DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

ISO-CAN ve Yeni Gezi Planının Şifresi

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
Aralık 2016 düzenlendi Kategori DERİNDUNYA MEKTUPLARI

Hemşehrim ve derindunya horantasının kıymetlilerinden ISO-CAN kardeşimiz soruyor: “……Sorumuza gelecek olursak 2. Gezi Olaylarının hazırlıklarının yapılmakta olduğu herkesin malumu. 2013'de Devletimiz, bu girişimi bertaraf etmişti ancak bu sefer netice ne olur? Tehlike ne kadar büyüktür kestirmek zor! Sosyal medya,sahibi ülke sınırları içerisinde olmayan basın ve bu olaylarda bilinçsiz halk ve '' bilinçli halk '' hazır kıta beklemekte... Hali hazırda ''Hasta Adam'' ayağa kalkmayı bu sefer becerebilecek gibi görünüyor. Ancak iç kanama korkusu içinde. Kısacası bu tehlike hangi boyutta ve Devletimiz, kalkışmayı geçen seferki gibi bertaraf edebilir mi ?" Ve ardından kendi yorumunu da eklemeyi unutmuyor. “Ben, Gezi tarzı bi eyleme kalkışacaklarını zannetmiyorum zira 2013 Gezisinde bişey beceremediler. Zaten halkımız da uyandı artık. Bu sebeple ikinci bi gezi yapmak boşa masraf olur onlar için. Ben, bundan sonra geziyle yapamadıklarını hukuk yoluyla yapmaya çalışacaklarını, hukuki yönden Ak Parti’nin üstüne geleceklerini düşünüyorum. Can Dündar olayı daha başlangıç… Bundan sonra ellerinde ne varsa kullanıp Hükümeti devirmeye çalışacaklar kanaatindeyim.” ISO-CAN’a, yine evimizin horantasından saydığımız Bgrgrgn67 kardeşimiz kısa bir cevapla yetiniyor ve diyor ki: “Yapılacak operasyonlar 1. Gezideki gibi olacak diye bişey yok ancak bundan sonraki her hareketlerini zaten şimdi kendileri 2. Gezi olarak değerlendiriyor. Söz sırası bizde: ” Evvela bir itirazımızı dinlendirelim: Sevgili iso-can’ın ülkemizle ilgili olarak yakıştırdığı Hasta Adam tamlamasına, pekçok kardeşimiz gibi ben de katılmıyorum. Zaten bu yakıştırma Türkiye için değil, Osmanlı için yapılmıştı. Osmanlı Devleti'nin de son zamanı için… Zamanın Rus Çarı Nikola tarafından yakıştırılmıştı. Yıl 1800’lerin ilk çeyreğiydi. Yani İkinci Mahmut döneminin ortası... Çar Nikola, Petersburg sarayındaki bir baloda, ihtimaldir ki votkayla çakır keyifken, İngiliz elçisine “Hasta Adam” haline gelen Osmanlı'yı paylaşmayı teklif etmişti. Lakin bu teklif,  Londra tarafından ciddiye alınmadı. Ancak Hasta Adam yakıştırması kabul gördü ve ondan sonrası için Avrupalılar, Osmanlı’ya Hasta Adam demeye devam ettiler. Sürecin sonunda Hasta Adam ölmedi, onlar öldürdüler. Fakat Hasta Adamın küllerinden yeni bir evlat doğru: Türkiye Cumhuriyeti. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren babasına yakıştırılan Hasta Adam sıfatını kısmen taşımaya devam etti. Lakin her hastalık gibi -eğer öldüren Allah öldürmüyorsa- onun kronik illeti de yavaş yavaş devletin bünyesinden sıyrıldı ve bir süreden beri “Hasta Adam’”ın evladı akut yatağından doğruldu ve ayağa kalktı. yatağından doğruldu ve ayağa kalktı.   


«13

Yorumlar

  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
    İkinci Bölüm... 

    Fakat “Adam”ı hasta olarak görmeye alışmış olanlar; onun, akut hastalığından kurtulup ayağa kalkmasından rahatsız oldular. Nice zamandan beri, eski rakipleri hatta düşmanları “Hasta Adam”ın oğlunu da klinik bir vaka haline getirmek ve kronik olarak hastalandırmak için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar. Bu iş için  değişik adreslerde konuşlanmış olan on yüz binlerce uğursuz laboratuvarda, durmadan yeni virüsler acer mikroplar ve neobasiller üreterek bu Naif Evlad”ın bünyesine bulaştırmaya devam etmekteler. 

    İşte, o virüslerden biri de 2013 yılında etkisini tenimizde duyduğumuz ve canımızda yaşadığımız “Gezi Olayları Mikrobu”ydu. Peki, bu mikrop hangi laboratuvarda üretilmişti?

    O yıldan beri fakir, çeşitli platformlarda Gezi Olaylarının arkasında Alman Derin Devleti'ni gördüğümüzü defaatle yazmış; anlatmış ve halkımıza duyurmaya çalışmıştık. Aynimahfil, “BND Gezisi”nin sonrasında da boş durmadı ve melanetlerine devam etti. Sonunda, boyutlu bir toplumsal kalkışmaya yerli işbirlikçilerinin gücünün yetmeyeceğini anlayan derin BND, durum değiştirdi. Ve o günden beri yaramaz ellerini, kalleş patlamalarla kana bulamaya devam etti. Bu patlamaların en sonuncusuna ülke, İstanbul Sultanahmet Meydanın'da yaşadı. Kuşkulanmasına rağmen, Diyarbakır ve Suruç patlamalarını atlayan Türkiye, gerek Ankara Garı patlaması, gerekse İstanbul patlamasında sözü edilen gizli servisin parmak izlerini, su götürmez bir şekilde keşfetti. Bu keşiften öfkeyle doğrulan Devlet, kabul edilmesi mümkün olmayan bu melanetin arkasındaki Cermenik güce karşı, her ne pahasına olursa olsun lazım geleni yapmaya karar verdi. Üstünde büyük bir yük gibi duran ve de bu sanıyla bazı siyasetçilerimizin karşı çıktığı Suriyeli muhacir kardeşlerimizin, ne denli bir nimet olduğunu teorik olarak anlamakta gecikmedi. Muhacirleri, gizli bir kulak fısıldamasıyla Avrupa'ya doğru yönlendirdiğinde ise işin pratiği hayata geçirilmiş ve teori doğrulanmıştı; hem de tahmin edilenin on fersah ötesinde. Bizim, ta 1871’den beri bir türlü önümüzde diz çöktüremediğimiz Tötonların bu mavi kanlı ve Ari ırklı Nazist gücü, “”Biraderler”inin “nan”a muhtaç ve zavallı hale getirdikleri, Suriyeli kardeşlerimizin önünde diz çöktü. Hâlâ diz üstü durmaya devam ediyor. Arkasından, Almanya'yı şaşkın bir ördek misali, koşa koşa Ankara'ya getiren “Biogüç”ün ne denli büyük bir boyuta sahip olduğunu, Şansölye Merkel’in o anki hâlini görünce anladı Türkiye. Daha düne kadar burnundan kıl aldırmayan Doğu Alman Ajanı Merkel Hanım, kanatları yok olmuş hâliyle bir nevi yolunmuş tavuk gibiydi. Ve Yüce Mevla,Töton Şövalyelerini, karşımızda umutsuzca ellerini ovuştururken görmeyi de kısmet etmişti ya Yüce Devlete ve idarecilerin; daha ne istenirdi ki… Onlar, bizim Son İmparatorluğumuzun yıkılmasına sebep olmuşlardı; şimdi onların Son İmparatorluğunun ipi de bizim elimizdeydi. Var olsundu Suriyeli Muhacirlerimiz!. 

    Aslında Ülke, elindeki gücü o zaman anlamıştı ve o güç, fakirin kardeşlerimize verdiği isimle “Bionükleer Bomba”ydı. Ki bu bomba sadece Almanya’yı değil, tüm dünya lordlarını dize getirmek için yeter de artardı bile.  Ve tabi o bomba hâlâ elimizde. Üstelik dediğimiz gibi sadece Almanya için değil, tüm dünya için kullanabileceğimiz bir nitelikte, başımızın üzerinde taç gibi duruyor. ​ 


  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
    Üçüncü Bölüm... 

    Evet, şimdilerde Almanya'nın durumu bu noktada ve Türkiye'ye karşı yapabileceği hiçbir şeyi kalmamış durumda; çaresiz, eli muhtaç... Hatta başta İngilizler sonra Fransızlar ve tabi Ukrayna’dan şamarını yediği Ruslar ve diğer Batılılarca “Terk edilmişlik Sendromu”na düçar bir hâlde Türkiye tarafından müttefik olarak kabul edilmek dileğiyle Ankara’nın kapısını aşındırmakta. Kapı eşiğinde, ittifak hususunda dökmedik dil bırakmıyor; vermediği taviz bırakmadığı gibi... 

    Bu nedenle bundan sonra Almanya patentli ikinci bir Gezi  Olayının tezgâhlanacağı kanaatinde değiliz. Ancak şurayı hemen ekleyelim; “Gezi” bir park olmaktan çıkmış ve tüm dünya tarafından, neredeyse kutsanan bir marka halini almış durumda. Ortada sahipsiz kalmış, böylesi bir markayı kullanmak isteyeceklerin çıkmaması olası değildi olmadı da zaten.

    Her ne kadar Gezi’yi markalaştıran ilk sahip BND idiyse de bu markanın içini dolduranlar,  mezhebi tercihlerinin olduğunu bildiğimiz bir grup Türk vatandaşıydı. Haşa! Düzeltelim: Markanın maşaları, sözünü ettiğimiz vatandaşlarımız da değil; onların arasından çıkmış ve Almanya'nın menfaatini Türkiye'nin menfaatine tercih eden bir avuç şaşkındı. Bu şaşkınların, üzerlerinde taşımaya devam ettikleri söz konusu mezhebi de kendi akıllarınca dönüştürerek bir başka biçime evirmiş, eski Marksist, 1980 Bavyera ilticacısı bir grup Alman yardakçısı olduğunu herkes bilmekte; Müslüman Alevi kardeşlerimiz dahil... O şaşkınlar, hâlâ bulundukları düzlemde yani “Romantik Gezi Nostaljisi”nde konuşlanmışlıklarını devam ettiriyorlar. Buna bağlı olarak, tam oldu dedikleri anda kaybettikleri Gezi’nin rövanşını almak üzere  sırtlarını, dünyaya dönmüş şekildeler. Arkalarına binecek “bir süvari” bekliyorlar hatta beklemiyor aramaya devam ediyorlar. 

    Sonunda, bu hain ata binecek bir “Uyanık Süvari” çıktı ortaya. Bu süvari, birinci Gezinin arkasından, ülkenin bünyesine attığı17-25 virüsü ve bu virüsün üreticisi olan diğer Tötonik grup.  Tabii bu grubun ve bu grubun yerli işbirlikçisinin de elinde kendi müşterileri vardı. Ve işbirlikçiler ve maşaları da hâlâ bulundukları düzlemde bir “Halaskaran” çıkmasını beklemeye devam etmekteler.  

    2016’nın hızla yaklaşmak yaklaşmakta olan ilkbaharı, bir başka patırtının sahnesi yapmak isteyen, mevzubahis diğer Töton grubun Jandarması durumundaki devasa güç, bugün itibariyle başarılı bir organizasyonla aynı yolun yolcusu olan bu grupları birleştirilmiş durumda. Yani un tamam, şeker hazır, helva yoğurucusu da kolları çemremiş bir hâlde alesta beklemekte. Tek lazım zaman, tek eksik helva leğeni… Leğen de uzakta değil, az ötede…

    Ee bu durumda, “Helvacı Birader,” ilkbaharla birlikte başlatılması düşünülen “Türk Baharı”na, hazır bir marka olarak, hemen arkasında ve elinin altında bulunan “Gezi Damgası”nı vurarak Şanlı bir Zafer'in peşinde... Sözü döndürüp dolaştırmadan özetlemek gerekirse; “İkinci Gezi” olarak nitelendirdiğimiz 2016 ilkbaharı huruç hareketinin aklı, Amerikan Neoconiler olarak görülüyor. Bunların ellerinde bulunan üç temel  güçten söz edebiliriz. Bunlardan ilk ikisi yerli işbirlikçiler... Üçüncüsü ise şu anda dahi, Kuzey Suriye'de bize karşı kullanmaya başladıkları terör örgütü PYD...  Yerli işbirlikçilerden birincisi, 17-25'in Ezoterik klanı...  İkincisine gelince onu, bu yazının sonunda açıklamak üzere şimdilik saklı tutuyorum.

    Neoconiler, "Gezi mezi" diyerek yukarıda verdiğimiz yandaşlarına, Almanlardan arta kalan, Bavyerada mukim “Alisiz Aleviler”i  ve onlara destek veren yurtiçindeki mezhepsel ve mezhep dışı "Beyaz" unsurları katmak istiyorlar. Hatta kattılar bile. 


  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
    Dördüncü Bölüm... 

    Daha bitmedi: şu anda beyni İran tarafından ele geçirilmiş olan kandil PKK'sı ve onun uzantısı durumunda olan Acemi siyasetçiler de koroya dahil... İlaveten DAEŞ vurkaççılarını da sos olarak eklemekte bir mahzur bulunmuyor. Ve abi, bir de bütün bunlara doğrudan yani fiili olarak değil de şifai olarak destek veren, bu toprağın şaşkın şabalak insanları ve de zaman şaşmasından mustarip kimi  siyasetçileri de Neogezi kalkışmasının kaldırım taşları olarak yer tutuyor. Tıpkı,1908'de Selanik'ten kalkıp darbe maksadıyla İstanbul'a gelen Hareket Ordusunu meydana getiren Rumeli artıkları gibi...

    Yeni zaman Rumeli Hareketçileri şimdilerde, yaklaşan bahara doğru, parmak hesabıyla gün  sayıyorlar. Aslında gün saydıkları da yok hareket başlamış durumda: Güneydoğu’da Rojova’da ve Ankara Garında, Sultanahmet meydanında... Ancak gün sayar gibi yapıp ikinci kere parlatacakları Gezi markasının PİAR çalışmasını yapıyorlar. Yani şu anda, reklam aşamasındayız. Söz konusu reklam sürecinin sona erme ve asıl harekâtın başlama tarihi olarak, eğer havalar da müsait olursa 21 Mart  diyebiliriz. O olmasa 1 Mayıs tarihinde, uğursuz planlarını mutlaka hayata geçirecekler...

    Gayet tabi bu arada sözü edilen ve bu “Korsan Hareket Ordusu” faillerinin hedef tahtasına koydukları koskoca bir devlet ve devasa bir millet... Bu arada koskoca devlet ve devasa milletin de eli armut toplamıyor; her hâlde... Artık milletinin hizmetinde olan devletimiz, bütün bunların hesabını derinliklerde ve geniş masalar çevresinde yapmakta... Yaklaşmakta olan sorun farklı senaryolar çerçevesinde değerlendirilip lazım gelen tedbirler alınıyor olsa gerek, doğal olarak. Ve Biz diyoruz ki Mübarek Milletimiz müsterih olsun zira korkacak bir şey yok. Yukarıda saklı tuttuğumuzu unsur hariç onun dışındaki Hareket Ordusunun şaşkın Rumelileri, devletin elinin kiri mesabesinde bir bulaşık; bu yüzden, arkamızı yasladığımız resmi güç, bir musluk altında yıkar elin ve kirini kanalizasyona göndermeyi bilir. Kalkışmanın nihayetinde kir ve musluk ölçüsünde bir sonucun gerçekleşeceğini devletin bildiği gibi uğursuz plânı yapanlar da  biliyorlar hem de domuz gibi... O hâlde niye? Her şeyden bu şeytani unsurların, öncelikle ülkemize ve milletimize rahat yüzü göstermemek gibi bir kutsi amaçları var. Onlar, bunun için her daim düşünüyor ve her zaman dilimi muvacehesinde plânlar yapıyorlar. Ve bu plânların başarılı olup olmayacağına bakmadan, millet ve ülke hayatına dahil ederek milli imkânların boş yere harcanmasını ve Anadolu insanının huzursuz olmasını sağlıyorlar. Zira onların kandan beslenmek, krizden doymak ve ölümlerden sarhoş olmak gibi bir ecel eroinmanlığı var.

     Ve Gayet tabii onlar, her huruç hareketlerini, bir” Altın  Vuruş” olarak planlamaktalar. İşte, onların altın vuruşlarının sonuncusu da önümüzdeki ilkbaharda... Adamlar bunu da saklamıyor zaten, çeşitli şekillerde açık açık dile getiriyorlar. Bunu özellikle yapıyorlar ki ülke içerisindeki huzursuzluk artsın, korku yayılsın, umut kesilsin diye... 

    ***

    Şimdi gelelim yukarıda saklı tuttuğumuz ve yazının sonunda açıklayacağımızı söylediğimiz gizli saklı unsura... 

    Ancak efendim… Cevabın kalan kısmını daha sonra yayınlamak üzere saklı tutuyoruz. Zira konuyla ilgili olarak bir video çalışması yapıldı. Önümüzdeki bir zamanda derindunya.com da yayınlanmak üzere sırasını bekliyor. Bu itibarla videoyu anlamsız kılmamak için şimdilik bu kadar diyor sözü ortasından kesiyoruz. Özür dileyerek tabi...

  • KağanDemirKağanDemir Gönderiler: 217
    yine cahilliğim tuttu BND o kadar güçlü olduğunu bilmiyordum dünyada bu hareketlerin arkasında kgb mosad mı5 olduğunu düşünmüşümdür hep . paragrafa geçen 17-25 virüsü ve bu virüsün üreticisi olan diğer Tötonik grup yerli işbirlikçi denmiş bunlar nedir kimlerdir ? ardından Ordu içinden muhalefet: Halaskaran Zabitan ( Kurtarıcı Subaylar ) denerek İttihat ve Terakki cemiyetine gönderme veya ona benzer bir olay hedeflendiği çıkarıla bilinir mi ? son olarak da  kandan beslenmek, krizden doymak ve ölümlerden sarhoş olmak gibi bir ecel eroinmanlığıda bana terptoit ırkları anımsattı bilmem ne dersiniz .
    Teşekkür edenler (1)nevres
  • nevresnevres Gönderiler: 436
    2. bir gezi olayında(ister kalkışma şeklinde,isterse 17-25 aralık şeklinde) Davutoğlunu çok büyük bir sınav bekliyor.Dik durmalı,taviz vermemeli.Erdoğanla ters düşmemeli.Ben kalkışmadan çok ikisi arasındaki meşrep farkından korkuyorum.
    Teşekkür edenler (1)Serkan_1907FB
  • ISO-CANISO-CAN Gönderiler: 298
    Mart 2016 düzenlendi
    Agzına sağlık hocam bizi yine aydınlattın sagolasın. Ama ben Hasta Adam olarak devleti hic düşünmedim. Nerden bu kanıya vardınız bilmiyorum. Hiçbişey sonsuza kadar devam etmez Osmanlı nında zamanı dolmuş allah öyle murat etmiş yıkıldı. Bugün itibariyle ben ülkemin geleceğinden artık ümitliyim. Zira yirmi yıl önce bu kadarını bile hayal edemiyorken şimdi bağımsızlık yolunda ilerliyoruz şükür. Bi üstattan şöyle bi sohbet dinlemiştim. Demiştiki yazın geleceği bahardan belli olur zaten diye. Mevsim kışsa ilerisi yazdır. Eninde sonunda yaz gelir. Ama arada bahar mevsimi vardır. Baharda çok şiddetli dolu ve fırtına vurur. Hızla vurur, etkisi çok olur ama aynı hızlada yok olur gider. Gezi falan bunlarda aynı o fırtınalar gibi etkisi çok ama aynı şekilde kaybolup gider ve yeni gelen filizler daha güçlü olur. Devletimizde şuan baharı yaşıyor, Önü illaki yaz, ama fırtınalar olacak ve gelip geçecek demişti. Beni baya etkiledi ve içimdeki karamsarlığı götürdü. Benim yarınlara olan inancım güzel. Bunlar da gelip geçecek başka fırtınalar olacak devletin başı hiç rahat kalmayacak ama bizler dik durup devlete desteğimizi sürdürdükçe daha da güçlü olacak devletimiz inşallah. Bide nevres arkadaşım ben başbakan ve cumhurbaşkanı arasında bi terslik olduğunu zannetmiyorum, bunun aralarına nifak tohumu ekmek için yapılan kara propaganda olduğunu düşünüyorum.
    Teşekkür edenler (2)nevres Orhan
  • nevresnevres Gönderiler: 436
    Doğru bazı medya kuruluşları abartarak kanlı bıçaklı düşman olarak tarif ediyorlar.Öyle değil ama bazı uyuşmazlıkların olduğu belli.Bu da insanın fıtratında var.Davutoğlu daha naif,daha yumuşak bir insan.Tayyip erdoğan ise daha sert görünümlü daha mücadeleci.Gezi olaylarında Erdoğan o duruşu sergilemese başka şeyler konuşuyor olurduk ben bundan bahsetmek istedim.2. bir gezi olayında Davutoğlu ve Erdoğan birlikte hareket etmeyip farklı duruşlar sergilerse(ki ben olsam bunu amaçlardım) gezi olayından daha çok zarar verir.Ayrıca Ahmet abi dahil,bende dahil her şeyi türkiyenin lehine olacak gibi düşünüyoruz sanki.Bence Türkiye daha en önemli dönemeci geçmedi.Paralel yapı hala güçlü.Bir kaos ortamında ak parti ve erdoğan saf dışı bırakılırsa sazı paralel yapı ele alır.Ya da onlara bağlı kukla bir parti başkanı.Paralel yapı da ilk iş halkı arkasına almak için pyd ye karşı savaşa girişir ve otoritesini sağlamlaştır.Buna benzer bir olayın da yaşanabileceğinden korkuyorum.Belki sadece bir kuruntu.Herkese selam ve sevgiler.
  • Serkan_1907FBSerkan_1907FB Gönderiler: 64
    Insallah Almanya bu olaylarin arkasinda yoktur , olmasinida istemem..Almanya hakkinda  kötü düsünmek istemiyorum cünkü kendimde Avrupada büyüdügüm yetistigim icin kötümser olmak istemiyorum. Almanyayi Avrupayi seviyorum bizlerde emegi cok , bizimde onlarda emegimiz cok fakat ülkemiz ile gercekten bu kadar ugrasiyorlarsa umarim buna son verirler. Temennim Türkiye ve Almanyanin müttefik olmasindan yana.
    Teşekkür edenler (1)nevres
  • TümenTümen Gönderiler: 117
    Türkiye Almanya ile müttefik olursa 2025'de don gömlek kalırız dünya arenasında ! Almanlar kötü taraf değil kötü insanlar da değil fakat bu savaşta yine onlar yenilecek. Yok Fransa, İngiltere, Amerika Almanya'yı yenemez Almanlar onları hallaç pamuğu gibi atar diyorsanız yanılıyorsunuz. Zira Bundeswehr ve öncülü olan Wehrmacht taarruzda iyi olabilir ancak savunmada aynısını söyleyemem. Zaten ülkesinde fazlasıyla göçmen, yabancı uyruklu ve mülteci bulunan Almanya'da Amerikan işgaline direnecek halkta yok.
    Teşekkür edenler (2)nevres Orhan
  • nevresnevres Gönderiler: 436
    Bir savaş çıktığı takdirde bir kazananın olacağını düşünmüyorum.İki tarafta birbirine telafisi olmayan zararlar verir.Eski dönemin ülkelerinden de bu şekilde kurtulup yepyeni bir dünya inşa etmek istenildiğini düşünüyorum senaryolardan biri olarak.
    Teşekkür edenler (2)Tümen Serkan_1907FB
  • Bgrgrgn67Bgrgrgn67 Gönderiler: 139
    Kaleminize yüreğinize sağlık hocam. ''hasta adam'' sözünü ben kullanmıştım. Fakat onu yazarken yanlış anlamaya açık şekilde yazmışım sanırım. Avrupanın hasta adam diye tabir ettiği biz aziz milletimiz demekti amacım tam vurgulayamamışım.
    17-25 virüsü dediği kanaatimce paralel yapı ve patronları. Yani İngojudikler ve Yahudiler! 
    Teşekkür edenler (1)nevres
  • ISO-CANISO-CAN Gönderiler: 298
    Tümen ben Almanyanın dost yada iyi olduğunu hiç zannetmiyorum. Amerikadan çok zarar verdiler bize. Her taşın altından o yılanlar çıkıyo. Reis yaklaşıyosa desteklemek yada medet ummak için değil bişeyler almak için yanaşıyodur. Alacağını alır sonrada yol verir giderler merak etmeyin.
    Teşekkür edenler (1)nevres
  • TümenTümen Gönderiler: 117
    Senelerce işçilerimizi çalıştırdılar. Benim pek çok akrabam Almanya'da okudu. Zararsızlar demedim her ne olursa olsun yenilecek taraf onlar dedim. Zaten Almanya'ya yaklaşacak olan alacağını alacak sonra çekilecek. Yoksa bir bakarsın 1. Dünya Savaşı'nda ki Osmanlı olmuşsun :)
  • Bgrgrgn67Bgrgrgn67 Gönderiler: 139
    Hocamızın söylediği gibi Türkiye'nin de elinde tüm dünyayı diz çöktürecek bir kozu var artık. O bakıma atılan her adım planlı olursa,karşı hamleler gelmeden hesaplanabilirse hiç bir şey olmaz EvelAllah. Bize düşen görev etrafımızdaki yakın çevremizi ve hatta mümkünse uzanabildiğimiz herkesi siyasileşmeden,particileşmeden ülke menfaatini aşılamak. Bir elin nesi var iki elin sesi var. Bu işlerin altından milletçe kalkacağız Allah'ın izniyle. 
  • KağanDemirKağanDemir Gönderiler: 217
    Bizim bilmediğimiz RTEnin bildiği şey ne ki 15 sene amerikancı şimdi alman sever oldu . O şey ne ola ki almanın vaat ettiği . Yoksa gelen savaşı euro mu kazanacak zannediyor RTE . yoksa bu bir vücut çalımı mıdır Türkiyenın Almanlara ? mesele çözülüp kraliçe görev tamam mı diyecek RTE malum kraliçe bu almanyayı istemiyor çökertmesi gerek .
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .