DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber

Erdoğan'ın Mayıs-2017 Ziyaretlerinin Şifresi

AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece
Mayıs 22 düzenlendi Kategori DERİNDUNYA MAKALELERİ

Binlerce yıllarını, savaş meydanlarında geçiren ve gücün doruğuna çıkarak, imparatorluk üzerine imparatorluklar kuran bir kavim var: Biz Türkler... Bununla birlikte, bir gerçeğin de farkındayız: Onca imparatorluk ve koca bir medeniyetinin sahibi de olan bizimkiler, bu uğraşların sonunda o kadar yoruldular ki… Ve gün geldi, Viyana önlerinde görüldüler;  oradan son bir hamle daha yapmak ve okyanusa çıkmak istediler. Ancak kaderleri onları, Cermen dünyasının sınırında durdurdu.  Orada garip iki şey oldu. Olanın karşısında bizatihi Türkler ve Batılılar, şaşkınlık içerisinde kaldılar. Türkler, ağızları hayretten açılmış şekilde; “Vay canına bizde yenilirmişiz!” derken… Karşı taraf da aynı şekilde “Vay be! Türkleri de yenermişiz!” şaşkınlığına duçar oldular. Ondan sonra tarih Türkleri,  kaderlerine razı olmuş olarak,  kendi içlerine büzülürken gösterdi.  Bu arada, Batılılar da o oranda öne çıkmış olarak yürüdüler tarih sayfalarında. Ne yazık ki 1699’dan sonraki hakikat şuydu: artık bundan böyle dünyada, Türkler olmayacak; onlar, küçücük bir ulus-devletin içerisine sıkıştırılmış olarak tarihin bekleme odasına alınacaktı. Bu arada idealsiz, cesaretsiz, azimsiz, kültürünü ve inancını kaybetmiş; Batı yardakçısı ve sıradan bir kavim olarak yaşamaya devam edecekti. İşte, bir zamanların üç kıtada at koşturan Bozkırlı Bahadırlara biçilen kaftan buydu. Garip! Bizimkiler de üzerlerine uydurulan bu eski kaftanı giymekte en ufak bir tereddüt göstermeyerek; kaderlerine razı oldular.

Aradan yüzyıl geçti. Türklerin sahneden çekilmesi ile birlikte, Aryanikler, şöyle zannediyorlardı: Bundan böyle, dünyanın egemeni, kayıtsız şartsız biz olacağız. Ve mutlu bir dünyanın da yaratıcılar olarak ilanihaye hükümranlığımızı sürdüreceğiz. Ama olmayacaktı…

Aradan yüz yıl geçti ve geldik bugüne…

Bugün gelinen zaman dilimi itibariyle Batılılar şaşkınlık içerisinde hayıflanmaktalar: “Hay Allah! Bunca bilgi, teknoloji ve güce rağmen hayallerimizdeki, dünyayı kuramadık. Aksine, gezegeni her açıdan bitirdiğimiz gibi kendimiz de bitme noktasına vardık dayandık. Öyle ki Osmanlı'nın oluşturduğu coğrafyadaki huzuru bile huzursuzluğa dönüştürdük… Buyurun, cenaze törenine!” Evet, mealen böyle deme noktasındalar, Viyana’da bizimkileri çökerten Barbaryanlar. Ve ikinci şaşkınlıklarını yaşamaktalar. Aynı şekilde ve buna karşılık olarak Türkler de diyorlar ya da demeye getiriyorlar ki; “Vay canına! Biz, öldük bittik; bundan sonra bu dünyada bize  yer yok! Bu Aryanikler; Kıyamet’e kadar, artık bizim hükümranlarımız olarak, tepemizde oturmaya devam edecekler. Zira onlar, asla yıkılmaz zannediyorduk. Fakat hiç de öyle değilmiş; çok şükür onlar da yıkılırmış.” İşte biz de böylesi bir şaşkınlığı içerisindeyiz, 15 Temmuz’dan beri…

İşte, bu iki kanı nedeniyle ve moralsizlik sebebiyle Batı, hızlı bir şekilde çökerken; Türkler ise hiç beklemedikleri bir ivmeyle ve süratli bir şekilde yükselmeye başladılar. Bu ivmelenmeden korktular ilk başlarda; çok çekindiler. İçlerine büzülmüşlüklerini daha da artırmanın yollarını aradılar. Ancak buna müsaade edilmedi. Kim mi etmedi? Başta, coğrafya müsaade etmedi; milletin öz tarihi müsaade etmedi, öldü zannedilen Osmanlı'nın ruhu çıkageldi ve o ruh müsaade etmedi, Osmanlı'nın öksüzleri diyebileceğimiz Bosnalılar, Çeçenyalılar, Afganyalılar, Suriyeliler, Iraklılar ve tüm Turkuaz coğrafya müsaade etmedi. Ve kanaatimiz o ki galiba, bizzat Yüce Allah müsaade etmedi. Bunun üzerine Menderes,  Özal ve Erdoğan gibi liderler çıka çıka geldiler. Bütün engellemelere rağmen, bunların en sonuncusu olan Erdoğan, en çıkılmayacak bir yerden Kasımpaşa’da doğdu. Hem ülkenin lideri oldu, hem de coğrafyanın…

Dedik ya “Türklerin kaderindeki bu olağandışı gelişmelere müsaade etmeyen argümanlar var.” diye... Aynı argümanlar, Erdoğan'ın da sıradan bir ulus devlet adamı olarak yaşamasına müsaade etmediği gibi aynı argümanlar, milletin de bir ulus-devlet edilgen vatandaşı olarak hayatını idame ettirmesi de müsaade etmedi. Devletin dahi, küçük bir ulus-devlet olarak haritada yer tutmasına müsaade etmediği gibi... Ve coğrafyanın, insanın, ruhun, dinin, imanın, yüreğin, beynin ve  bileğin tamir, için bir gün, tüm bunların üzerine, 15 Temmuz çıkageldi. O zamana kadar hayata geçirilen benzeri kalkışmalarının hepsinin altında kalan bu millet ve bu milletin seviyesi en düşük insan tipografyası diye tabir edilen “Göbeğini Kaşıyanları” o gün birer kahraman kesildiler. Ve daha evvel, belli periyotlarla onların üzerlerinden geçen ve topyekûn ahaliyi iğdiş eden güçlerine, bu kez müsaade etmedi ve onları, bir gecede, yerle yeksan ettiler. O gece, bu ülkede “Allah'ın Mucizesi yaşandı. Çanlar,  90 yıllık “Ulus-Devletin yıkılmasına çalmıştı. O gece çalınan çanlar, gökyüzünde dolaşan uçakların ve patlayan bombaların sesindeydi. Çancılar, kendi çanlarını çaldılar. Ve arkasından 16 Nisan’a giden yolculuk başladı.

Şunu söyleyebiliriz: Son bir yıl içerisinde Türkiye'de, yeni bir ruh inşa edildi. Yeni bir beyin inşa edildi. Yeni bir insan ve toplum inşa edildi. Yeni bir ideal inşa edildi. Yeni bir devlet inşa edildi. Hepsinin üstüne, yeni bir İstikbal'in işareti inşa edildi. Diyor ya Erdoğan; “Bu, sessiz bir devrimdir!” diye. İşte o!

Bütün bu olan biteni yani  Türkiye’nin “Sessiz Devrimi”ni tüm dünya gördü. Lakin deryalardaki balıklar misali biz göremedik, görmedik ve bir kısmımız, inatla görmemeye devam ediyoruz. Buna rağmen, kör de sağır da topal da çolak da olsak…  Çaresiz; yukarıdaki sayılan argümanlar bağlamında “Sessiz Devrim” bu coğrafyada yaşayan herkesi, ite kaka İstikbal'le doğru uzanan bu yolculuğa katılmak için bir şekilde harekete koşmuş durumda. Ve bu hareket, zoraki devam edecek görünüyor.  Bu durumda, bilmemiz gereken şart şu: Önümüzde tek yol var; o halde, kadere direnmenin anlamı yok! Bilinmeli ki… Bu anlamsız ve inatçı direnç, boşuna enerji ve zaman kaybından başka bir şey değil. Behemehâl! Devlet ve millet olarak, önümüzdeki kaderi yaşamak için ölümüne bir koşu tutturmak zorundayız.

Son yıllarda özellikle son bir senede yaşananların neticesinde gelinen nokta buydu. Ve görülmüş oldu ki… Bu milletin yarısı hatta daha fazlası, ışığı üstümüze vuran İstikbal e doğru koşmak isteyenler şeklinde, beyinlerini, bedenlerini, hayatlarını ve ruhlarını kodlamış ve yolun başına konumlandırmış durumda.

***

«1

Yorumlar

  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece
    Mayıs 22 düzenlendi

    Bugünlerde olup biten her şey, sözü edilen “Sessiz Koşu”nun bir parçası olarak yaşanan 16 Nisan'ın oluşturduğu zemin üzerine bina ediliyor. Bu binanın ustaları, elbette Türkiye ve Türklerdir! Ancak sadece onlar mı? Hayır! 15 Temmuz’un arkasından mühürlenen 16 Nisan’la birlikte, dünyadaki herkes, kendi binasını  gözden geçirmek zorunda kaldı. Ya tamamen ya da kısmen yıkarak, “Türklerin Sarayı”na  göre konum alan meskenlerini inşa etmek durumunda kaldı; şu anda, hemen hemen her millet ve her devlet, bu telaşın içerisinde.

    İşte, bu nedenle Türkiye’nin de çok önemli, çok yeni ve Uluslararası çapta bir karar  alması gerekmekte.  Şimdiye kadar başkalarının kurduğu binaların “Davetsiz Misafiri” olan, eşiklerde bekletilen Türkiye, son karar aşamasında diyor ki; 

    “Artık biz de kendi dünyamızı inşa etme noktasındayız! Tıpkı tarihimizde olduğu gibi…  Ya  da Batılıların son birkaç yüz yıldan beri, emrivakilerle yapageldiği gibi... Bu inşada, bizi harekete geçiren dinamik bu topraklarda; kendi insanımızda ve kendi tarihimizin ruhunda… Artık, Kervanımızın önünde, bize kılavuzluk edecek eşeği başka yerlerde arama lüksümüz yok. Bu nedenle kuracağım “Stratejik Siyasal Yapı”nın inşasında kendi mühendislerimizi, kendi mimarlarımızı kullanacağız. Ve kervan yola dizen ve önünden yürüyen kılavuzumuz sadece kendimiz olacağız. Bu arada kervanımızın arkasını açık bırakacak ve bize katılmak isteyenlerin elinden tutacağız. Tıpkı tarihte olduğu gibi... Son kararımız ve Son Kızılelma Planımız bu... 

    Bu uluslar üstü planda, tüm kavimlerin de bu dünya üzerinde kurduğu ve kuracağı binalarda bizim istemediğim görüntüler olacaktır elbette. Lakin bunlardan hoşnut olacağımızı söyleyemeyiz. Bu yüzden, muhataplarımızın da  bizim planlarımız bir parçası olmasını istiyor ve bu doğrultuda kher kavmin endi planlarını gözden geçirerek, binasını yeniden inşa etmesini öneriyoruz. Tıpkı, geçmişte olduğu gibi… 

    Ve son sözümüz: Türkiye, bir adil dünya kurmak istiyor! Kendisi için değil İnsanlık adına… Bu, böyle biline... ”  

    Evet! Bugünlerde Türkiye, lisanımünasiple ve Diplomatik ölçüler içerisinde, tüm dünyaya böyle söylüyor.

    ***


    Teşekkür edenler (3)Ömer Sarıçiçek Azer
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece
    Mayıs 22 düzenlendi

    Efendim! Farkında değiliz ama dünyanın önemli bir bölümü de Türklerin ortaya koyduğu bu  kararlılığa karşı değil. İşte, bu nedenle Erdoğan; son “Dünya Gezisi”ni bu doğrultuda yaptı. Hindistan, Rusya, Çin ve Amerika ve diğer devletlere, seyahatler, ilk defa böyle bir ana fikir üzerine gerçekleştirildi. Gezilerin detayı anlamında  görünen amaç, şu şekilde ya da bu formatta da olsa da fark etmiyor.  Hemen şunu da ekleyelim: Bu arada, İngiltere unutulmadı ve Başbakan Binali Yıldırım orada da üç gün geçirdi.

    Sık sık: “Gelinen zaman dilimi itibariyle Türkiye'nin çıkmış olduğu yeni düzlem İmparatorlar Ligi’dir dedik ya… İşin özü, ülkenin çıktığı “Yeni Lig” ile alakalı... Son bir yılda, 3. Sınıf bir devlet olan Türkiye, 15 Temmuz’la birlikte 2. Sınıfa... 16 Nisan itibariyle de en üst katmana sıçramış durumda. Artık Türkiye, oyun kurucu bir devlet olarak İmparatorların düzleminde var oldu. Ve üstelik yeni konumunu, katmanın diğer oyuncularına kabul ettirmiş durumda. Yani artık “Dünyanın İmparatorları” kendi katmanlarına çıkan Türkiye'nin, imparatorluğunu onaylıyor. 

    Bu durumda imparatorlar, Türkiye'den şunu istiyor: “Bu düzlemde hangi planla oynayacaksın? De bize...  İşte son yapılan gezi dizisi, Emperyal Türkiye'nin kurduğu oyunun ve bu oyunun çizdiği “Yeni Türk Dünyası”nın nasıl olduğu üzerineydi. Türkiye, “Son Kızılelma Planı”nı kabul ettirme gezisine bu nedenle çıktı… Durum bu!

    “İmparatorlar Ligi”nin kurallarını kimlerin ve nasıl koyacağı, daha evvel anlattığımız Reks Deus ve Anti-Reks planlarıyla görücüye çıktı.” demiştik. Söz konusu ilanlar bize haber veriyordu ki… Bu ligde, birkaç yüz yıldan beri, “Emperyal Oyun”un kurallarını, Britanya adasına çökmüş olan Windsorlar, Amerika'yı, seçimler yoluyla ikiye ayırarak Cumhuriyetçi Parti üzerinden  hareketle ortaya koydular. 21. Yy ve sonrası için tasvir ettikleri dünya resmini, Anti-Rex Planı adıyla  dünya büyüklerine duyurdular. Aynı Amerika'yı kullanan bir başka Britanya Soylu Sülalesi de Paranın Küreselci Hanedanlarını da yanına alarak, Amerikan Demokratları üzerinden sahneye çıktı. Ve onlar da Reks Deus Planlarını dünya büyüklerinin huzurunda, görücüye çıkardılar.

    Tıpkı bizim gibi tüm dünya da öyle zannediyordu ki… İstikbal'in stratejik senaryoları bu ve bunda böyle “Neo Dünya,” bu planların kapışmasının sonucuna göre kurulacak. Bu kapışmada insanlık, dehşetli sahneler eşliğinde  kırılan ve dökülen planın çöpe atılışını; sağlam kalanın üzerinden, çizilecek haritaların somutlaştırılmasını ve planda ayrıntılandırılmış olan yeni dünyanın şekillenmesini seyredecek.

    Tam da Dünyanın Büyükleri, bu iki plandan hangisinin yanında yer alırlarsa geleceklerini, sağlam bir şekilde inşa edebileceklerinin merakıyla konum belirlemeye başlamışlardı ki sahaya Türkler çıktı.

    Onların planı, bir adalet planıydı. Ve Türkiye, adını saydığımız “Dünyanın Büyükleri”nden,  Batının, dünya egemenliğini kurmak için üç koldan harekete geçtiği “Anti Adalet ve Teolojik Zulüm Planları”na karşı destek istiyordu. 

    Biz, bu desteğin verildiğine,  Çin'in başkentinde yapılan “Kuşak ve Yol Konferansı”nda şahit olduk. Görünür haliyle bu konferans, adil bir ticaret,n adının konması eylemi ve “Kazan Kazan Formülü” üzerine, geçmişteki İpek Yolu, Kürk yolu ve Baharat yolunun canlandırılmasıydı… 

    Rusya, Ortadoğu, Orta Asya, İran ve hatta İsrail’den yola çıkan enerji hatlarının, Türkiye üzerindeki bir “Dağıtım Terminali”nde tekleşip Avrupa'yı beslemek üzere, çatallaşarak yolculuğunun ikinci bölümüne devam etmesi konusundaki antlaşmalar gibi… Bir başka ticaret planıydı, burada sözü edilen. Kadim kervan yollarının doğudan kalkıp Türkiye üzerinde birleştikten sonra Batıya doğru, tekrar yol olmasının planıydı. Tarihi İpekyolu, bu plan içerisinde, Londra-İstanbul-Pekin Demiryolu olmuştu. Yollar, Anti Reks ve Rex Deuscuların kurduğu ve derindunyanın deşifre ettiği “Kuşaklar” üzerinde damar damar çeşitlenecek ve “Acunun Kalbi Türkiye”de birleşecekti. Ve sonra yola devam...

    Konferansın adının “Kuşak ve Yol” olmasının çok özel bir vurgusu vardı.  Türkiye, bu planıyla tüm “Strateji Kuşakları” üzerinden, Batı’ya doğru hareket eden yolları, ülke üzerinde birleştiriyor ve buradan yayılacak “Helal Kazanç Sinerjisi” sayesinde tüm insanlığa müspet bir geleceğin garantisini veriyordu. Strateji Planlarının çizdiği Kuşaklar üzerinde yer alan her  devletin, bu “Üniversal Ticaret Centilmenliği” sayesinde para kazanması muhakkaktı. Yolüstü devletlerin, halkının hayatını mutlu bir şekilde devam ettirmesinin habercisi olarak“kuşak ve yol” müspet bir hamleydi... Yapıldı ve şimdiden diyebiliriz ki tuttu.

    ***

    Teşekkür edenler (3)Ömer Sarıçiçek Azer
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece

    Pekin Kuşak Toplantısında, bir şey yine dikkatimizi çekti. Türkiye Liderinin, diğer liderler arasındaki yeri ve aile fotoğrafındaki konumu… Hatırlayacak olursanız… Bir yıl önce yapılan, bir başka Çin toplantısındaki aile fotoğrafı da ilginçti.  O toplantıda olduğu gibi Türkiye, yine ev sahibi  Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in  yanı başındaydı ve diğer yanda ise Rusya vardı. Ya niçin Türkiye ve Rusya konusunda kararını vermiş durumda.

    28 devlet başkanının ve 100 ülkeden temsilcilerin katıldığı Söz konusu kuşak forumu, sanki Papa'nın 2017 Mart ayında Vatikan'da yaptığı toplantının antitezi gibiydi. Bu fotoğrafta, Vatikan’ın “Ventoten Planı”nda yer alan 27 AB Ülkesinin hemen hemen hiç birinin liderine rastlayamadık. Başta Almanya ve AB’den Çıkmış olan Britanya’da bildiriye imza koymadı.

    Bunu dışında; Forum’da bulunmayan ülkelerin başında, ABD geliyordu. Toplantı sanki Marshall Planı’nın 21. Yy’daki karşılığı gibiydi. Dünyanın 2. ekonomisi konumuna yükselen Çin, yeni “Jeo-Ekonomik ve Politik ilişkilerdeki kaymaların ve olası çatışmaların altının çizildiği bu toplantıda, artık ABD’nin bir dünya figüranı sayılması gerektiğini ilan etmiş oldu. Bununla birlikte, inatla “Dünya Jandarmalığı”na devam etmekte olan Washington’un, başta ekonomi olmak üzere her konu ve  konumundaki tarihsel gerilemesini de dünyaya gösterdi.

    Kuşak Forumunun gösterdiği bir başka husus da Pekin’in üzerinde çalıştığı anlaşılan yeni dünyanın tarifinin “Doğu Birliği” şeklinde olacağıydı. Bununla birlikte, söz konusu Doğu Birliği'nin ortakları olarak, Çin’in Kendisine göre batıda yer alan Türkiye ve Rusya üzerinden Yürütmeyi düşündüğünü de göstermiş oldu. Ancak...

    Doğunun en büyük 2. gücü anlamında ve hızlı bir şekilde yükselmekte olan ekonomisi ile Hindistan'ın,  Pekin Forumunu boykot ettiği Haber verildi. İşte, bu boykot, Çin'in Doğu Planı'nın önündeki en büyük engel olarak kendisini belli etti. Oysa Türkiye, Çin’e gitmeden, birkaç gün önce Hindistan’la görüşmüş ve Sn. C.Başkanının, Yeni Delhi’de de çok iyi karşılandığına şahit olmuştuk.

    Hindistan'ın, Kuşak Forumu’nda yer almayışı, daha önce sık sık sözü edilen Şangay Beşlisi’nin de çöktüğünün olmasa bile çatırdadığının işareti olarak algılandı. Sözün burasında hemen sormak lazım: Çin, eskiyen Şangay Beşlisi’nin yerine, “Pekin Üçlüsü”nü mü kuruyordu? Yani Asya Troykası, Çin, Rusya ve Türkiye miydi?

    Bunun cevabı, “Hayır! Çünkü Rusya'nın zaten bir Asya planı vardı ve onun adı Avrasya’ydı. Ve Moskova, hala Avrasya'nın peşini bırakmış değil. Fakat Rusların planlarını, gerek Çin’e ve gerekse Türkiye'ye kabul ettirmeleri mümkün görünmüyor. Zira Rusya, Çin'e gelmeden evvel, yukarıda sözünü ettiğimiz Papa'nın, buram buram AB ve Hristiyanlık kokan “Ventoten Planı”ndaki kendi yerini konuşmak üzere İtalya'yı ziyaret etmişti. Türkiye ise sözü edilen, Ventoten Planı’na karşı yeni bir Dünya Planı koymuştu çantasına ve o planla Pekin’de bulunmaktaydı. Ve öyle zannediyoruz ki Sn. C.Başkanı, Pekin’e gitmeden evvel, söz konusu planını Hindistan'la görüşmüş ve ondan sonra Çin'in yolunu tutmuştu. Daha sonra da gerekçesi ne olursa olsun aynı amaçla Rusya'ya ve Amerika'ya gidecekti.

    ***

    Teşekkür edenler (3)Ömer Sarıçiçek Azer
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece
    Mayıs 23 düzenlendi

    Bu noktada şunu söyleyebiliriz ki... Türkiye'nin “Son Kızılelma Planı” Çin’de masaya konan planlar içerisinde en şanslısıydı. Çünkü bu planın en büyük uygulama alanı olarak karşımıza çıkan Asya'nın anahtarı, hep Türkiye'nin elindeydi. Hala Asya’yı bir “Türk Kıtası” saymak mümkün… Hatta hemen şunu da ekleyelim: Çin’in ve Rusya'nın planlarını hayata geçirmek için mutlaka yapmaları gereken şey, bölgedeki Türkleri ikna etmek. Bu şart! Lakin artık bunun imkânı görünmüyor. Binaenaleyh, sözü edilen imkânı elinde tutan tek ülke de Türkiye, Türkiye ve onca olumsuzluklara rağmen hala Türkiye…  

    Yine bunun gibi… İngiltere'nin Derin Planı olarak, daha evvel sözünü ettiğimiz, Hindistan üzerinden yürütülerek, Asya'da bir “Kıta Devleti” kurma tasavvurunun önünde de duracak olan Türkler... Ancak Hintliler'in de bölgeye hâkim unsur olarak, Türkleri ikna etmesi gerek ama bu da Türkiye’siz mümkün değil.

    Bu noktada, fasıla şunu ekleyelim: Türkiye'nin herhangi bir planı olmasa bile sözünü ettiğimiz üçlü yani Çin, Rusya ve Hindistan; Asya üzerine bir plan kuruyorlarsa onlara, Orta Asya ve Ortadoğu'da kılavuzluk edecek olan tek ülke de Türkiye olarak karşılarında duruyor.

    Fakat artık Türkiye'nin, bir başka kervana kılavuz olmak gibi bir niyeti yok. Zira Ankara, kendi kervanını yola dizmiş ve yol planını ortaya koymuş durumda.

    Pekin Kuşak Forumu'nda özellikle Türkiye'nin Rusya ve Çin ile yaptığı basına kapalı ikili görüşmelerde, bu konuların ince ayrıntılarına kadar konuşulmuş olduğu kanaatindeyiz. Toplantı sonunda verilen aile fotoğrafındaki “Türk’ün Konumu”na bakacak olursak Çin'in, Doğu Planı ve Rusya'nın Avrasya’yasına göre, Türkiye’nin “Son Kızılelma”sının önde olduğunu söyleyebiliriz. Ya da en azından, Türkiye'nin Planı bağlamında Çin ve Rusya ile anlaşma sağlandı denilebilir. Ama bölgenin devlerinden olan Hindistan’la birlikte Japonya'nın da boykottaki halini unutmamak lazım.

    Şunu da söyleyelim: Fakirin Rusya üzerindeki rezervimiz hala durmakta... 

    Elbette Çin'de... Konuya dair soralım hemen: Acaba Çin, "Doğu Planı"nı salt kendi adına mı bina etmekte yoksa arkasında başkaları da var mı? Ya da bu planın batısı ve en batısı nerede?

    ***

    Teşekkür edenler (3)Ömer Sarıçiçek Azer
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece
    Mayıs 22 düzenlendi

    Bu durumda soralım: Çin ve Rusya'nın ve onların periferisindeki mutmain devletlerin Türk Planı üzerinde anlaşmış olması yeter de artar mı? Hayır!

    Türkiye Son Kızılelma Planını, Batılı Aryaniklerin karşısında ve onların planına karşı kurguladığına göre, onların elini güçlendirecek olan argümanlarını veya kartlarını yahut da tam söylenişiyle onlardan yana duran ya da ortamın muğlaklığından korkarak, çekimser kalan devletlerin tamamını, kendi planının yanına çekmek zorunda.

    Bu nedenle Ankara, işi ta baştan ele almalı ve derhal, bir Hindistan Seferi'ni daha yapmalı diye düşünüyoruz. Bu manada, nice zamandan beri üzerinde durduğumuz ve çeşitli vesilelerle gündeme getirerek konuştuğumuz, Türkiye'nin arabuluculuğu ile hayata geçirilecek bir “Hint Birliği”ne ihtiyaç var. Hemen ekleyelim, Hindistan'ın, pekin Kuşak Forumu'nda bulunmamasının tek nedeni, Bu toplantıdan çıkacak olan “Kuşak Birliği”nin,  Parkistan'ın  elini güçlendirecek olma ihtimalinden kaynaklanmakta. işte, Fakirin sözüne ede geldiği Hint Birliği'nde, Yeni Delhi’nin bu tereddütü ortadan kalkacak kanaatindeyiz. Yani her halükarda Ankara'nın; Yeni Delhi’yi, Revalpindi ve bölgenin patronu durumunda olan Londra'yı kapı komşusu yapması ve bu üç ülkeyi hem Hint Birliği, hem de Son Kızıl Elma Planı doğrultusunda ikna etmesi birinci şart olarak görülmekte.

    ***

    Teşekkür edenler (4)Ömer Sarıçiçek Azer ilbeyiilingi
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece
    Mayıs 22 düzenlendi

    Konuya devam edelim: Hindistan’ın muhalefetine ilaveten Japonya'nın da kendi küçük adasında uyur görünen bir dev olarak durmakta olduğu unutulmaya. O Japonya ki Almanya ile olan ortaklığından ağzı yanmış iki devletten biriydi; Tabii ki diğeri de Osmanlı Türkiye'si... 

    Şu günlerde Türkiye,  tarihi dostu zannettiği Almanya'yla gırtlak gırtlağa bir mücadelenin içerisinde ve mecburen yollarını ilelebet ayırma noktasında. Japonya bir daha ağzının yanmasını arzu edecek değil ya… Zaten Almanya'da 5 Mayıs 2017'den itibaren, Federal çatının yıkılması sorunu ile karşı karşıya. Niye ki?  Hemen belirtelim konuya dair bir kayıt yapacağız bugünlerde...

    Yine devam: Sn. C.Başkanının, Mayıs ayı ziyaretlerinde Tokyo'nun unutulduğunu hatırlatalım Ankara'ya. Ve hemen ekleyelim: Nice zamandan beri Tokyo, Türkleri bekliyor; Sultan Abdülhamit’in bıraktığı yerden başlamak üzere. Yani Ertuğrul'un aziz hatırasına binaen.  Tıpkı Kunuri’nin hatırasına, Korelilerin  “Kahraman Türk”ü beklediği gibi. Sn. C.Başkanının bu iki bölgeye de acil yolculuğunu, Son Kızılelma Planı'nın eksik kalan ayaklarının tamamlanması noktasında, mutlaka gerekli görmek lazım.  

    İlaveten... Bu arada yapılması gereken bir başka ziyaretin de altını çizelim. Tabii ki bu ülke Arabistan… Ama daha dün oradaydı Sayın Erdoğan… Efendim, dün ile bugün arasında köprülerin altından o kadar çok sular akıyor ki… Bu konuya dair de bir kayıt yapacağımızı hatırlatıp geçelim.  

    Ve özellikle Mısır’a yapılması gereken bir misafirlik gezisi, Ankara’nın gündemine alınmazsa olmaz. Çünkü bu durumda, Son Kızılelma Planı'nın başarısızlığının ilk adresi unutulmuş olur. Bu arada hatırlatalım hemen, bir Derin Mısır” kaydı yapmıştık galiba. Yine yaparız...

    Osmanlı'nın, en büyük üç imparatoru sayacağımız Fatih, Yavuz ve Kanuni'nin izlerine basa basa yürümesi gerektiğini şart koşarak Türkiye’nin, “Son Kızılelma Planı”nda bu izlerden, en önemli ikincisi diyebileceğimiz “Yavuz Tasavvuru”nu göz ardı etmesi mümkün değil. Eğer, böyle bir eksiklik göze alınırsa bu, Emperyal Türkiye'nin bir ayağının topal olması anlamına gelir ki bu durumda balık baştan kokmuş demektir.  

    Fakir, pek çok makale ve konuşmamızda sözünü ettiğiniz bir cümleyi yine sarf edelim: Şayet, cihangir olmak istiyor ve bir “Cihan Devleti”ne baş olmak niyetindeyseniz, yolunuz, mutlaka Mısır'dan geçmek zorunda. Mısır'a uğramayan hükümdarlar, cihangirlik oyununu kaybetmiş demektir. Bu sebeple… Eğer Ankara, açıktan bir Mısır ziyaretini gururuna yediremiyor ve yapamıyorsa -ki bunu, devletin istikbaldeki çıkarlarına uygun bulmak ve bu anlayışı  normal karşılamak  durumunda değiliz- bir üçüncü ülkede, mesela Baycan’da kurulacak, bir gizli masada, Kahireli yetkililerle görüşmeli ve Sisi ile anlaşmanın bir kolay yolunu bulmadı. Hemen şunu da ekleyelim, unutmadan: Yukarıda açıklandığı üzere, şu sıralar Riyad Sarayında yaşanan rutin ötesi hareketlenmeler nedeniyle Suudi Arabistan'ın Türkiye ve Mısır arasında bir seçim yapmak durumunda bırakıldığının haberinde de vermiş olalım. Ve bu bağlamda Mısır, Suudi kuşunu kapmak üzere diyelim hem de Amerika adına. Durum çok vahim!

    Şaşkınız; yani Mısır, bu kadar mı önemli? 

    Evet! Bu sebeple Sn. C.Başkanının, Amerikan seyahatinden sonra mutlaka Mısır'da final yapması şart. Konuya dair özel bir kayıt yapmamız gerektiğini de söyleyelim bu arada...

    *** 

    Teşekkür edenler (3)Ömer Sarıçiçek Azer
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece

    Efendim! Geçelim bir başka fasıla… Bildiğiniz gibi Papa'nın, “Ventoten Planları”yla ortaya çıkması, 2017 yılının Mart ayı itibariyle oldu. Bu çıkış; Batılı Aryanikler ve at uşaklarını, Avrupa Birliği kalebendinde bir araya getirdi. Ve üç gün süren Vatikan Toplantısında bambaşka kararlar alındı. Bu toplantıya katılmayan iki Batılı büyük, İngiltere ve Amerika’ydı…  

    O halde, burada sorulması gereken soru şu: Başta İngiltere, kendi planını kuran Papa'nın yanında mı yoksa karşısında mı? Daha önce belirlenmiş olan Reks Deus ve Anti Reks Planlarında da önemli bir hücum aracı olarak işaretlenmiş olan 2 Amerika, Papa Planları'nın neresinde? Yanında mı, karşısında mı? Bu, Türkiye açısından henüz belli değil!

    Burada, kendi kendimize soralım: Türkiye, neden Amerika'ya gitme ve Başkan Trump’la görüşme gereğini duydu? Farkındasın mısınız bilmem?! Bu sefer, herkesin zannettiği gibi Türkiye'nin Amerika ile görüşmesinin sıradan hiçbir gerekçesi bulunmamakta. Yani Türkiye bu görüşmede konuşacağı derin konuların önüne ticaret vesaire gibi sıradan argümanlar koyma koyma gereği duymadı. Bu sebeple gerekçesiz, ilk kez ve sadece derin konuların konuşulacağı bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu nedenle en çok, gazeteciler yanıldı. Ve her ziyaret neticesinde olduğu gibi yüzeysel yorumlarla idare etti ve söz konusu ziyareti başarılı ya da başarısız buldu. Oysa bu ziyaretin amacı bir başarı ve başarısızlığı kamuoyuna göstermek değildi. Yüz yıllık ya da bin yıllık bir tercihin ortaya konmasıydı. Yani ya evet, ya da hayır! O kadar… Böylesine önemli bir tercih, oldubittiye getirilecek bir şey değil tabii ki. Bu nedenle ziyarette masaya konulan; “Ya bendensin ya da karşı taraftan!” kesinliğinin cevabı, iki taraf için de henüz verilmiş değil; konu görüşülüyor henüz beklemede.

    Burada bir üst paragrafa dönerek devam edelim: Türkiye; İngiltere, Amerika ve Papa bağlamında, yukarıda sorulan soruların cevabını merak etmekteydi. Bu sebeple Sayın C.Başkanı. ABD’ne gidecekken Sn. Başbakan da İngiltere'ye uçmak için çantasını hazırlıyordu. Onun ziyaretinin amacı da söz konusu sorulara, Londra'nın vereceği cevabı anlamaktı.

    Olağandışı Amerika ziyaretinde Türkiye, Sn. C.Başkanının eliyle Amerika'nın masasına, son bir hafta içerisinde dünya büyüklerine yaptığı ziyaretin intibalarını ve belki de Çin ve Rusya'nın Kızılelma Planına verdiği desteklerini koyarken, demiş midir acaba? “Mister President! Biz de yüzyıl evveline dönüyor ve kendi planımızla imparatorluk olarak çıkıyoruz, ülkenizin de jandarma olarak yer aldığınız Dünya Sahnesine.  Başta Windsor olmak üzere Stuartlarla yaptığınız söz konusu planlarınızda bize, biçtiğiniz rollerin farkındayız. Pekâlâ... Siz, bizim planımızın neresinde olmak istersiniz?  Çünkü Öyle zannediyoruz ki şimdilik, Papa Planının dışındasınız. Bu arada; İngiltere çıkışlı 2 Amerika Planlarınızın, son kertede Papa Planı'nın gerisinde kaldığı da bir gerçek. Eğer Papa Planları, kendi müttefiklerini etrafında toplayabilirse  bu durumda, onun karşısında duracak olan yegâne plan Türklerin Planı olacaktır… Çünkü Sizin planlarınızın kurdu, bizzat Papa Planları olacaktır. Bu bağlamda, şunu eklemekte de bir mahzur görmüyoruz. 2 Amerika planlarının her ikisi de bir şekilde içinden çökertilecektir. Zira Anti Reks Planının ilk oyuncusu olan Almanya, hızlı bir şekilde, tüm ideallerinden vazgeçerek, kendisini Papa'nın İttifakına dâhil etmenin hazırlığı içerisinde... Çin ise 2 Amerika planlarından Reks Deus’un edilgen oyuncusu olmayacağını Yol ve Kuşak toplantısıyla göstermiş oldu. İmparatorlar Ligi'nde yer verilmeyen Çin'in kafasındaki Doğu Planını, hayata geçirmesi de mümkün değil. Tıpkı Moskova'nın Avrasya’sının namümkünlüğünün de belli olduğu gibi…” Evet, böyle demiş midir Türkiye? Kanaatimizce demiş olmalı.

    Eğer öyle ise… Bu durumda, geride kalıyor İki tane plan… Bu planlardan biri Türklerin Son Kızılelma’sı, diğeri de Latinlerin Vatikan Planı Opus Deiks ya da Ventoten… Yani dedik ya bir başka çalışmamızda; “İstanbul ve Roma” karşı karşıya diye...

    ***

    Teşekkür edenler (3)Ömer Azer Sarıçiçek
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece

    Hülasa, şimdi Türkiye, başta İngiltere ve Amerika olmak üzere tüm dünyaya soruyor: İstanbul'un yanında mı, yoksa Roma’nın yanında mısınız?

    Türkiye, son ziyaretlerinde bu soruyu İngiltere, Hindistan, Çin ve Rusya’ya da sordu. Öyle zannediyoruz ki Çin, İstanbul'u tercih ettiler. Ama aynı şeyi Rusya için söylemede ikircikliyiz. Dedik ya yukarıda, Putin Vatikan’ı ziyaret etti diye...

    Bu soruya cevap verme anlamında Hindistan, çekimser ya da Londra'nın ağzına bakmakta...

    Yukarıda dediğimiz gibi henüz Japonya, İran ve Mısır'a sorulmadı. Bunlara da Amerika seyahatinin arkasından sorulacaktır kanaatindeyiz. Japonya'nın vereceği cevabın; “Evet!” olacağını düşünmek istiyoruz.  İran'ın son yaptığı Suudi Arabistan hamilesini, Papa’ya verilmiş bir destek olarak algılamamız mümkün.  Mısır’ın kâbesi de şimdilik Amerika…

    Türkiye’nin son ziyaretle birlikte; “İstanbul'un yanında mısınız, Roma'nın yanında mı?” şeklinde sorduğu soruya İngiltere ve Amerika’nın ivedi bir şekilde cevap vermesi mümkün değil. Her iki merkez de Hindistan’ın ağaç olacağı, endişeli durakta beklemekte. Bunların, karışan kafalarını düzeltmek için Türkiye'den bir mühlet istediklerini zannediyoruz. Türkiye'de bu mühleti verdi ki kendi de beklemeye geçti.  Bundan sonrasında, hususiyetle Amerika'nın atacağı adımlar, hangi planın ve hangi başkentin yanında duracağını gösterecek…  Mihenk adımlarını Türkiye, ziyaret esnasında, masaya koymuş oldu. Bu itibarla hazır Başkan Trump’u bulmuşken, Suriye'deki, Amerikan tavrından rahatsız olduğunu açık açık belirtti. Bununla birlikte, 15 Temmuz’un müsebbibi, FETÖ güçlerinin desteklenip desteklenmeyeceğini ve iade mevzuunu da öğrenmek istediğini biliyoruz.

    Şimdi, her iki merkez yani Londra  ve Washington -onların yanına Hindistan-Yeni Delhi’yi de katarak “Wasp Kardeşliği” adına söyleyebilir miyiz? Londra hariç söyleye biliriz, her ne ise kafamızdaki. Niye ki? Çünkü şu sıralar, Londra içten çökertilmişliğin karmaşasını çözme derdinde. Dolayısıyla daha önce Windsorlar adına yapılmış tüm planlar askıda. İş başına gelme ihtimalinden söz ettiğimiz yeni İngiliz Hanedanı yani Mountbatten, beklemede… Bu durumda, geride kalan ikili, yani ABD ve Hindistan, teklifi kendi aralarında görüşecek ve bir karara bağlayacaklardır.” da diyemiyoruz. Çünkü Hindistan için asıl olan Amerika'nın kararı değil; Londra'nın hatta doğrudan Majeste’nin kararı önemli. Ama hangi Majeste’nin? Windsor Majestesininki mi, Mountbatten’ınki mi? Tabii ki Windsor! Ama Kraliçe ile birlikte Windsorlar Hanedanlığı da tarihin derinliklerine gömülmek üzere...  Hemen soralım; emri hak vaki olduğunda “Saklı Kraliçe”sini kaybetmiş olan Hindistan'ın durumu ne olacak? Cevabı da hemen verelim: Ya ilk defa gerçekten bağımsız bir Hindistan ortaya çıkacak ya da yeni hanedana biat edecek bir devlet göreceğiz karşımızda. Eğer, bağımsız bir Hindistan ortaya çıkarsa onun ortağının Türkiye olma ihtimali çok yüksek.  İşte, sırf bu nedenle bir kez daha ziyaret ederek devam edelim Türk-Hint yakınlaşmasına diyoruz.

    Görüldüğü gibi Wasp Üçlüsünün dağılması durumda geride, sadece Windsor Amerikası kalmakta.  Neticede, onun varacağı karardan biri de şu olacaktı: Türkiye'yi, kendi planından vazgeçirip Windsorların Cumhuriyertçilerle beraber kurduğu Anti-Rex Planı'nın yakınında durmasını  sağlamak... Bunun karşılığı olarak, Türkiye'ye verecekleri bir dizi tavizden söz edebilirdik. Bu tavizlerin en başında, “Türkiye’nin, Avrupa Birliği”ni kurmak var şeklinde işaret etmemizde bir mahsur görmeye bilirdik. Onun arkasından, Türkiye'ye verilecek bir başka taviz de Türk Hanedanlığının kurulmasının yolunu temizlemek diye bilirdik… Üçüncü taviz ise Hindistan ve Amerika'nın pazarının kapılarını açıp Türk şirketlerini buyur etmek olduğunu söyleyebilirdik. Ancak bütün bunların da imkânı kalmadı. Çünkü yukarıda dedik ya tıpkı Almanya gibi Wasp da dağıldı hatta birer federal yapı olan bu ülkeler de dağılmanın eşiğinde diyebiliriz şimdiden. O halde, bundan sonra ne yapabilir Amerika?

    Ya diğer Amerika ile birleşerek yani Cumhuriyetçilerini Demokratlaştırarak Stuart ve Paranın Hanedanlarının Planını hayata geçirmek için Reks Deus’un yanında yer alabilir. Ya da Hindistan, Arabistan ve Hindistan'dan müteşekkil bir “Küçük Kutup” oluşturabilir. Buna İsrail'i de dâhil eder ve Paranın Hanedanlarının temel teşkil ettiği Stuart planını yıkabilir. Ve Papa’nın karşısında yer alır.

    Bu durumda… Dolaylı olarak, Türkiye'nin ve Doğuluların safında Papa’ya karşı cephe oluşturur. Kİ ancak bu hamlesini herkese anlatır da; öngördüğümüz, Ayak sesleri duyulan Haçlı Papa’nın Din Savaşı'nda, kendi halkına anlatmakta zorlanır.  “O halde, Papa'nın planlarını içerisinde yer alabilir mi?” diye bir soru sormak gerekirse... Bunun cevabı da kolay bir cevap değil.  Hem evet, hem hayır! Evet, Amerika, Papa’nın Planlarında yer alabilir. Ama bu din savaşından Trump'ın yer alması mümkün değil. Zira Başkan, koltuğuna oturduğunda, Papa’nın; “Bu adam Hristiyan değil!” demesiyle birlikte bir bakıma aforoz edilmişti. Yani ABD’nin işi çok zor!

    ***

    Teşekkür edenler (3)Ömer Azer Sarıçiçek
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece

    Son bölümde yukarıda ördüğümüz kurmaca düzlemini terk edip Türk medyasında görüşüldüğü şekilde C.Başkanının seyahatine bir göz atmamız icap ederse... Efendim, bildiğiniz gibi bizim “derindünya”mız fotoğrafa, bir başka kanaldan bakmasıyla ünlü bir platform. Bu nedenle Amerikan Seyahatinin dedikodu ölçeğindeki ayrıntılarına bakmak gibi bir lüksümüz yok. Sn. Erdoğan’ın uçağı, Washington’a indiğinde C.Başkanı şöyle karşılandı, böyle karşılanmadı… Ona, Amerikan Devleti şöyle itibar etti böyle etmedi gibi konular başkalarının işi.  Bizim işimiz, yukarıda olduğu gibi büyüklere masallar anlatmaktı, onu da anlattık.  

    Ancak konuyu bitirmeden şunu da ilave edelim... Temel itibariyle Erdoğan'ın Amerikan seyahati başarılı bir seyahattir. Gerek kendi planını uygulama noktasında, gerekse onların planlarında yer alma noktasında da… Kendi tercihini ortaya koyarak…   Bu seyahat, her şeyden önce Türkiye'nin bir imparator olarak kabul edilmesinin ilanıydı yani bu yolculuğun en büyük başarısı olarak Emperyal Türkiye kayda geçti. Türkiye'nin İmparatorluğu'nun  kabul edildiğini nereden mi biliyoruz? İşte, yukarıdaki  mevcut parametreleri ve gerekçeleri, analiz yöntemi ile bir araya getirerek söylediklerimiz onun teyidi değil mi? Türkiye'nin planı ve bu plana karşı imparator namzetleri olan hanedanların, kendi planlarını ortaya koymaları… Dünya büyüklerinin buluşması… Türkiye'nin, Uluslararası toplantılarda saygın bir  Devlet olarak, başköşeye geçirilmesi… Ve Ankara ile bir arada bulunmanın şartlarının araştırılması bile, Türkiye'nin büyüklüğünü ve Erdoğan seyahatlerinin başarısını anlatmaya yetmez mi? Kanaatimizce yeter de artar bile.

    ***

    Teşekkür edenler (3)Ömer Azer Sarıçiçek
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece

    Efendim aslında konuyu bitirdik.  Ancak… Bu arada bir küçük sırrımı da vereyim mi sizlere…  Çok uzak bir kaynaktan aldığım habere göre Fetullah gidici...  Gidiciliği  şöyle olabilir… Öyle zannediyoruz ki son zamanlarda konuşulan, ilerideki bir hayatta yeniden dirilmek üzere Dondurulma Yöntemi, onun beynine de uygulanabilir. Ya da “Kayboldu”  denilerek, güneyde bir ülkeye kaçırılabilir. Orada gerçekten öle ya da öldürülebilir. Fakat “Fetullahçılık Nurculuğu”nun kurgulayıcıları, onun yolunu  kapatma niyetinde değiller; Allahualem. Ekolün yeni merkezi olarak Mısır görülmekte.  Türkiye de unutulmayacaktır elbette. Ülkeye  gönderilecek maskeli bir Fetullah aracılığıyla yeni bir yapılanmaya gidilebilir.  Bu, üç katmanlı bir yapı olarak tasarlanmış durumda... Tasarının gereği olarak Fetöcülük Felsefesi, kurulacak yeni bir kurumun arkasına ya da derinliklerine saklanarak kendisini var edecek gibi.  Bu kurum bir parti, bir dernek ya da bir vakıf olabilir. Bununla birlikte  bu üç katmanlı yapının sızıntı bir yapı olacağı hususunda çalışmalar başlatılmış durumda.  Bu üç yapı görünürde İslamcılar, Tarikatçılar ve  Milli görüşçüler olarak duruyor. Lakin dördüncü bir uzantı olarak Fetullahçıların,  diğer Nurcu ekollerin içerisinde, yine şakirt olarak bildiğini okumaya devam edeceği tahmini yüksek.  Derindünya platformları da özellikle Derindunya.forum de Kripto Fetöcülerin ilgi alanına girmiş durumda.

    ***

    Teşekkür edenler (2)Ömer Azer
  • AhmetYozgatAhmetYozgat Gönderiler: 2603. Derece
    Mayıs 23 düzenlendi

    Son söz olarak… Türkiye, Hindistan, Amerika, Çin ve İngiltere beklemede... Biz de bekleyeceğiz çaresiz. Ancak hemen şunu söyleyelim; Sn. C.Başkanının Amerika Seyahati esnasında İsrail bir atak yaptı. Ve şimdiye kadar toplanmış Türkiye-İsrail İş Konferansı'nın en büyüğünü hayata geçirdi.  Yani kanaatimiz ol ki bu arada, Rex Deusçular da boş durmuyor.  Ve onlar da Türkiye'ye, İsrail üzerinden ticaret adı altında taviz veriyor ve beraberlik öneriyorlar. Dedikleri; “Bizimle birlikte ol ve paraya gark ol!” şeklinde. 

    Dedik ya en yukarıda bir pasajda: "Elbette Çin'e de rezerv koyma hakkımız var tıpkı Rusya'dan duyduğumuz kuşku gibi... Konuya dair soralım hemen: Acaba Çin, "Doğu Planı"nı salt kendi adına mı bina etmekte yoksa arkasında başkaları da var mı? Ya da bu planın batısı ve en batısı nerede? İşte, bu sorunun cevabını İsrail vermekte. "Biz varız arkada..." diye. İsrail ve dostlarının Reks Deuscular olduğunu zaten söylemiştik aylar önce. 

    Konuyu toparlarken; şu anda dünyada kurulan tüm planlar, Türkiye'yi başoyuncu olarak sahnede görmek istiyor. Ve herkes, Türkleri kendi yanında ama Papa'nın inisiyatifiyle kurulma aşamasında olan Latin-Cermen Birliği'nin karşısında görmek istiyor kanaatimizce. Tercih Türkiye’nin…

    Efendim, bir sonraki kaydımızda da Türkiye'nin Son Kızılelma Planın ayrıntılarını verecek ve Türkiye için en uygun seçeneğin kimlerle ortaklık kurmak olduğunu anlamaya çalışacağız. Bugünlük bu kadar! Biz, bunları söylüyoruz da işin hakikatini bilen, sadece Aliym Olan Yüce Allah’tır.

    ***

    Teşekkür edenler (5)Ömer Azer Sarıçiçek hakimbeyaz ISO-CAN
  • SerdarTopuz_SerdarTopuz_ Gönderiler: 450Level 4
    Maşallah ağabey. İşte DerinDünya'nın nice zamandır beklediği geniş çerçevelerden bir tanesi, belki de en önemlisi diyebiliriz. Eğer kardeşler bu yazılanları dikkate alır, kendi periferilerinde bir oluşum çıkarırlarsa; önümüz daha aydınlık inşallah. Ayrı ayrı notlar alıp, yeni düşünceler ve sorularla katkıda bulunmalıyız ki yola dahil olalım... Bu arada epey bir makalede çıkar buradan...

      
  • nevresnevres Gönderiler: 2693. Derece
    Fetönün kaybolma olayı şii inancındaki mehdi gaybeti yani kaybolmasını hatırlatıyor.Sanırım son bir hamle planlıyorlar bunun için bir boşluk bırakıyorlar Allah korusun.
    ABD'nin tercihinin Rex deus olacağını düşünüyorum.Cumhuriyetçilerin demokraklaştırılması şimdiden başlamış duruyor.Trump'ın azledilmesi ile ilgili bir çok haber çıktı.Olasıdır ki rex deus için bir zemin hazırlanıyor.ABD ile Türkiye müttefik olmak zorunda.En azından bir süreliğine ama en sonunda onlarla da karşı karşıya geleceğiz.
    Teşekkür edenler (1)SerdarTopuz_
  • sirkainatisirkainati Gönderiler: 192. Derece
    O halde ilk soruyu biz soralım ve o yola, ilk dahil olanlardan olalım.
    Ahmet hocam Çin konusunda, Çin bu zamana kadar bir gün patlatmak üzere destekleyen, büyüten, şişiren Küreselci Hanedanları değil miydi? Aynı zamanda ABD'den çekilirken bir sığınacak liman ihtimali olan ülkede Çin değil miydi? Yani toparlarsak Çin zaten Rex-Deus planına dahil veya planın bir destekçisi değil mi? Ki Türkiye'nin Uzak doğu planında o pencereden bir aksaklıktan bahsetmiyorsunuz?
    Teşekkür edenler (1)SerdarTopuz_
  • AzerAzer Gönderiler: 3393. Derece
    rusya ve iran parcalanmamak icin evet diyecekler ingilisler avrupani dagitmakla en buyuk yanlislarini yapdilar,abd orta goyuyla fazla ilgilenmekle amerka kitasindaki oyunu goremediler,cin kendi icindeki uygurlala yapdigi zulmun aslinda kendilerine kurulan birbaskasinin oyunu aldugunu anladi,almanlar kedilerinin oyun kurucu oldugunu zanediyorlardi oyuncu olduklarini yeni anladilar,vatikan istanbulu kaybediyi zamanan kaybediyini simdi anlamaga baslad ve icindeki patlamaya hazir bonbadan  haberleri yokdur kafilerin,yahudiler isi hiyanet onlarin geninde var ona gore herkese hiyanet eliyib simarik zengin babanin simarik kizi gibi yurekli ve kasli olan turk  yanina kacicakdir ve boyun eyicek lerki onlar boyun ey eye yeni bir oyunun kurmaga baslayacaklardir ama oyunun sonu oldugunu artik anlamislardir bence veya anliyacaklar,yani bizler ALLAHIN isdeyi gibi oyunumuzu kursak ozaman ALLAHIN onayini almis oluruk ve galib oluruz,bu arada ucuncu ulkenin ziyaretcileri artmis vazyededir,yazmaga cok seyler var ama  kesin bildiyim herseyin dogrusunu bileni ve galibi ALLAHDIR 
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .