DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

LOZAN BİTTİ!

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
Ekim 2016 düzenlendi Kategori DERİNDUNYA MAKALELERİ

15 Temmuz, Türkiye’nin Sırtındaki Yükü İndirdi 

LOZAN BİTTİ!

Son zamanların ençok tartışılan konularından biri de Lozan’dı. Özellikle sosyal medyanın genç evlatları, bu konu üzerinde çok duruyor ve sürekli soruyorlardı: “Lozan ne zaman bitecek?” diye. O halde onları, daha fazla yormayalım ve verelim muştuyu: 15 Temmuz, Türkiye’nin sırtındaki yükü indirmesine yaradı: Yani yüz yıllık ağır yükü taşıma şartları ortadan kalktı ve Lozan Bitti!

Hazır Lozan, bitmişken, o me’şum antlaşmayla ilgili olarak, birkaç meseleyi de kayda geçelim diyorum.

Mesela, bazı tarihçiler ya da tarih araştırmacıları, Lozan Anlaşması'nın gizli ek protokolünden söz ediyorlardı. Bu ne kadar doğru? Konu Lozan’dan açıldığında, ençok sorulan suallerden biri buydu. Ve buna benzer bazılarını sıralamak gerekirse: “Lozan Antlaşmasının, kendi şartları arasında bir süresi var mı? Varsa nereye kadar? Ve olası bitiş tarihinde antlaşmanın yerine ikame edilecek olan şey nedir yani antlaşma bitince ne olacak?” şeklinde dillendirilenler ilk akla gelenler oluyor. Konunun konuşulduğu yerlerde kimileri de antlaşmadan çok Musul’un halini önemsiyor ve diyordu ki: “Lozan Antlaşması'nda Musul'u alamaz mıydık? Ya da Lozan Antlaşması'nda karara varılamayan Musul sorunu, şimdilerde halledilemez, arzu ettiğimiz minvalde çözülemez mi?”

Yazıya ilk soruyla başlayalım: “Lozan Anlaşması'nın gizli ek protokolü var mı?”

Evet var. Aslında bir celsede değil, iki dönem halinde ve yüzlerce oturumdan oluşan Lozan görüşmelerinin, binlerce sayfayı aşan tutanaklarının bulunmasından daha doğal bir durum yok. Bu tutanaklarda yer tuttan, onca oturumda görüşülüp karara bağlanmış, yüzlerce hatta binlerce konudan söz edebiliriz. İşte, ek protokol denilen şey bu tutanaklar ve toplantı sonunda tutulan ve bu görüşmelerin içinden seçilen, bazı önemli hususları içeren, gerekçeli nihai rapor olsa gerek. Bizim "LOZAN ANTLAŞMASI" dediğimiz metin ise, küçük ayrıntıları yazmayan bir çerçeve anlaşması sayılabilir.

 

 

Yorumlar

  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
    Ekim 2016 düzenlendi

    Gelelim; "Lozan antlaşması bitince ne olacak?" sorusuna... 

     Aslında, zannedildiği gibi LOZAN süreli bir anlaşma değildi. Ve 1. Dünya Savaşının “GALİPLERİ” ile “MAĞLUP” tarafından birinin, Türklerin temsilcilerinden Ankara Hükümetinin arasında imzalandı. Dolayısıyla Lozan'a eşit iki gücün, eşit şartlarda, aynı boydaki sandalyelere oturarak imzaladıkları bir anlaşmadan çok Galip’in Mağlup’a diktesi dense yeridir. 

    (Ancak hemen not edelim bir parantez aralığı olarak:  Bu son cümlemiz, bizim Lozan’ı “Bir Hezimet Sayanlar”dan olduğumuz anlamını çıkarmaya neden olmasın, lütfen! Zira ben, Lozan’ı bir hezimet saymakla beraber, bir dizi hezimetin kaçınılmaz son halkası olarak anlamakta ve bidayette son oluşu nedeniyle çok önemseyen bir fikrin sahibiyim. Ve Lozan’ın, Uğursuz Sevr’i, rafa kaldırmasıyla beraber; istikbalde yaşayacağımız -ki şu anlarda yaşaya gidiyoruz- “Hezimetin Zafere Evrilmesi Dönemi”ne ve bu “Dönemin Ruhu”nun oluşması öncesinde, yüz yıllık bir molayı hayatımıza sokması nedeniyle ve çerçeve olarak, gayet yerinde bir atraksiyon olarak anlamaya taraftarım. Zira yüz hatta bin yıllara uzanan “İmparatorluk Yorgunluğu” Türklerin omzundaki, bir nevi metal yorgunluğu gibiydi. Ve yeni bir huruç hareketine meydan verecek gibi değildi. Yani o aralıkta, uzunca bir mola şarttı. Çıkıştan önceki ilk dinlenme tesislerinde… İşte Lozan, bu dinlenmeyi sağladı milletimize. Ve dinlenme dönemi 15 Temmuz gecesi bitti. O gece, “Dipdiri İmparatorluk Çocukları” nerede kalmıştık diye doğruldular yataklarından.)

    Parantez aralığının ardından devam edelim, kaldığımız noktaya iliklenerek: Buraya bir genel geçer not edelim ilk cümle olarak: Her dönemde dünya, Mağluplar ve Galipler arasındaki antlaşmalarla ve tabii ki Galiplerin lehine kurulur. Ve bu “galip” ve “mağlup” yaftası (etiketi), bir diğer savaşa kadar devam eder. Aradaki süre on yıl da olur, yüz yıl da, bin yılda… Yani bir diğer savaş şartı vardır galip-malup sıfatlamasının değişmesi ya da yenilenmesi için. Ve bu sıfatlamanın kaldırılmasının tek yolu vardır: Yeniden savaşmak! Bu duruma arka verip söyleyelim; ilerleyen zaman içinde taraflardan bir taraf; “Antlaşmayı bitirdim!” deyince kolay kolay bitmez. Bitiş ya yeniden masabaşı mücadelesi ya da savaş gerektirir. Bu savaş, sıcak da olur ılık da… Her nasıl oluyorsa olsun o savaşın sonucu belli olduğunda, tekrar belirlemiş olur galip ve mağlup yaftalaması. Ve kaçınılmaz olarak eski anlaşma (yani bu makaleye göre Lozan) yeniden gelir masaya ve o günkü şartlar muvacehesinde ya bitirilir ya da redakte edilir. Her iki durumda da yeni bir yazılı metin parafesi elzem olur.  


  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
    Ekim 2016 düzenlendi

    Bu gidişle… İlk Körfez Harbi’nden beri içinde yürüye gittiğimiz savaş ortamının Çanakkalesi 15 Temmuz’da hayata geçti. Ve Türkiye, bu muharebeden galip çıktı. Ve bu sebeple artık Türkiye’nin; "Lozan’ı Bitirdim!" deme hakkı doğdu. Hatta de fakto olarak Lozan, artık hava civa! 

    Lakin savaş sürüyor. Önümüzdeki günlerde de yeni muharebeler yaşamamız mukadder.

    Bu noktada şunu sormak lazım: "Peki, son muharebe ne zaman olur?" Ona, şu anda (gizlice) mağlup durumunda olan (Yüz yıl öncesinin kesin galibi olan)lar karar verecek. Yani onlar yani galipken mağlubiyete doğru koşanlar, yenilgiyi kabul edip “pes” deyinceye kadar cedelleşme sürecek. "Ya, yeniden galibiyeti yakalarlarsa?" sorusuna ne cevaz vermek ve ne de cevap vermek niyetindeyim. Zira "İnanıyorum!" o hal de zafer, Türkiye mihverinde tüm Müslümanların ya da genel tarifle "Doğu"nun olacak! 

    Malum… Fakirin anlayışı içerisinde mevcut savaş için planlanan süre, 2025’e kadar gider. Belki sadece Türkiye için bir 2023 kıyağı yapabilirler. Tabii ki son muharebenin muzafferi olurlarsa ama olamazlarsa son tarih 2025 olarak görünüyor, tarihin matematiği içerisinde. Ama yine de nihai kanaatimiz o ki: 2023 tarihi itibariyle eğer o güne, Türkiye devleti ve milletiyle ayakta ve güçlü yani üst üste galip giderse çaresiz masaya oturulur ve Lozan yeniden görüşülür. Ve Ankara'nın istediği şekilde yani bir bakıma, ilk halini geçersiz kılan kısa bir metinle sonlandırılır. İnşallah! Yok, bu arada Birinci Savaşın “Galipleri” bir kez daha ülkeyi çökertirlerse yani Türkiye’nin 1. Harpteki etiketi sökülmezse, Lozan metni ya aynen devam eder ya da yerini Sevr benzeri, daha kötü bir belgeye bıraka bilir. Kanatimiz bu yönde. Allah korusun!

    "Lozan Antlaşması'nda Türkiye, Musul'u alamaz mıydı? " sorusuna gelince.  Alamadık zaten. Yukarıda, Lozan’daki görüşmelerin iki dönem halinde sürdüğünü söylemiştik. Birinci dönemin sonunda iş, gelip "Misakı Milli"ye yani Musul ve (Halep gibi) bazı yerleşim yerlerinin statüsüne dayandığı için görüşmeler tıkanmıştı. Ve bunun üzerine Türk heyeti, Ankara'ya döndü.


  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288

    Konu, burada yani Ankara’da, bizimkilerin arasında görüşüldü. Uzun tartışmalar, Meclis’i kördüğüm edecek duruma geldi. Mecliste yer tutan iki guruptan önde ve etkin görüneni, Musul meselesinin hallinin imkansızlığını görmüştü. Zira Lozan görüşmelerini onların temsilcileri yapmaktaydı. Bu nedenle; “Musul Musul!” diye dayatmanın, o günlerdeki vaziyet muvacehesince yani yanmış, yıkılmış bir imparatorluk ve henüz kurulmamış olan devlet aralığında, hiç de mantıklı olamayacağı görüldü ve bir nevi “atlatma” kararına varıldı. Bu sebeple etkin taraf tarafından Musul’un, antlaşma dışına çıkarılması görüşü hakim oldu. Zaten İngiliz de böyle bir teklife hazırlanmaktaydı. Alınan üst karar nedeniyle heyet, tekrar Lozan’a gidip anlaşmayı “Musulsuz" olarak imzaladı.

    Konu, daha sonra karma karışık bir hal aldı. Nihayet Ankara Anlaşmasıyla İngiliz ve Türk devletleri arasında birkaç kez görüşüldü. İkili görüşmeler de cevap vermeyince konu, o zamanli Birleşimiş Milletler cemiyetine havale edildi. Ancak o cemiyetin patronu, zaten İngiltere’ydi. Bir dayatma söz konusuydu artık. Bu nedenle be bahis, bizim açımızdan "şimdilik" sayılacak bir kayıtla kapatılmak zorunda kaldı. Sadece, o bölge petrollerinden Ankara’ya yüzde on pay ayrılması kararlaştırıldı. Ancak o pay da hiçbir zaman Türkiye'ye ödenmedi.

    Yazının bu durağında bir de şöyle sormak lazım: “Lozan Antlaşması'nda karara varılamayan Musul sorunu, daha sonra bir şekilde halledilemez miydi?" Bu husustaki cevabımız da olumsuz: Yukarıda dediğimiz gibi mesele, "Ankara Antlaşması" ve BM dayatmasıyla güya “bir şekilde” karara bağlanmıştı. O “Bir şekil” yüzde onluk petrol parasıydı dense pek yalan olmaz. Zira o yıllarda Ankara’nın kör kuruşa ihtiyacı vardı. Ama İngilizler, yüzde on petrol payı hususunda da sözlerini tutmadılar.


  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 288
    Ekim 2016 düzenlendi

    Bize göre; “Bu nedenle antlaşma, zaten kuşkulu duruma düşmüştü!” denilebilir bu noktada. Yani antlaşmanın maddelerinden biri işletilememişti. İtiraz veya antlaşmayı tartışmaya açma hakkımız vardı. Lakin Ankara cihetinden, ilgilenen olmadı. Bütçenin gelirler kaleminde yer alan petrol payı, teorik olarak uzadı geldi, ta Merhum Özal’ın iktidar dönemine dayandı. Rahmet olsun! Merhum da; “Silin gitsin!” dedi. Keşke demesydi. Ama bu yıldan itibaren tekrar, bütçe geliri olarak yazılmasında yarar vardır.

    Ancak bu arada söylenmesi gereken bir iddia var: İddia sahipleri diyorlar ki: ç”Çok sonraları, Londra, Ankara'yı kandırdı ve 500 bin lira karşılığında, petrol üzerindeki Türk hakkını aldı.” Ya da gasp ettiği iddiası var nice zamandan beri ne tasdik ve ne de yalanlanıyor... Lakin fakir, buna yani “Ankara’nın hakkını sattığına” inanmıyorum ya da bu iddia gerçekse bu gelişmeye da "gasp üstüne gasp" denekten başka laf bilmiyorum...

    Bunca nedenden ötürü; “Konu, yeniden Uluslar Arası Mahkemelere götürüle bilinir mi?” sorusuna gelince…  Devletin hukukçularının  incelemesi lazım gelen bir durum; bizim, bir şery dememiz bir anlam ifade etmez.

    Ancak son söz olarak bu makaleye ve bir bakıma tarihe de not düşelim: Eninde, sonunda Musul ve hudutlarımızın dışında kalam Misak-ı Milli bölgeleri haritamıza eklenecektir. İnşallah! Çünkü iş, varıp şu ünlü insan hakları maddesine dayanacak zannediyorum zira bu “sosyogirift” durumu, el ya da savaş yordamıyla çözmenin imkanı yok: “Her millet, kendi geleceğini kendin tayin etmeli.” Malum, bu iş için başvurulan yöntem plebisit… Bu yöntemin tahakkuku için kurulacak sandıktan, birkaç yıldan beri yaşananlarda Türkiye’nin gösterdiği maharet, cesaret, merhamet ve sahiplenme gibi hasletler, eski teb’amızda farklı duyguların uyanmasına sebep olmuş görünüyor. Çok iyi duygular... Tarihi duygular... Bu, bize yeter! 

    Her şeyin doğrusunu Aliym olan Allah biliyor!

    ***

  • TevekkülTevekkül Gönderiler: 141
    hele şükür Ahmet abi... bundan sonra kendimiz olabilecek miyiz? bir çok sistemde farklı şeyler yapmamız gerekecek eğitim de bunlardan birisi ne günümüz türkiyesine ne de dünya ya ayak uyduramıyor bu eğitim sistemi... belkide gençlerin en çok şikayet ettiği konulardan biridir bu... özellikle inkılap dersi artık kaldırılmalı
    Sana ağır gelen o bir secde var ya, binlerce secdeden alıp kurtarır seni. 
    -Muhammed İkbal-
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .