Londra'ya yapılan Erdoğan ziyaretini, elbette bir icazet alma seyahati şeklinde yorumlama densizliği yapılamaz. Bununla birlikte bazı konuları temize çekme, bazılarında yeniden el sıkışma ve siyasette birlikte hareket etme anlamı taşıyacak yakınlaşmalardan da söz edebiliriz. Üzerinde, iki eşit ortak şekilde anlaşılmış ve el sıkılmış konular, elbette seçimi de etkileyecektir tabii ki Pozitif manada. Fakat bu konuyu fazla abartmamak lazım gelir.

Evet! Dünyanın hâkiminin bir daha, “Reks Deus” ve “Antireks” planlarının harmanlanmasıyla ortaya çıkmış yeni şeklin yani Reks+Antireks Planı”nın kotarıcısının Kraliçe ve Oğulları olduğu görünüyor. Bununla birlikte ortaya çıkan bir hakikat de Türkiye'nin 21. Yüzyıla vuracağı damga… Bu nedenle ilk saatten beri, 13 Mayıs Londra Görüşmeleri”nin bir düz çizgi üzerinde ve aynı büyüklükte sandalyelere oturularak yapılacağı ümit ve kanaatini taşıdık. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan'a böylesini yakıştırabiliriz ancak.

***

Efendim! İngiltere ve İngiliz Ekolü’ne yakınlık anlamında, nice zamandan beri bir şeyler yazmayı düşündüğüm bir konu da 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le ilgiliydi. Yeri ve zamanı, şimdi geldi. Lakin öncelikle şunu söylemeliyiz… Bildiğiniz gibi kişilere dair yorumlar yapmamaya gayret eden bir üslubun sahibiyiz ve bunu korumaya niyetli olduğumuzu bir kere daha belirtelim. Fakat bir hafta evveline kadar, en önemli ve “İkinci Cumhurbaşkanı Adayı” olarak adı geçen Sn. Abdullah Gül’le ilgili iki çift laf etmenin gereğine de inanmaktayız. İddia edildiğine göre… Tahsil hayatının bir kısmını, “İngiliz Ekseter Üniversitesi”nde geçiren Sn. Gül için “İngiliz Ekolü”nden olduğu söylenir. Bu iddia, ne kadar doğrudur bilemiyoruz. Eğer böyle bir durum varsa Sn. Gül'ün, son seçimlerde, Alman Ekolü’nün derleyip topladığını zannettiğimiz Millet İttifakının adayı olarak öne çıkmış olması, doğru bir hamle sayılmasa gerekti. Eğer Abdullah Bey, gerçekten İngiliz Ekolü’ne mensup bir siyaset erbabı olmasına rağmen, Alman Ekolü’nün adayı olarak öne çıkması hata sayılmaz mı? Sayılır! Bu nedenle  adaylık girişiminden bir sonuç alamayacağı da bilinmeliydi ya da hem kendisi, hem de ittifak sahipleri biliyor olmalıydılar. Çünkü bir matematik kuraldır; armutlar ve elmalar toplanamaz! Eğer bilmiyorlarsa, dünyadan haberleri yok demektir. Ancak şimdi olmuştur zannedersek. Zira girişim, hüsranla sonuçlanmış durumda…

Ancak burada bir sondan daha bahsedebiliriz: Sn. Gül, siyaset sahasına çıktı lakin adaylığını tasdik ettiremedi. Merak ediyoruz! Acaba bu tasdiki, Bavyera mı yaptı yoksa İngiltere mi bu konuda engel çıkardı? Bunu da bilmiyoruz. Fakat şunu söyleyebiliriz ki… Eğer adaylığa taş koyan Münih Ekol ise bu durum, karşı kampa “Sızma Harekâtı” yapan Londra'nın yenilmiş olması anlamına gelir ve bu nedenle Kraliçe, mağlup yandaştan hiç hoşlanmaz. Bu yüzden ve bundan sonra Sn. Gül'ün, Londra’yla ilişkileri çok müspet bir düzlemde devam etmeyecek demektir. Bu bir...  İkincisi: Eğer Sn. Gül, Kraliçe’nin muhalefetine rağmen, Alman Ekolünün adayı olarak ortaya çıkmış ve üstelik yenilmişse… Bu durumda Kraliçe, kendisini dinlemeyen ve mağlup olan yandaştan hiç hoşlanmaz. Durum hangi cihetten okunursa okusun; işte,  bu noktada, Gül’den boşalan alanı doldurulması hususunda Erdoğan adı öne çıkmış olmalı.

Şimdi yine soralım:  Erdoğan’ın Londra'a seyahati bir davet mi yoksa bir ziyaret mi? Demek istiyoruz ki…  Bu seyahat,  Cumhurbaşkanı’nın kendi talebiyle mi, yoksa Kraliçe’nin davetiyle mi gerçekleşti? Eğer Cumhurbaşkanının kendi talebiyle gerçekleşmişse bir sorun yok! Zira bir İmparator, diğer İmparatorun, 2006 yılındaki ziyaretinin iadesini yapmak istemiştir; o kadar. Lakin seyahat, Kraliçe’nin davetiyle Londra'ya gidilmiş ise… Bu durum; bir İmparator, bir devletin başkanını Başkentine çağırarak ona bir rol biçme arzusunda olduğunu göstermiş olur. Ve yukarıda söylendiği gibi “Yetkileri sonlanmış Gül’den boşalan yeri, güçlü bir, ‘Yeni Ekol Adamı’ıyla doldurma girişimidir!” diye düşünebiliriz. İşte o zaman fakire, bir makale daha yazmak düşer: “AK Parti'yi Bekleyen Tehlike... Parti İngiliz Ekolüne mi kayıyor?” Ezcümle; bu durumda, bir sorun var demektir. Ve eğer bir sorun varsa bunu, Erdoğan'ın nasıl aştığını, gelişen siyasi durumlara göre izleyecek ve göreceğiz. Eğer, sorun açılmışsa… Soru şu: En çok, hangi tarafı memnun ederek aşılmıştır. Tabii ki bu da yakında ortaya çıkar. Rusya Türkiye ilişkisinde,  Türkiye-İran ilişkisinde, Türkiye-Almanya ilişkisinde hatta bunlara Amerika'yı, Fransa'yı da dâhil edebiliriz. Her ilişki de başka başka şekilde ortaya çıkar. Yani bu ilişkilerinin, her birindeki yeni durumun okumaları farklı farklı olacaktır. 

Dönelim Abdullah Gül’e… Eğer “İngiliz Ekolüne İntisap” iddiası doğruysa burada, sorulması gereken bir soru daha var: Acaba Sn. Gül, İngiltere dendiğinde hangi ekole mensuptu; Windsor Ekolüne mi yoksa Stuart Ekolüne mi? Tabii ki bu sorunun cevabı, “Windsor” olsa gerek. Fakat gelinen günler itibariyle Londra’da hızla “Stuart Egemenliği”ne evrilen siyasi ibrenin gereği olarak, Gül’ün solacağı tabii idi. Aynı soruyu, Sn. Erdoğan üzerinden sormak ya da üstte yazıldığı şekliyle ve biraz detaylandırarak suali, tekrar etmek gerekirse… Sn. Cumhurbaşkanı, Birinci Sarışın Kızkardeş olan Windsor’un Son Kraliçe’si tarafından mı davet edildi yoksa Stuart’ı temsilen ve İkinci Sarışın Kızkardeş May tarafından mı?

Bu suale verilecek cevap önemli çünkü bundan sonra Türkiye açısından, yakın durulacak Birleşik Krallık Ekolünü belirtmesi açısından önemli bir ayrıntı. Zira  Birleşik Krallık Ekollerinden biri “Windsor İngilizce Ekolü”; diğeri ise “Stuart Britanya Ekolü” olarak işaretlenmiş durumunda.

Bu işaretlemeden itibaren, Ankara’nın, İngiltere ile ilişkilerini “Stuart Britanya Ekolü” üzerinden yürütmesinin daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Çünkü Birleşik Krallık Dünya Siyasetinde, bundan sonrası için Windsor out; Stuart inn! Gerçekten öyle mi? Buraya bir noktalı virgül koyalım…

Buraya kadarki anlatımlarımızdan anlaşıldı ki başlıkta olduğu gibi İngiltere Büyük Britanya ya evrilmiş durumda. Bu arada, farkında mısınız Sn. Cumhurbaşkanı, Londra'daki Tatlıdil Forumu'nda; “İngiltere” demedi bu ülke için… Hep “Birleşik Krallık” olarak ifade etti meramını. O nedenle biz de “Birleşik Krallık” diyoruz. Zira Windsor ve Stuart bir kez daha birleşmiş oldu tıpkı 1707 de olduğu gibi…

Bilindiği gibi... İngiltere Parlamentosu, 1707'de Büyük Britanya Parlamentosu'na evrilerek varlığını yitirmişti. Günümüz İngiltere’sinin, Birleşik Krallık'ın Parlamentosu olmayan tek ülkesi olduğunu da ekleyelim. Malum, Büyük Britanya, İngiltere dışında İskoçya'yı da içine alan bir büyüme ve birleşme hareketiydi. Bu olaydan yedi sene sonra “Windsorların Hannoverli Babaları” resmen İngiltere ve İskoçya tahtına oturdular/çöktüler. Böylece hem Anglosaksonların hem de ülkeden kovdukları Stuartların yerine İskoçların Kralı oldular. Bu süreç, yukarıda dendiği gibi 1707'de kurulan, devletin yeni şekline adını veren ilk “Birlik Kanunu”yla başlamış ve "Büyük Britanya" doğmuştu. Daha sonra Büyük Britanya, 1800 yılında kabul edilen son “Birlik Kanunu" ile bir kez daha genleşti. Böylece  "Büyük Britanya Krallığı" ile "İrlanda Krallığı" birleştirilip "Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı" ismiyle anılmaya başladı. Bu şekil, 1922’de Bağımsız İrlanda’nın ortaya çıkışıyla bozuldu. Britanya’nın tamamı ile İrlanda adasının kuzey kısmını içine alan devletin yeni ve son adı da  "Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı" oldu. 

Tarih boyunca 12 farklı Monarşik devlet kuran İngilizlerin devletini dünya, “Büyük Britanya” ya da “Birleşik Krallık” şeklinde okurken Türkler, İngiltere olarak telaffuz etmeye devam etmekteler. Di ki... Son ziyaretinde Erdoğan, bu ismi değiştirdi ve İngiltere yerine, “Birleşik Krallık” demeye başladı. Çünkü 2015 tarihinde yapılan “Buckingham Saray Darbesi”nin arkasından, 2018’de, Trump aracılığıyla  yapılan “Antikimyasal Komplosu”na kadar geçen süreç içerisinde sanki İngiltere, “Windsor’un Son Kraliçesi” eliyle geriye döndürüldü. Ve 1707 de yapılan ilk “Birlik Kanunu”nun tekrarı şeklinde “Büyük Britanya”ya dönüştürüldü. Yani İngiliz Kralları, İskoç Krallar Ailesinin içine sızdırılarak yeni bir İstikbal oluşturuldu. Yukarıda dendiği üzere, Stuartların rızası dairesinde, Antireks ile Reks-Deus Planları örtüştürülerek Reks+Antireks Planı hayata geçirildi. Bu durum, Windsorların İngiltere’si, Backingham’da Kraliçe olarak intihar etti ancak onun oğulları, İskoçya Stuart Sarayında yeniden doğdu denilerek izah edilebilir.

***

Dönelim noktalı virgülde bıraktığımız yere… Dönelim ama bir uyarıyla dönelim. Üstteki üç paragraftan çıkarsamanız şöyle olmamalı... “Türkiye'nin bundan sonraki muhatabı, Stuartlar olacak, Windsorlar değil.” Böyle bir çıkarsama, başka ülkeler için geçerli olabilir. Ancak Sadece Türkiye için yarım anlamlı bir politikaya işaret eder. Çünkü iki sebepten ötürü, Türkiye'nin muhatabı hem Londra; hem Buckingham Sarayı… Bu cümlede “Londra” ifadesi, devletin resmiyetini yani hükümeti temsil etmekte iken “Buckingham” ismi sadece Windsorluların hususi resmiliğine işaret etmekte. Gördüğünüz gibi artık, Birleşik Krallık deyince iki ekol karşınıza çıkmış oldu: “Buckingham Ekolü” ve “Londra Commonwelt Ekolü” diyebiliriz bu ekollere. Yani Windsor ve Stuart Hanedanlıkları değil,  Windsor ve Windo-Stuart Hanedanlıkları… İskoç soylularının, tarihi düşmanı Kraliçe Soyunun yeni planına, “Evet” demesinin özeti şeklinde okuyabileceğimiz, “Windo-Stuart Hanedanı” isimlendirmesiyle ortaya çıkacak olan yeni sülalenin, Stuart politikasını devam ettirmesi ve bu anlamda İngiltere'nin yeni sahipleri olmasıyla ilgili bir durum vaki. 

Türkiye’nin, yeni ortaya çıkan Neo-Birleşik Krallığın Hangi gücüyle nasıl ilişki kuracağı konusu hala muğlak! Belki de son ziyaret, bu muğlaklığı gidermeye dönük bir seyahat olarak planlanmıştır. Yani Türkiye “Eski İngiltere” ile mi yoksa “Yeni Britanya” ile mi temas halinde olacak?

Bu soruya yukarıda şöyle karşılık vermiştik: “Bundan itibaren, Ankara’nın, İngiltere’yle ilişkilerini “Stuart Britanya Ekolü” üzerinden yürütmesi daha doğru. Çünkü artık Birleşik Krallık bünyesinde Windsor out; Stuart inn!” demiş ve sormuştuk: “Gerçekten öyle mi?” ve noktalı virgül koymuştuk…  

Buradan devam ediyoruz:  Bundan sonrasında Ankara ve Londra, iki devletin resmi başkentleri olarak, Türk-İngiliz ilişkilerini görüşmeye devam edecektir. Fakat bu ilişkinin Windsor-Ankara ilişkisi kadar sıcak olacağı kanaatinde değiliz. Çünkü Kraliçenin planı doğrusunda, daha önce anlattığımız “Hanedan Majestika ve “Hanedan Reksika” soylu damarları kendi sarayları içerisinde birleşti. Ve bir tek siyaset üzerinden dünyayı yönetmeye karar verdiler. Bu bir “Royalitik Güç Birliği”dir ama “Kulların Birliği”ni içermez. Yani parçalanmış  dünyanın, soylulara bakarak birleşmesinden söz etmemiz mümkün değil. Yani dünya, yine kutuplar üzerinden ve krizlerle idare edilecek. Bu nedenle daha önce, “Majestika Damarı”na bağlı “Babil Ekolü Ayağı”nda Kraliçe’yle siyasette birleşen Türkiye, değişen İngiltere de değişen “Reksika Hanedanlık Damarı”na bağlı Mısır Ekolü Ayağı”yla karşı karşıya gelmiş durumda. Son iki yıldan beri Türkiye'nin, Bavyera ile yaşamakta olduğu sıkıntı da bu ayakla bağlantılı bir durumdu aslında. Yani Yeni Britanya'nın, Bavyera ile köken, teoloji ve siyasetteki ilişkisinden hatta “Mısır Ekolü” örtüşmesinden söz ediyoruz. Bavyera ile kavgalı olan Türkiye, kaçınılmaz olarak Yeni Britanya’yla da sıcak bir ilişki kurmakta zorlanacak kanaatindeyiz.

Peki, gerçekten böyle mi olacak? Hayır! Unutmayın ki yukarıda, Birleşik Krallık'ın Başkenti ve Hükümet Merkezi Londra düzlemindeki etkin hâkimi, Stuart Hanedanlığı değil “Windo-Stuart Hanedanlığı” olarak işaret edildi. Bu ifade, mühim ve şu anlama gelmekte; Londra’yı belli bir zamana, kanaatimizce bu yüzyılın sonuna kadar, çift direksiyonlu ya da çift şoförlü bir araba gibi düşünmek lazım. Çünkü “Yeni Britanya İdaresi”nin iki şapkası bulunmakta... Bunlardan birisi Windsor Tacı, diğeri Stuart Tacı. Yani Yeni Britanya, bir “Hanedanlar Ortaklığı” şeklinde formatlanmak durumundaydı öyle de oldu.

Bu açıklamaya rağmen, temel sorumuz hala cevapsız bekliyor bir kenarda… Ne demiştik; “Bundan böyle Türkiye, hangi İngiltere’yle muhatap olacak?” Evet, artık bu soruya bir cevap verebiliriz. Öncelikle şunu söyleyelim ki girdiğimiz, “Britanya Ortaklık Yüzyılı”nda Birleşik Krallık, bir konsey tarafından idare edilecek gibi görünüyor; buna mecbur, ortaklık şartlarının gereği olarak.

Bu bağlamda, Ankara'nın muhatabı yeni “Majestik Konsey”de yer alan Windsor ve Stuart Soylulardan, ilki… Yani anlaşıldığı kadarıyla Ankara, Windsor’a bağlı olarak bir ülke ve dünya politikası geliştirebilir ancak; planlanan teknik böyle okunabiliyor.  

Evvela şunu söyleyelim ki... “Ari Dünya Düzeni” yönetim grafiğine göre, Büyük Britanya’nın altındaki devletler halkasında Almanya ve Fransa; belki ilerleyen zaman içerisinde İtalya yer alacak gibi görünüyor. Diğer devletler ise birinci halkayı teşkil edecek olan devletler ile muhatap olmak durumunda. Bu planlamada Türkiye'nin muhatabı da Almanya olmak durumunda... Fakat aynı Coğrafi sınırlar çerçevesinde olsa dahi Almanya'yı artık iki ayrı devlet gibi telakki ettiğimizi söyleyebiliyoruz.  Malum bunlar, Bavyera veya Saksonya… Yani Mısır'ın ve Babil'in iki temsilcisi… “Majestika Konseyi”nin görev bölümü anlayışı içerisinde, Yeni Britanya ziyareti yapan Sn. Erdoğan,  AK Parti Genel Başkanı olarak Almanya'yla… Onun da Saksonya parçasının bağlı olduğu Windsor masasıyla muhatap olmak durumunda. Eğer bu ziyareti, Erdoğan değil de Türk muhalefetinden bir lider, mesela Kılıçdaroğlu yapmış olsaydı; onun muhatap olduğu Konsey masası Bavyera olacaktı.

Burada,  Erdoğan’ı tarih dairesi terkibinde, izah etmemiz gereken bir durum daha var: Ziyareti gerçekleştiren şahıs hem Ak Partinin Lideri, hem de Devletin Cumhurbaşkanı olarak bulunmakta... Londra'ya resmi ziyarete giden AK Parti liderinin, kiminle görüşeceği konusundaki tahminimiz söyledik. Fakat onun, ülkenin Cumhurbaşkanı olarak görüşeceği makam orası değil; “Backingham Ekolü” olsa gerek. Yani Majestik Konseyi'nin dışındaki iki başat güçten biri, Kraliçe’nin ta kendisi. Fakat hemen şunu da söylemeliyiz ki Londra'yı ziyaret eden tüm devlet başkanları, Kraliçe’yle görüşme hakkına sahip değil. Bu hak sadece Türk Cumhurbaşkanına ait… Çünkü Windsor Kraliçesi'nin “Reks + Antireks Planı”nın fiiliyatı olan “Üç Kızkardeş” dışında bir derin planı daha var. Ve o plan, sadece İstanbul'u ilgilendiren karakteriyle çok gizli ve bu makalenin konusunun dışında uzun ve derin… Bu nedenle o konuyu, bir başka yazının içeriği olarak, geriye bırakmak niyetindeyiz.

Konuyu kapatmadan... Bir küçük paragraf daha ekleyelim yazıya… Yeni Türkiye'nin ve Yeni Britanya'nın ilişkilerini konuşmak üzere Londra'da bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu ziyaretinde iki şapkasının olduğunu söyledik: Ak Parti Lideri ve Cumhurbaşkanı şapkaları... Ancak ikisi yetmez! Bununla birlikte, üçüncü bir şapkaya daha ihtiyaç duyulmakta… “Bu gizli şapka, bir “Derin Türk Şapkası” olarak daima yedekte tutulmalı.” diye düşünüyoruz. Yoksa daha İşin başında yuları bir kez daha kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya gelebilir Türkiye. Bu da ülkenin ve insanının “21. Yüzyıl Uykusu” anlamına gelir ve “20. Yüzyılın Uykusu”ndan uyanan Türk Milleti, beş on senelik, “Tatlı Hayaller Evresi”den sonra yeni bir uykunun kâbus denilecek, yakazalarına düçar olmaktan kurtulamaz.

Elbette konumuz bitmedi ve devam edecek. Ancak bugünlük buraya kadar… Ve her zaman olduğu gibi İşin doğrusunu Aliym olan Allah biliyor!

***

Son olarak, bir not daha düşelim: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 13-15 Mayıs İngiltere ziyaretinin uzantısı olarak, önümüzdeki günlerde Kıbrıs’ın hareketleneceği ve Birleşik Kıbrıs'a doğru yol alan fiili siyasetin daha bir anlam kazanacağını tahmin edebiliriz. Kıbrıs demişken bir başka tahmininizi de söyleyelim… Malum yaşı 90'ı geçmiş olan İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in ölümünün çok uzak olmadığını düşünmek çok da güç değil hattı zatında. Bu minvalden olmak üzere, kafamızda bir soru var: Acaba, Kraliçe öldüğünde nereye gömülecek biliyor musunuz? Malum! Bu Tanrı Soylu Aileler cenazelerini, şatolarının mahzenlerinde, kurşun kaplamalı tabutlar içerisinde saklamalarıyla ünlüler. Yani Soylu cenazeleri için anladığımız manada bir gömülmeden söz etmek mümkün değil. Bu anlamda Kraliçe’nin de Windsor Kalesinin Mahzeninde uyuyan atalarının yanına konacağı söylenebilir. Fakat “Son Windsor Kraliçesi” bir sürpriz yaparak, Kıbrıs'a gömülmeyi isterse şaşırmamak lazım. Niye mi? Bu konuyu daha sonraya bıraktığımız kısımda anlatırız İnşallah.

***

Makaleyi henüz tamamlamıştık ki Derindunyanın has kardeşlerinden Sevgili Muharrem Yagan’ın açtığı başlıkla karşılaştık. Sağ olasın Sevgili Muharrem! Yukarıdaki yazının devamı olacak. Yarın ona başlayabilirsek, öncelikle senin sorularını cevaplamaya çalışacağız kısır bilgimiz dahilinde. İnşallah doğru cevaplar verilir. Verilirse eğer, bu da senin samimiyetinle olacaktır, benlik bir şey yok. Her neyse!

Diyor ki Sevgili yağan…

 Bugün haberlere de yansıdığı kadarıyla Kraliçe ve Teresa Mey ile Erdoğan görüşmeleri için İngiltere’ye giden Cumhurbaşkanımızın iyi bir sevgi gösterisi ile karşılanması şahsımı tebessüm ettirdi.

Ahmet abi, kafamı kurcalayan bir kaç soru var. Bu sorulara yanıt aramak adına yazılı düşünmeye geçiyorum.

1: Kraliyet misafiri olduğuna göre… Erdoğan ile Kraliçe arasında bir ittifak kurulması/yenilenmesi/güçlenmesinden söz konusu diyebilir miyiz?

   a: Söz konusu ittifak güçlenmesi, Ortadoğu’ya yeni yeni girme aşamasındaki Fransa’nın kolunu büker ya da kırar mı?

   b: Fransa’nın kolsuz kaldığı ve Amerika’nın iki ileri bir geri yaptığı Ortadoğu’nun yeni kontrolörü Türkiye olabilir mi?

   c: Durum bu şekilde işlerse bu bizim ağzımıza çalınan bal mıdır yoksa bizi bataklığa çeken bir yem mi? Bunlar değilse İngiltere’nin sağ kolu olmak için İslami tavizler aşamasında Ilımlı İslam ayağının devamlılığı ak parti üzerinden mi gerçekleşecek?

2: Kraliçe Erdoğan hamlesi ile kafese giren Putin kuşu operasyonunun düğmesine basmış mı oluyor?

3: Kraliçe Erdoğan’la aynı masada iken, ailelerden Childler, bizim daimi destekçimiz konumunda mı?  Böyleyse şirket aynı kişinin, iktidarlar değişince sadece genel müdürler mi değişiyor?

4: Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan, demir kafesler içerisinden dul kadına pençe mi atıyor?

5: Bunların hiç birisi değilse, Erdoğan realitesini fark eden Kraliçe diğer aile ve hanedanların menziline girmiş bir av olabilir mi? Güneş batmayan ülkede artık güneş batma hareketine başladı diyebilir miyiz?

6: Bugün Kudüs’te Mescidi Aksa’ya hiç olmadığı kadar sanırım 1200 Yahudi’nin girmesi, Kraliçe ve Erdoğan buluşmasına karşı yapılmış bir hamle mi?

     a: Hamle aslında yapılacaktı, Erdoğan hamlesini yapamasın diye masaya mı çağrıldı?

     b: Kudüs kesin düşecek fakat karşılığında Erdoğan’a itibar rozeti mi veriliyor?

     c: Yeni Kudüs hamlesinde İngiltere’ye de bir taş atılmış diyebilir miyiz?

7: Siyaseti devlete mi bırakmalıyız? Yoksa özgür kolonilerimizi kurma yolunda hareket mi etmeliyiz?

Zamanın müsait ve cevaba değer bulursan, bu konuda bir yazı yazman zannımca faydama olacaktır. ALLAH, yar ve yardımcımız olur inşallah! 

***


«13

Yorumlar

  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 482
    Sevgili Muharrem kardeşimize elbette Ahmet Abi nin açıklayıcı fikirleri olacaktır. Ahmet abi Derin İngiliz aklının yanında hatta beyninin  içinde yanıbaşında oturan bir derin yahudi aklından söz etmişti. İşte bu yahudinin tepesinde İsrailin üzerinde tehdit edici güç olmadığımız sürece Kraliçe bizimle eşit şartlarda masaya oturmayacaktır. Oturmak istemeyecektir. Kraliçeye senin yazdığın kitabı okumam piyonuda olmam diyen Erdoğan da bunun yolunun israile baskı uygulamaktan geçtiğini anlamış ki Cuma günü çok özel bir toplantı ile tüm islam alemini davet etmiştir.
    diye düşünmeden de edemiyor insan....
  • garibgarib Gönderiler: 7
    Mayıs 15 düzenlendi
    Bence ağabey; yerinin dar olması ve şu anki analizinde yer alan hanedanların itttifakının anlaşılamaması sebebiyle tüm inanç sistemleri ve söylencelerde belkide cennetten sonra en çok övülmüş mekan olan, KAF DAĞI ile ilgili yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için habsburglar’ın, hohonzollernlerin ve diğer taçsız krallarında bulunduğu Mısır ekolü hanedanlarınında diğer hanedanlar gibi anlaşma masasında olduğu analizini bilerek analizinin dışında tuttu. KAF DAĞINA SAHİP ÇIKMAK LAZIM...
  • hakanhakan Gönderiler: 64
    Selam miraç kardes o zaman öngörülerini yaz sana zahmet ondan sonra bizde yazalim ona göre görelim bakalim kaf dağının arkasındaki
    Ejderhayı
  • AzerAzer Gönderiler: 671
    qaliba Anadolunun esgi sakinleri, Anadolunu ozlemis
    batililarin agina da karasina da guven olmaz 
  • hakanhakan Gönderiler: 64
    Tamam ozaman hz musa ile hz harundan bahset bize babilin ve misırın dogrusunu senden okuyalim ona göre bizde doğruyu yanlışı ayırt edelim
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 482
    Yaw Ahmet abi çok hızlı gitmiyormuyuz. Makalenin birini sindiremeden yenisi yayınlanıyor. 
  • yörükyörük Gönderiler: 302
    tamam ekoller, hanedanlar, anlaşmalar, çatışmalar. herneyse. bu birlikteliğin içeriği ne onu deyverin bana leb demeden leblebiyi anlamıyorum ben. teknoloji transferimi yapacağız, ortak uçakmı üreteceğiz, ortak savaşamı gireceğiz?
    Türkiye israil elçisini geri gönderince ertesi gün 2 kredi derecelendirme kuruluşundan cevap geldi bunun üzerine Türkiye israilin istanbul bişeysinide geri gönderdi. dik duruştan geri dönmiyeceğiz anlaşılan.
    sanırım netanyahunun ingiltere ziyaretinde meşhur 10 numralı evin kapısında netanyahuyu bekletmişlerdi, Erdoğan ın ingiltere ziyaretinde 10 numaralı evin açık kapısında bekleyen karşı taraftı. burda bir mesaj olmalı.
    c.b. Erdoğan ın kraliçeyle karşı karşıya geldiği sahneyi gördüm bizimki zaten uzun boylu kraliçe ise ufacık, hani bizde yaşlıya hürmetde vardır Erdoğan kralicenin elini sıkmak için eğildi elini tuttu aha dedim öpim teyze diyerek kralicenin elini öpüp alnına koyacak şimdi.
    Teşekkür edenler (1)Cengizhan_29
  • hakanhakan Gönderiler: 64
    Miraç o zaman bize anlat şu gerçekleride bizde öğrenelim benim kimseye kiralayacağım
    Aklım yok ya düzgün bir makaleyle bize anlat herşeyi bizde ona göre öğrenelim şunu unutma herkes burada öngörüde bulunuyor yaziyor bilgisi değerince benim anladığım kadariyla ahmet hocayi yahudi olmaklami suçluyosun bence herşeyi açıktan söyle ki bilelim niyetini anlamveremiyorum
  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 695
    Ağzına dolamis bir harun musa..burdakiler sana göre aklini kira ya vermis oylemi..elestireceksen adam gibi elestir..isine gelmiyorsa güle gule..
    .madem çok biliyorsun anlat bir harun musa masali..yoksa korktunmu kaf dagindaki masallardan
  • hakanhakan Gönderiler: 64
    Anlaşıldıki sen kafası tam taķır bir fitnesin ama sana bir masal anlatayim bundan kirk sene evvel yeni kapida bir kumarhane işleten bir zata sordum tabi kendisi tövbe edip allaha yakinlasmak icin ibadetindeydi sordun ona neden yillarca o kumarhaneyi işlettin diye oda bana dediki evlât eğer biz o insan azmanlarıni
    Orada oyalamasaydık onlar etrafa zarar verip
    Masun insanlarin canini yakacaklar ve toplumu onlari rahatsiz edeceklerdi bende onlara para verip onlari orada oyaladim şunu unutma allah dünyayi bir denge ile yaratti bu dünyaya akilli adamlar kadar fitnede lazimki
    Gercek ortaya çiksin anlasilan oki bizim payimiza düşende sensin olsun etrafa zarar verecegine burada oyalanmanin bir sakincasi yok
  • Cengizhan_29Cengizhan_29 Gönderiler: 695
    Din anlatilmaz yasanir..bu saatten sonra senin kelle bunları almaz kardes..onun için anlatmayalim..sen bize yoklama cekiyorsun..ama burdakiler bu yoklamalara karnı tok..anlaşılan sen fitne pesindesin kardes..yoksa din bahane..neye tapıyorsan yolun açık olsun..sana tavsiyem hindistan a git..bol tanrili din var seç beğen al..ama ineklere dikkat et...yahu sana laf yetistirmekten ahmet abinin makalesine yorum yapamadim..yahu senin gibi arizalar nerden cikar
    Teşekkür edenler (1)TheHUN
  • ilbeyiilingiilbeyiilingi Gönderiler: 8
    Arkadaslar seviye lutfen
    Teşekkür edenler (1)AhmetYozgat
  • TheHUNTheHUN Gönderiler: 377
    Mayıs 18 düzenlendi
    Miraç! 19 yaşında olan bir gence göre fazla zeki birine benziyorsun. Ahmet Ağabey 60 küsür yaşında biri ve senin deden yaşında. Evvela saygılı olmasını bil! Evet Ahmet Yozgat'ın analizlerinde zaman zaman çelişkiler olduğu ve kafa karışıklığına neden olduğunda haklı olabilirsin. Takipçilerinin de bunun farkında olduğuna şüphem yok, fakat şeytanla transa geçiyor gibi saçma sapan bir ithamda bulunman anlamsız ve nedensiz. Neye dayanarak gnostik olduğunu iddia ediyorsun? Biz yıllardır kendisini takip ediyoruz. Öyle birşey olsa biz de farkına varırdık. Benim yaşım 44. Araştırmacı ve analist'im. Kripto gnostiklerin kullandığı sembolleri/sloganları/dili çok iyi bilirim. Aynı zamanda paranoyak olmayacak kadar şüpheci biriyim. Fetöcülerin gittiği yolun yanlış olduğunu 19'lu yaşlarda fark etmiş ve onların ağına düşmemiş biriyim. Bu bağlamda senin şüpheciliğini önemsiyorum. Zira ben de fetö hakkında senin yaşlarında iken kuşkuya kapıldım. Şimdi iyi ki de şüpheye kapılmışım ve aralarına katılmamışım diye Allah'a şükrediyorum. Ama o sapkın şahıs yüzbinlerce insanı yıllarca kandırarak/uyutarak peşinden sürükledi. Çünkü insanlarımız sorgulamıyorlar maalesef. Halkımız cahil. Okuma/araştırma alışkanlığı olmayan bir toplumuz.
    Ben Ahmet Ağabeyi tanımıyorum. Kendisi ile şahsen bir tanışmışlığım da yok, ancak ben kendisinin samimi olduğuna ve yaptığı analizleri vatan/millet sevgisi adına ve Allah rızası için yaptığına inanıyorum/inanmak istiyorum. Bizimle paylaştığı bilgiler ona elbette gökten vahiyle inmiyor. O da senin benim gibi okuyup/araştırıp bir veriye/data'ya ulaşıyor ve tarihçi bir yazar olması hasebi ile kendi şahsi analizlerini yapıyor/öngörülerde/çıkarımlarda bulunuyor.
    İnsanları itham etmeden evvel delil kanıt göstermen gerekir. Eğer iddianı destekler bir kanıt yoksa, o itham iftira'dan öte hiçbir şey değildir. Ve kimse tarafından da ciddiye alınmaz..
    İnternette senin tarzında bir çok kimse şu siyasiler kripto'dur falanca parti başkanları gizli yahudi/gizli ermeni'dir gibi iddalarda bulunuyor, ama hiç birinin delili yok. O zaman ne mi oluyor? O zaman çamur at izi kalsın oluyor. Ve bir takım kişiler tarafından hakikati söyleyen/gerçeği ifşa edenlere karşı itibar operasyonu yapılıyor. Şimdi senin bu yaptığın da itibar zedeleme/ göz'den düşürme gibi geliyor bana. Çünkü delilsiz/ispatsız konuşuyorsun.
    Eleştirilerini daha akıllı/mantıklı ve dikkatli yapman dileğiyle..
    Sağlıcakla kal.
  • TheHUNTheHUN Gönderiler: 377
    Mayıs 18 düzenlendi
    Ahmet abi doğru söylüyor. Siyasi analiz yeteneği herkeste olmaz. Sıradan zekaya sahip olanlar doğru siyasi analiz yapma ve yapılan analizi anlama/kavrama kapasitesine sahip olamayabilirler. Dünya ölçeğindeki meselelerin derinliğini anlayan idrak eden biri olmalı ve Allah vergisi bilgeliğe sahip olmalı diyerek, "neden sonuç ilişkisini/olaylar arasındaki bağlantıyı/ tarihi bağlantılarını kurabilen ve belli bir bilgi birikimine sahip olan biri olmalı" demek istiyor.
    Bu kadar açık bir dili/izahı sen yanlış anlıyorsan o zaman senin Türkçende bir sorun var demektir Miraç!
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .