DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

DERİN GÜÇLER: Üst Akıl, Şeytani Akıl mı? (1.Bölüm)

BiKarıncaBiKarınca Gönderiler: 194

      Son yıllarda çokça duyduğumuz bir söz var; Üst akıl…

      Birçok analist, üst akıl ama ben ona ‘’Şeytani akıl’’ diyorum, diyor. Neden?  

      Bu yazı dizisinde, üst aklın neden şeytani akıl olduğunu önce ‘’şeytan nerede?’’ sorusuna cevap arayarak çözümlemeye çalışacağım. Sonra şeytanın ‘’kişi bazlı tanrılaştırma projesi’’ ile ‘’toplum bazlı tanrılaştırma projesini’’ ele alarak, şeytani aklın dünya üzerindeki derin teşkilatlarını, en derin katmandan itibaren anlatacak, kişi bazlı ve toplum bazlı projelerinin benzerliklerini karşılaştıracağım. Bu tezimim son kısmında ise Rahmani aklın son kalesi olan Derin Türk Devleti hakkındaki düşüncelerimi ifade edeceğim.

      Euzubillahimineşşeytanirracim 

    ‘’Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostu yaptık.’’ (Araf Suresi 27. Ayetin Meali)

     Şeytan ile ilgili yapılan görsellerin tamamına yakınında; videolarda, resimlerde ve karikatürlerde insanın yanına gelen gizemli bir varlığın fısıldayarak insanı nasıl yoldan çıkardığı tasvir edilmektedir. Bu tasvir yöntemine katılmakla beraber gerçeği yansıtmakta yetersiz kaldığı kanaatindeyim. Zira bu tasvirler; şeytanın fiziki bir varlık olduğu ve sanki görünmezlik pelerinini giyerek insanlara yaklaşmış olduğu izlenimini vermektedir. Oysa şeytan, metafizik bir varlık olup vücud sıfatına haiz değildir ve elbette duyular ile algılanamaz/görülemez. Bundan dolayı şeytanın görünmezliğini anlatmaya bu görsellerin yeterli bir vasıta olduğunu düşünmüyorum. Şeytanın çok daha esrarengiz bir yapısının ve dehşet verici bir çalışma metodunun olduğuna inanıyorum ki İslami kaynaklarda da şeytanın bu özelliğine değinilmektedir.

      Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde mealen, Rabbimiz ‘’şeytan sizin apaçık düşmanınızdır’’ buyuruyor ve âdemoğlunu uyarıyor.  Biz birini düşman edindiğimiz zaman o düşmanımızdan gelen iyi ya da kötü telkinlere hep tedbirle yaklaşır ve düşmanımızın tuzağına düşmemeye çalışırız. Zira düşmanımız somuttur ve kim olduğu bellidir. Şeytan da bizim en büyük düşmanımız olup somut olmasına rağmen ortalıkta yoktur. O halde bu ebedi düşmanımız nerede?

     1995 yapımı ‘’Olağan Şüpheliler’’ adlı yabancı bir film de şöyle bir söz vardı: ”Şeytanın yapmış olduğu en büyük hile, tüm dünyayı yaşamadığına inandırmaktır.” Biz imanımız gereği şeytanın var olduğuna inanıyoruz. Ama tedbir almak için bu şeytan nerede diye hiç aradık mı? 

     Rabbimiz bizi uyarırken önce anne babamızı nasıl kandırdığına dikkat çekiyor; sonra, şeytan ve avenesi için ‘’Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler.’’ buyuruyor. Peki, göremeyeceğimiz yer neresi?

    ‘’Şeytan, insana kendi sesiyle konuşur’’

      Bu sözü ilk duyduğumda o kadar çok etkilendim ki şeytanın öyle kulağa fısıldayan bir varlık olduğuna, pek de benzemediğini fark ettim ve bu durumu şeytan için basit buldum. Çünkü şeytan; insanın düşünce sistemine sızıp, sızdığı şahsın iç sesini taklit ederek kendisini gizleyebilme teknolojisine sahip bir varlıktı.

      Düşünüyorum ama ben mi düşünüyorum? Bu iç ses ya da düşünce bana mı ait? Ya da sen düşünüyorsun da acaba sen mi düşünüyorsunİşte burası her insan için görmesi en zor olan yer, çünkü insanların çoğunluğu kafasından geçen her düşünceyi kendi düşüncesi zannediyor ve ‘’hangisi ben?’’ sorusunu bile sormuyor. 

     Rabbimiz, bu sinsi düşmana karşı müminlere bir savunma mekanizması lütfetmiştir. Bu savunma mekanizmasının harekete geçmesi ‘’Euzubesmele’’ ile başlayıp, namaz, koruyucu sureler, dua ve diğer iyilikler ile devam eder. Bundan başka insan, yaratılış fıtratı kendisini korumaya meyilli olup ta ki fıtrat bozulup sapıklaşana kadar bu faaliyetini sürdürür. Her şeyden önemlisi tüm insanların üzerindeki Allahın rahmeti şeytana karşı koruyucudur. Ancak hayat boyu korunmak için savunma mekanizmasını çalıştırmak gereklidir. Çünkü şeytana karşı savunma mekanizmasını kullanmayanların düşünce sistemleri daima şeytanın tehdidi altındadır. Eğer bir kimse bu mekanizmaları uzun süre kullanmayıp düşünce sistemini temizlemez ise artık düşündüğü her şeyin kendi düşüncesi olduğunu zannedecektir. Hâlbuki şeytan, insana sadece kendi sesiyle konuşur.

     İnsan, kendisi düşünebildiği sürece insandır; eğer insanın yerine şeytan düşünüyorsa o insan artık şeytanlaşma evrimine girmiştir.

     Şeytan vesvesesi, kulağa fısıldama şeklinden başka ‘’koku’’ olgusu ile de tarif edilebilir. Hatta kötü koku için şeytanı, güzel koku için melekleri teşbih edebiliriz. Uzun süre kötü kokuya maruz kalan bir bünye belli bir zaman sonra artık o kokunun pis bir koku olduğunu fark etmeyecektir. Zaman zaman mis koklamak lazım ki pis bir koku geldiğinde, onu o anda fark edip, ‘’işte vesvese, bu çirkin düşünceler benim düşüncem değil ama kurtulamıyorum’’ diyerek Allaha sığınılsın. Zira şeytanın teknolojisi ile başa çıkmak; insanın kendi kendine yapabileceği veya zekâsıyla halledebileceği basit bir iş değildir.

     Eğer şeytandan bir vesvese, bir gıcık gelirse hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki, Allah hakkıyla işiten, kemaliyle bilendir. (Araf suresi 200. Ayetin meali)

    Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese iliştiği zaman, durup düşünürler de derhal kendi basiretlerine sahip olurlar.(Araf suresi 201. Ayetin meali)

    Buraya kadar dini bir meseleyi anlatmaya çalışmış olsam da bu makaledeki ana amacım dünyanın iki derin gücünden batıl tarafın en derinini teşkil eden Şeytanı ve kurduğu derin teşkilatı anlatmaktı. Bundan dolayı, şeytanı bu şekilde tasvir etmeye ihtiyaç duydum. O sadece gelip kulağımıza fısıldayan harici bir düşman olmayıp aynı zamanda ’insan vücudunun gözeneklerinden geçip, damarlarımızda dolaşan ve düşünce sistemimizi çalıştıran maddi ve manevi hücrelerimize kadar sızabilecek’’ dâhili ve sistematik bir düşman.     

     Şeytan, sızıntı yoluyla düşünce sistemini kontrol ettikten sonra insanın fıtratını değiştiriyor ve düşünce sistemini tamamen istediği formata eviriyor. Böylece nihai hedefi olan, bütün nefisleri putlaştırıp yeryüzüne ‘’halife’’ olarak gönderilen âdemoğullarından ‘’tanrı-insanlar’’  çıkararak, en büyük düşmanı olan insanı cehenneme sürüklemek istiyor.

     Şeytanın, kul olan insandan tanrı-insan çıkarma faaliyetini ‘’mikro/kişi bazlı tanrılaştırma operasyonu’’ olarak tanımlıyorum. Çünkü bu operasyonun başarıya ulaşması için şeytan ve avenesi ferd ferd, özel olarak çalışıyor. Bunun yanında toplum üzerinde bir başka operasyonu daha var ki buna da ‘’makro/toplum bazlı tanrılaştırma operasyonu’’ adını veriyorum.

    Toplum bazlı tanrılaştırma projesinin zirvesi ‘’tanrı-krallar’’ olup şeytanın bu hedefini gerçekleştirmesi için toplumu, toplum olarak kontrol altına alması gerekiyordu. Bunun için ihtiyaç duyduğu ve kurgulaması gereken yapının adıydı: Derin Güçler/Gizli Örgütler…

     Ruhunu satan, düşünce sistemlerini tamamen Şeytana teslim eden insanların olduğu bir dünyada Derin Güçlerin üst aklı elbette Şeytan olacaktı…

     Devam edecek…

     Biz söylüyoruz ama her şeyin en doğrusunu Aliym olan Allah bilir.

 

    

     

 

SAYGILARIMLA
HAKAN CERAN

Yorumlar

Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .