DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber

DERİN GÜÇLER: Rahmani Akıl (3. Bölüm)

BiKarıncaBiKarınca Gönderiler: 1683. Derece
Ağustos 13 düzenlendi Kategori Dünya Tarihi
        Bir önceki bölümde ‘’şeytani akıl ve derin teşkilatını’’ anlatmıştık…

       Şimdi ise diğer derin gücü yani Rahmani aklı ve amacını anlatmaya çalışacağız. Yazının bu bölümünde şeytani aklın felsefe, sızıntı inanç ve sızıntı dinlerine karşı yapılan mücadeleyi anlatıp, birkaç örnek ile gnostizme yoğunlaşacağım.

       Rahmani aklın teşkilat yapısı son derece korunan bir yapı olup şeytanın ve uşaklarının dahi çözemediği lakin en çok korktukları yapıdır. Teşkilat yapısını hiç kimsenin çözemeyeceği gibi varlığı da ancak delillerle anlaşılabilir. Bizim bu aklın varlığına inanmamıza en büyük delil; şeytani aklın tek dünya devleti ve tanrı-krallar projesine en büyük tehdit olarak gördüğü, üzerine en kirli planların yapıldığı ve ‘’kuzey Müslümanlığı’’ adını taktıkları Anadolu coğrafyası ve arkasındaki akıldan olan korkularıdır.

      Batıl tarafta şeytan ve avenesi varken; Melekler, Peygamberler ve İlahi Kaynaklar da Rahmani aklın tam merkezinde yer almaktadır. Yeryüzünü şereflendirmiş olan 124 bin Peygamber bu uğurda mücadele etmiş ve Peygamberlerin vefatından sonra da bu savaş devam etmiştir. Özellikle Nemrud ve Firavun dönemleri gibi tanrı-krallar projesinin zirve yaptığı, âdemoğlunun en zelil duruma düştüğü ve umutların tükendiği dönemler; peygamberler vasıtasıyla yerle bir edilmiş  ve yaratılmışların en şereflisi olan insanoğlu fıtratına uygun bir hayata yeniden başlamıştır.

      Hak ile Batıl savaşının zahiri Bedir ile Uhud savaşı gibi olup bidayetten kıyamete kadar sürecektir. Kimi zaman hak, kimi zaman da batıl olan taraf zahiren galebe çalacaktır. Mutlak galip olan yalnız Allahu Teâlâ’dır.

      Peygambersiz dönemlerde; şeytani akıl teşkilatlanırken rahmani aklın teşkilatlanmaması elbette düşünülemezdi. Şeytanın en büyük düşmanı olan ve kimi tefsircilere göre Allahın yeryüzündeki halifesi, kimilerine göre yeryüzünün halifesi olarak yaratılan âdemoğullarını şeytanın saptırmasından kurtarıp, iman üzerine ahirete göç etmelerine vesile olmak; rahmani aklın ve teşkilatlanmasının ana amacıdır. Yani Rahmani aklın odak noktasında insan ya da ‘’âdem’’ vardır. Zira bu savaş Âdem ile Şeytan’ın savaşıdır.

     Hazreti Âdem’den itibaren var olan bu akıl, peygamberler geldikçe Onlara biat ederek kendisini formatlamıştır. Peygambersiz dönemlerde ise insanlığı kurtarmak üzere dünyanın derininde, batılın karşısındaki tek derin güç olarak günümüze kadar yapısını korumuştur. Bu yapının amacı hakkı üstün tutmak, dünya nizamını sağlamak ve ayrım yapmaksızın tüm insanlığı şeytani aklın zulmünden kurtarmaktır. Cihana hükmetmek ise bu amaca ulaşmak için önemli bir hedef olup bu hükmetme yetkisi bidayette Türklere verilmiştir. Böylece Türk milletinin genlerine ‘’cihan hâkimiyeti’’ şuuru yüklenmiştir.

    Rahmani akla göre diğer milletler düşmanımız değil, şeytanın esirleri olup gerçek düşman, şeytani akıl ve teşkilatlarıdır. Bir önceki yazıda katman katman saydığımız; tanrı soylu hanedanlar, felsefi cereyanlar, sızıntı inanç ve dinleri, küreselci tarikatlar, paranın hanedanları, çakma derin devletler ve istihbarat örgütleri Rahmani aklın hedefindedir. Bugün ki korkularının sebebi hedefte olduklarını bildikleri içindir. 

     Şeytani aklın teşkilatları içinde tanrı soylu hanedanlardan sonra altı, beş ve dördüncü katmanlarında, ‘’toplumun şeytanı’’ olarak kotarılmış olan sızıntı inanç ve dinlerin teşkilatlandırdığını; Hindistan, Mısır ve İran merkezli bir güç oluşturulduğunu yazmıştık. Bunlara karşı Rahmani akıl hem maddi hemde manevi teşkilatları sürekli mücadele etmiştir. Bu mücadelenin maddi yönünü  ‘’İslam’ın Kılıcı’’ olan Türkler yapmış olup bu konuyu bir sonraki bölümlerde anlatacağız. 

     Değerli ağabeyimiz Ahmet YOZGATLI’nın gündeminde yer alan ‘’Gnostizm’’ de mücadele edilen konulardan birisidir. Bu hususta yapılan mücadeleye sadece birkaç isim üzerinden örnek vermek istiyorum.  

     Tanrı hususunda daha derin bilgilere ulaşarak peygamberlerin bile üzerinde, kendilerini ayrıcalıklı bir sınıf olarak tanımlayan Gnostlara karşı en sert darbelerden birisini Vezir Nizamülmülk medreselerinin bugünkü anlamda rektörü olan İmam Gazali vurmuştur. Antik Mısır ve Yunan Felsefelerinin akın akın İslam medeniyetine sızdığı, batıliniğin çığ gibi büyüdüğü bir dönemde yani 11. yüzyılda felsefecilerin sapıklığını ortaya koymak için batı dillerini öğrenen İmam Gazali;  eski Yunan ve Latin filozoflarının kitaplarının aslı üstünde çalışarak; onların sapıklığını ortaya dökmüştür.

     Gnostizme karşı bir başka darbe, İslam âlemi tarafından hicri ikinci bin yılının müceddidi olarak kabul edilen İmam Rabbani tarafından vurulmuştur. İmam Rabbani ve İmam Gazali gibi İslam âleminin büyükleri, gnostizmin ne derece aşağılık bir inanç olduğunu, hak tarikat ile batıl tarikatları birbirinden ayırmanın yollarını, keşif yolu ile elde edilen bilgilerin kurana, sünnete ve ehlisünnet müçtehitlerinin bildirdiklerine aykırı olduğu anlaşıldığında o bilgilere uymanın caiz olmadığını eserlerinde işlemişlerdir. Günümüzde de devam ettirilmesi istenen bir proje olan ‘’birlemeci, vahdet-i vücutçu ya da her insan tanrının bir cüz’üdür’’ yani insan-tanrıdır’a yoğrulacak olan anlayış İmam Rabbani vasıtasıyla tarikatlardan temizlenmiştir.

     İmam Rabbaniye göre, ölçü şeriat olup seyri sülük halinde elde edilen bilgilerin, şeriata uymadığı yerlerde hiçbir önemi yoktur. Yani o bilgi aslında şuursuz bir bilgi olan gnosis’tir. Gnosis ise hakikat olmayıp, hakikat sadece şeriattır. Özellikle İmam Rabbani’den sonra, iyice anlaşıldı ki vahiy;    akıl, keşif ve ilhamdan her zaman üstündür ve gnostik bilgilere uymak caiz değildir. Burada sorulması gereken en kritik soru şudur?

       Bidayette; tarikatlar mı vardı, yoksa gnostlar mı? 

       Bu soruya; ilahi dinlerden nasıl sapkın birçok inanç türetilmiş ise tarikatların da bozulmuş, değiştirilmiş ve doldurulmuş hali Gnostizm’dir, cevabını vermeyi uygun görüyorum. Allahın sıfatlarını, elleriyle yaptıkları putlara isim olarak verip somut tanrılara tapınmak isteyen sapkınlardan yola çıkan birileri hâşâ ve kella ‘’bak Muhammed Allahın isimlerini putlardan çalmış’’ diye bir yorum yapıyorsa bunun sebebi bidayette put yok iken Allahın esmalarının var olduğunu bilmemelerinden dolayıdır. Bugün gnostlarda görülen aracı/murşid, nefs terbiyesi, riyazat, seyr-i süluk, maddi ve manevi âlem, ruh, beden, nefs, Tanrı aşkı, Tanrıya ulaşma, Tanrının bir cüz’ü olma ve bazı bilgilere vakıf olma gibi durumların ve ritüellerin benzerleri bildiğimiz tarikat derslerinde görülen şeylerdir. Bu derslerin hangisi doğrudur bilmiyorum, tarikat ehli de değilim. Lakin şu soruyu sormanın adalet gereği olduğunu düşünüyorum: Bidayette hangisi önceydi? Tarikat mı gnostizm mi? Gnostizm bir tarikat bozması olmasın! Zira putlar da bir din bozması olarak doğmuş olup sonradan sızıntı dinine evrilmişlerdir. Ki İmam Gazali bunlar için:

      ‘’O kadar gülünç şeyler söylüyorlar ki hiçbir cahilin, hiçbir ahmağın bu kadar aşağılığı görülmemiştir. Birçok kıymetli bilgileri ise peygamberlerin kitaplarından çalmış ve aralarına, başka şeyler de katmışlardır.’’ Der.

      Kanaatimce Gnostizm, ritüelleriyle birlikte gerçekten bilgiye ulaşma yollarından biri olabilir. Ancak ulaştıkları bilgi ya da gnosis; doğru da yanlış da olabilir. Bundan dolayı gnostların en büyük hatası bu bilgilerin saf bilgiler olduğunu zannetmeleri, şeytanın teknolojisini hesap edememeleri ve peygamberleri inkâr etmeleri olmuştur. Aklın, vahiyden üstün tutulduğu her felsefe sapıklıktır ve gnostik akımlara karşı tarikat haricinden fetva ya da bilgi veren hiçbir âlim kendisini tarikat ehlinin şiddetli eleştirisinden kurtaramazdı. Bundan dolayı gnostik sızıntılara karşı en etkili müdahale tarikat ehli olan İmam Gazali ve İmam Rabbani eliyle yapılmıştır.

     Burada yine son yıllarda duyduğumuz bir konudan bahsetmek istiyorum. Adnan Levent TABAK ağabeyimizin Pavlus’u anlattığı yazı dizisinde geçen ve diğer araştırmacıların da iddia ettiği ‘’İsa Aleyhisselam için yaşadı denilen tarihte, O’nun yaşadığına dair hiçbir delil yok, öyle biri yaşamamış’’ mealindeki sözlerine; İmam Gazali ve İmam Rabbani’nin Gnostik bir filozof olan Eflatun’a yönelik şu sözleri ile destek vermek istiyorum.

     İmam Gazali: Peygamberlerin izinden gidenler bir şeyin doğrulunu ispat ederken yanılırlarsa, zararı ve tehlikesi olmaz. Bu kişilerin peygamberlere uyması doğruluklarını bildirmeğe yetişir. O(gnostik) zavallılar ise peygamberlere uymaya gericilik deyip, sözlerini akla uygun getirmeğe çalışıyorlar… Bunların en büyüğü Eflatun, İsa Aleyhisselam’ın sözlerini işitince bize yol gösterecek kimseye ihtiyacımız yok, dedi. Ölüleri dirilten, körlerin gözlerini açan, abraşları iyi eden yani kendi tecrübelerinin yapamadığı şeyleri yapan bir kimseyi gidip görmeleri gerekirken; anlamadan, görmeden böyle cevap verdi.

    İmam Rabbani: Hazreti İsa Aleyhisselam Eflatun zamanında peygamber olmuştu. Eflatun, Ruhullah olan O yüce peygambere inanmadı. Eğer kalbini karartan sefası olmasaydı, hayalindeki surete aldanmaz…

     Eflatun, milattan önce 427 ile 347 yılında yaşamış olup batılılara göre İsa’dan 4 asır önce yaşamıştır. O halde ‘’Dönemin Roma İmparatorluğu’nun nüfus kayıtlarına göre Hz. İsa adında biri hiç doğmamış, yaşamamış ve varlığı ‘Resmi Belgelere’ dahi yansımamış’’ olan İsa Aleyhisselam’ın doğum yılı olarak kabul ettikleri milat tamamen uydurmadır. Bundan dolayı o tarihte yaşamış bir İsa bulmaları mümkün değildir.  Zira İslam büyüklerinin bildirdiklerine göre İsa Aleyhisselam ile Eflatun aynı dönemde yaşamışlardır.

     İznik konsülünde,  Antik Mısır Mitolojisinden geliştirilen Eflatun Teslisi sızıntı ya da gnostizminin, İmparator’un oyunuyla Hıristiyanlığı tamamen ele geçirdiğine şahit olduk. Böylece dönemin hak dini olan İsa Aleyhisselam’ın tevhidi bir kez daha gnostizm tarafından yutulmuş oldu. Artık dünya; Son Peygamber ve O’nun getirdiği İslam’a hazırlanıyordu. Şeytani akıl’da kendince planlarını yapmış ve bu dine sızmanın antrenmanlarını yapıyordu. Lakin son din, Allahu Teâlâ’nın korumasında olup hiçbir zaman gnostizmin tam manasıyla hâkimiyet sağlayacağı bir din olmayacaktı. İşte Rahmani akıl ve teşkilatları bu savaşta sebepler âleminden bir sebep olup Şeytani aklın tam karşısında kıyamete kadar mücadelesini sürdürecektir.

     Rahmani aklın merkezini teşkil eden yapının mensupları, son derece büyük sırlara ve gizli ilimlere vakıf olup şeytani aklın altı, beş ve dördüncü katmanında oluşturulan bütün felsefi cereyanlara ve sızıntı dinlerini iyi tanımakta, onlara karşı hep teyakkuzda ve savaş halindedir. Şeytani aklın, Nusayrilik gibi teslis inancını sızdırıp mezhep haline getirdiği ve teşkilatlarına dâhil ettiği ufak tefek kazanımlarından başkasına izin verilmemiştir. Tarikatlarda ise akıl değil, vahiy üstündür. Hepsinde durum böyle mi? Elbette gnostikleşenler; şeyhına o her şeyi bilir gibi Allahın sıfatlarını yakıştıranlar, şeyh bir sebep iken sebebin sebebi gibi gören müritler yavaş yavaş gnostik akımların midesine inmektedirler…

     Buraya kadar, şeytani aklın felsefe ve sızıntı katmanlarına karşı iki isimle cevap vermeye çalıştım. İmam Gazali ve İmam Rabbani sadece bir örnekti. Birçok âlim bu uğurda mücadele etmiş ve düşmanını da çok iyi tanımıştır.  Derviş misali dünyayı gezenler de, aynı zamanda nerede ne olup bittiğini kayıt altına alan bir istihbarat ağı olup Rahmani aklın teşkilatlarına mensup şahıslardır. Bunlar sürekli gezerler. Sabit bir ikamet adresleri yoktur. Bu teşkilat bugün de faaliyetine devam etmektedir. Kimi derviş der, kimi abdal, kimi de mecnun…

     Burada şeytani aklın sızıntı katmanları ile mücadele konusunu bitiriyorum. Bu kısım daha çok manevi bir mücadele olup elbette Hindistan, İran, Mısır gibi sızıntı merkezlerini ele geçirmek önemliydi ve İstanbul, Roma, Kudüs gibi dünyanın kalbinin attığı şehirler için yapılan tüm savaşlar da aslında Rahmani akıl ile Şeytani aklın kritik üsleri kontrol etmek için verdiği bir mücadeleydi. Rahmani akıl bu merkezlere hâkim olarak sızıntı virüslerini kaynağında kurutmak, Şeytani akıl ise bu merkezleri bırakmayarak amacına ulaşmak istiyordu. Bundan dolayı Rahmani aklın bir derin devlete ve kritik üslerin fethi için İslamiyet’in kılıcına ihtiyacı vardı… Bu görev binlerce yıl öncesinden Türklere verilmiş olup bir el Türkleri bu kutlu göreve hazırlamakla memur olacaktı. İşte o el; Rahmani aklın büyükleri tarafından teşkilatlandırılmış olan Türk Derin Devletiydi.

    Biz söylüyoruz ama her şeyin doğrusunu Aliym olan Allah bilir.

    

 

 

 

 

  

 

SAYGILARIMLA
HAKAN CERAN
Teşekkür edenler (4)SerdarTopuz_ ARS Azer BAMSI_BEYREK

Yorumlar

  • BAMSI_BEYREKBAMSI_BEYREK Gönderiler: 553. Derece
    Hz. Isa ve Eflatun baglantisini okuyunca bir duraksadim. Nasil ya? dedim. Dogruysa kullandigimiz miladi takvimler o zaman yanlis mi? Zaten bir keresinde günes takviminin uydurma oldugunu okumustum. Papa Gregorius tarafindan degsitirilmis Gregoryan Takvimi. Bir nevi yama yapilmis. Ilginc. Tebrikler, yine iyi bir yazi olmus.
    Teşekkür edenler (1)BiKarınca
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .