DerinDunya Haber Açıldı! Sizleri de bekliyoruz : DerinDunya Haber
DerinDunya Sözlük açıldı! Sizlerin de katılımını bekliyoruz...

ZAMAN HAKKINDA; Zaman Nedir?

BiKarıncaBiKarınca Gönderiler: 189
Ağustos 16 düzenlendi Kategori Diğer

     Zaman hakkında birçoğumuz düşünmüşüzdür…

     Tarih boyunca birçok düşünür felsefi açıdan, birçok bilim adamı da özellikle fizik yasaları içinde bu soruya cevap bulmaya çalışmış…

     Bilime çok fazla ilgi duyan bir yapıda olmadığım için bu hususu daha çok felsefi açıdan ele almak istiyordum. Aslında uzun bir süre önce ‘’zaman’’ kavramı üzerinde düşünmüş ve tam manasıyla tatmin olmasam da kendimi ikna edebilecek bir yorum geliştirmiştim. Buraya özgün bir sunum yapabilmek adına gerçekten özgün bir tez mi ortaya koyuyorum diye kısa bir araştırma yaptım. Tarihin derinliklerinde, bazı filozofların ve İslam âlemin ‘’zaman’’ yorumunda ortak noktalarımız olduğunu fark ettim. Bu ortak noktalarımız için bazı İslam düşünürlerinin ‘’hal değişimi’’ bazı filozofların da ‘’değişim’’ ifadelerini kullandıklarını söyleyebilirim. Değişim derken ne kastedildiğini bilmiyorum ama ‘’hal değişimi’’ tam da tezimin ana tema’sı olacak…

      Bununla birlikte yaptığım araştırmada Einstein’ın ‘’görelilik kuramı, ikizler paradoksu’’ ve bu teorileri kanıtlamak için kullanılan ‘’atom saati’’ hakkında bilgi sahip oldum. Bundan dolayı felsefi açıdan ele almak istediğim ‘’zaman’’ kavramını, yüzeysel anlamda bilgi edindiğim Einstein’ın teorileri ile harmanlamak istiyorum.

     Zaman kavramını yine katmanlı düşünce yapısı içinde ele alacağımızı belirtmek isterim. Aslında iç içe geçmiş birçok katmandan oluştuğunu düşünüyorum ama burada üç katman üzerinden gitmeye çalışacağım. En üst katmana  ‘’Kâinat Zaman’’ ,  orta katmana ‘’Periyodik/Döngüsel/Görecesiz Zaman’’ ve en alt katmana da ‘’İzafi/Göreceli Zaman’’ kavramını yerleştiriyorum.

     Bugün bilim dünyası en alt katmanda bulunan ‘’izafi/göreceli zaman’’ üzerinden teori geliştirmektedir. Ya da bilim, tek zaman anlayışı vardır bu da ‘’göreceli/izafi’’ zamandır, demektedir. Bu konu hakkında bilime ilgi duyan kardeşlerim bizi aydınlatabilirler.

     İzafi/göreceli zaman; Einstein’ın teorisine göre ‘’hız ve kütle çekimi arttıkça zaman yavaşlar’’ prensibine dayanmaktadır. Bu teoride ışık, kâinattaki en hızlı varlıktır ve bu hıza ulaşmak mümkün değildir. Işığın hızı ise ne artar ne de yavaşlar, yani değişmez. Ayrıca ışık hızı için zaman kavramı da yoktur. Yani ışık hızının üzerine binerek yolculuk yapan bir varlık için zaman hiç geçmeyecektir. O halde ışık hızına yaklaştıkça zaman daha yavaş akacaktır, yorumu yapılmıştır.

     Bu durum ikizler paradoksu kavramı ile başka bir şekilde tarif edilmiştir. 20 yaşındaki İkiz kardeşten birisini, ışık hızına yakın bir hıza ulaşan jet ile uzaya gönderiyorlar, diğer kardeş ise uzaydaki kardeşinin gelmesini bekliyor. Uzayda kendi zamanına göre 5 yıl kalan kardeş, dünyaya döndüğünde de bakıyor ki ikizi ihtiyarlamış… Bakın ikizlerden birisi 80’lik ihtiyar diğeri 25’lik genç bir adam… Demek ki zaman izafidir diye açıklanmış… Tabi, bunun tecrübe edilmesi mümkün değil!

     Bu teoriler zamanın ne olduğu hususunda bilgi vermekten ziyade zamanın özelliklerini kullanmak ile ilgilidir, diyebiliriz. İyi de zaman nedir?

     Bilim dünyası zaman nedir, konusu üzerinde durmayı belki de zaman kaybı olarak gördü ya da felseficilere bıraktı. Bundan dolayı ‘’zaman nedir’’ konusu üzerinde yoğunlaşmak istiyorum ve bağlayabildiğim noktalarda Einstein’ın teorilerine bağlamaya çalışacağım.

     İzafiyet teorisinin incelendiği katman için ‘’izafiyet/göreceli zaman’’ adını vermiştik. Aslında bu tabiri izafiyet teorisine uyum sağlasın diye verdim. Ayrıca buradaki zaman mefhumunun ‘’yalancı/sahte zaman’’ hatta zaman bile olmadığını düşünüyorum. Yazının devam eden kısmında bunu açıklamaya çalışacağım.   

     Bu katmandaki sahte zaman için ‘’değişimler toplamı’’ ya da ‘’değişimlerin birleşimi’’ adını vermeyi uygun görüyorum. İslam âleminin düşünürleri de zaman için ‘’hal değişimi’’ tabirini kullanmışlar… Kim demiş, ne zaman demiş, ne yazmış bulamadım. Sadece bu kadar bir bilgiye vakıfım… Peki değişimlerden kastımız nedir?

     Kâinat dâhil olmak üzere kâinatın içindeki her varlık hatta her zerre doğar, büyür, gelişir, küçülür ve ölür. Bu çerçeveye bir varlığın halleri ya da vetiresi diyebiliriz…

     Bir çiçek tohumu ektik diyelim; yavaş yavaş büyüyecek, çiçek açacak, sonra yavaş yavaş kuruyacak ve ölecektir. Bu vetirede de hep bir değişim yani farklılaşma bulunmaktadır…

     Ya da demir madeninin pas tutması bir değişimdir…

     Evimize aldığımız bir eşyanın eskimesi bir değişimdir…

     Hüzün, mutluluk, öfke gibi duygu durumlarından bir diğerini yaşamak da bir değişimdir. Yani hissiyatta da bir değişim vardır…

     Yaşlanmak, eskimek bir değişimdir…

     Bu durumu biraz daha detaylandırırsak, bir çocuk dünyaya geldiğinde hücre sayısı artmaya başlar, yani bedeninde yeni hücreler doğar. Bu hücreler kısa ömürlü olup ölürler ama büyüme sürecinde ölen hücreden daha fazla doğan hücre olduğu için çocuk gelişir ve büyür. Aslında çocuk geliştiğinde, o organizmayı oluşturan hiçbir hücre artık yaşamamaktadır. Yetişkin bir adam olduğunda da her zerresine kadar baştanbaşa yeniden yaratılmıştır. Bunun için her an yaratılış devam ediyor denilir. Yaşlılık ise ölen hücrelerin, doğan hücrelerden çok olmasıdır. Ölen hücrelerin yeri doldurulamadığı için yaşlılık emareleri görülmeye başlar; cilt yaşlanır, kemikler zayıflar vs… İşte insanoğlu böyledir; 20-30 yıl sonra gördüğünüz bir insanın şekli aynı olsa da aslında o, baştanbaşa değişmiştir… Bu olayların yaşanması da bir değişimdir, döngü değildir! Hücrelerin doğumu, yaşlanması ve ölümü de bir değişimdir. Olumlu ya da olumsuz ama bir değişim hep vardır. Ayrıca her varlığın/maddenin kendisine özel bir değişim kültürü de vardır.

    Şimdi bu değişimin bir anda ortadan kalktığını hayal edelim. İşte bu durumda zamanın izafiliği de tamamen ortadan kalkacaktır... Mutsuzluk yok, yaşlanma, eskime, büyüme, küçülme, paslanma, kırılma, gelişme vesaire artık yoktur… Bu donmak veya hareketsizlik değildir. Bir nevi ‘’ölümsüzlük’’ tür ve aslında bu katmandaki zaman gibi ölümsüzlük de sahtedir.

    En alt katmandaki ‘’değişimler birleşimi’’ adını verdiğim sahte zaman, Einstein’ın teorilerini de ilgilendiren zamandır. Bu katmanda her varlık için farklı durumlarda, ona özel değişim kültürü vardır. Zaten bundan dolayı izafiyetlik ortaya çıkmıştır.

     Yukarıda ‘’ışık hızı için zaman kavramı yoktur. Yani ışık hızının üzerine binerek yolculuk yapan bir varlık için zaman hiç geçmeyecektir.’’ derken de aslında yaşlanma, eskime ve değişme olmayacak, denilmektedir. Yani değişimsizlik ifade edilmektedir. Yine değişim durdurulduğunda, ikizler paradoksuna göre ışık hızına yakın bir hızla uzaya giden kardeş,  dünyaya döndüğünde aynı ikizini bulacaktır. Zira değişimi ortadan kaldırdığımızda yaşlanmayı da ortadan kaldırmış oluruz hatta bunun için sahte ölümsüzlük demiştik. Aynı örnekte kardeşlerin ölçüm aleti olan saatlerinde de bir fark olmayacaktır. Zira değişim kültürünü tamamen ortadan kaldırdık. Değişim kültürü ortadan kalktığı zaman sadece periyodik tekrarlar ve hareketler kalır. Duygular dahi değişmez. Var olan duygu bile ölümsüzleşmiştir. O halde şunu söyleyebilirim:

      Einstein’ın teorisine göre ışık hızında zamanın yok olması, aslında ‘’değişimin durması’’  dır. Bu durum her madde ya da her varlık için geçerlidir.

***

      ‘’Geleceğe ya da geçmişe yolculuk’’ gibi kavramları hepimiz duymuşuzdur. Işık hızında hareket eden bir şahıs için zaman duracağı için geleceğe; ışık hızı geçilince de zaman geriye saracak ve geçmişe gidilecek gibi sözler var. Fakat Einstein’a göre ışık hızına ulaşmak da mümkün değildir.

     Geleceğe gitmenin ne demek olduğunu anlamak için şu örnek verilir:

     Stephen Hawking: ‘’ …Gerekçesini açıklamak için, bilimkurguya özgü bir taşıma sistemi hayal edelim. Doğruca Dünya’nın çevresinde giden, süper hızlı trene ait bir yol düşleyin. Bu sanrısal treni ışık hızına mümkün olduğunca fazla yaklaşmak ve zaman makinesinin nasıl bir şey olduğunu görmek için kullanacağız. Güvertede, geleceğe tekyönlü biletleriyle yolcular olacak. Tren gitgide hızlanıyor. Ve kısa sürede tekrar tekrar Dünya’nın etrafında dönmüş oluyoruz. Saniyede 7 defa… Trenin istasyonu 1 Ocak 2050’de terk ettiğini varsayalım. 2150 yılbaşı gecesinde geri dönünceye kadar 100 yıl tekrar tekrar Dünya’nın etrafında dönecek. Yolcularsa trenin içinde olmaları sebebiyle sadece bir hafta yaşamış olacak. Ve nihayet trenden indiklerinde bıraktıklarından hayli farklı bir dünya bulacaklar. Bir hafta içerisinde 100 yıl ileriye gitmiş olacaklar. Bu hızda bir tren yaratmak şüphesiz hayli imkânsız. Fakat biz, bu trene çok benzeyen bir şeyi, dünyanın en hızlı parçacığını CERN’de inşa ettik.’’ Demektedir.

     Bunun adı ‘’geleceğe gitmek’’ değildir, bunun adı ‘’değişmemek ya da yaşlanmamak’’ demektir. Eğer bunun adı geleceğe gitmek ise biz her an zaten geleceğe gidiyoruz. Yani 5 dakika sonrası için Allah izin verirse geleceğe gitmiş olacağız. İkizler paradoksundaki uzaydan gelen kardeşte de aynı durum vardı; uzaydan gelen kardeş geleceğe gitmemişti sadece yaşlanmamış veya değişmemişti.  Hawking’in verdiği örneğin, bir insanın dondurulması ve 100 yıl sonra uyandırılması teorisinden farklı bir tarafı yoktur. Hatta bunun adı izafiyet ise dondurulmuş olan adamın uyandığında geçen 100 yıl; 1 an geçmiş gibi hissedilecektir. Öyleyse, trendeki yolcular boşuna 1 hafta seyahat etmişler, denilebilir. Tabi buradaki mesele fizik yasalarını geliştirmek olduğu için sadece bir örnek olarak verilmiş.   

    Fizik açısından yapılan araştırmalar ve deneyler; zamanın yavaşlamasını değil, maddenin yaşlanmamasının (değişimsizliğin/ölümsüzlüğün)  sebeplerini inceliyorlar diye düşünüyorum. Tekrar ifade etmek gerekirse ışık hızına ulaşan biri için zaman durmayacak, kendisinde olan değişim duracaktır.

***

      Atom saati adı verilen bir saat ile Einstein’ın izafiyet teorisi bilim dünyası tarafından kanıtlanmış durumdadır, deniliyor. Atom saati; sezyum adı verilen bir atomun titreşimlerinden zamanı ölçen bir saat çeşididir. 3 milyon yılda 1 saniye hata yapmalarının ihtimali sadece % 22,522 olup en güvenilir saat olarak kabul edilmektedir. Aslında en güvenilir demek, en az değişime uğrayan demektir. 1971 yılında yapılan bir deneyde iki adet atom saati ve jet uçağı kullanılmıştır. Uçaktaki atom saati yerdekiyle karşılaştırıldığında bu iki saat farklı işliyordu. Yani hareket eden uçaktaki atom saati, yerdekinden saniyenin birkaç milyarda biri kadar yavaştı. Bu hassas ölçüm ile Einstein’ın keşfi olan hızın, zaman üzerindeki etkisini kanıtlamıştır. Benim tezime göre atom saati de bir varlıktır ve bu operasyonda yine değişim ölçülmüştür. Bununla birlikte atom saati en güvenilir yani en az değişime uğrayacak olan bir saatti ve başka bir saat kullanılsaydı daha fazla değişim ortaya çıkacaktı. Bu da her maddenin, her varlığın, her mahlûkun değişim kültürünün birbirinden farklı olduğunu gösteriyor.

***

     Einstein’ın izafiyet teorisi, fizik alanında ortaya koyulmuş olan bir teoridir. Peki, izafiyet sadece fizik alanında mı geçerlidir?

     İzafiyet sadece yer çekimi ve ışık hızı kavramlarıyla ya da sadece fizik yasaları ile açıklanamaz. Bu fizik için yeterli olabilir ama her bilim dalı muhakkak bu sahte zamanın izafiliği hususunda bir şey keşfedebilir. Bu hususta birkaç örnek vermek istiyorum.

     Aynı yaştaki insanlardan birinin diğerinden daha genç, diğerinin daha yaşlı olduğu durumlar ile karşılarız. Ya da bir adama bir keder isabet ettiğinde, o kederin o adamı daha hızlı yaşlandırdığını fark ederiz. Veya mutluluk, gülmek, spor yapmak insanı gençleştirir derler. Bunlar hayatta tecrübe ettiğimiz durumlardır. Hatta şöyle klişe bir örnek vereyim:

     Üzerinden 2 saat geçmiş bir durum vardır ama zaman ne kadar hızlı aktı deriz. Bu durumu daha çok keyif ve mutluluk duyduğumuz işlerde yaşarız. Sanki 10 dakika gibi geldi deriz. İşte aslında mutluluk anında izafi anlamda zaman yavaşlar. Gerçekten de 10 dakikalılık bir ortam yaşanmıştır. Geçen 2 saat ise periyodik/döngüsel zaman dediğimiz bir üst katmandaki zamanı ilgilendiren bir konudur. Buradaki izafiyet ise hissiyattaki değişimdir. Hissiyattaki bu değişim gerçekten doğrudur ve hayatı böyle geçen insanlar daha az yaşlanırlar. Zira izafi anlamda daha az yaşamışlardır. Fakat buradaki 10 dakika;  gerçek zamanı değil, sahte zamanı temsil eder.

     Aynı zamanda hapisteki bir mahkûm ya da kedere boğulmuş bir adam için 1 saat 1 yıl gibi geçebilir. Gerçekten de izafi anlamda 1 yıl geçmiştir. İlk örnekteki mutlu ve sevdiği işi yapan adamların daha genç kalması; keder ve hüzne kapılan insanların daha çabuk yaşlanması aslında zamanın izafi anlamda kişilere göre değişmesindendir. Ya da benim tezime göre farklı durumların şahıslardaki değişimi yavaşlatması ve hızlandırmasıdır.

     Orta katmana ‘’Periyodik/Döngüsel/Görecesiz Zaman’’ mefhumunu yerleştirmiştik. Bu zamanı ‘’dairesel, periyodik ya da hareket tekrarı’’ ile oluşan zaman olarak görüyorum. Periyodik zamanlar,  kâinat içindeki her sistem için farklı ve birbirlerine göre de izafi olabilir.  Yani biz güneş sistemi içinde yaşıyoruz ve güneş sistemindeki zaman, bir başka yıldız sisteminden farklı işleyebilir. Her sistem gibi güneş sistemi de doğar, büyür, gelişir, küçülür ve ölür. Bu vetire içinde de birçok olay olur. İşte helyumun hidrojene dönüşmesi… Diye başlayıp anlatırlar.  Bu sistemlerdeki ‘’değişim kültürü’’  kaldırdığında  -örneğin güneşin yakıtı artık hiç bitmeyecek, küçülmeyecek vs-  ortada sadece kâinat zaman kalır ve güneşin her 24 saatte bir yaptığı iş sadece bir tekrarlama ya da döngüsellik olurdu. Değişim tamamen ortadan kalktığında ise bütün kâinat için izafiyet diye bir şey, söz konusu dahi olamazdı.  

     Bu katmana ‘’görecesiz zaman’’ adını da vermemizin sebebi sadece güneş sistemi üzerinden konuya devam edeceğimiz içindir. Çünkü aynı sistem içinde yaşayanlar için ikinci katmanda izafiyet diye bir durum söz konusu değildir. Ki izafiyet de aslında zaman değildir!  Sadece maddenin/eşyanın/canlının farklı durumlardaki değişim kültürü ya da değişim şartlarıdır. Bundan dolayı yalancı/sahte zaman olarak isimlendirmiştik. İkinci zaman katmanında;  1 saat için 10 dakika gibi geçti diyen birisi için de;   1 saat için 1 yıl gibi geçti diyen birisi için de aslında sadece 1 saat geçmiştir. Zira ortaktır. Ya da ikizler paradoksunda uzaya çıkan kardeş ile dünyada kalan kardeşin buluşması aynı aralıkta olmuştur…

     En alt katmandan başlayarak bütün değişim kanunları ortadan kaldırıldığında geriye sadece Kâinat zaman kalacaktır. Kâinat zaman ise büyük patlama ile doğup kıyamet ile yok oluşa kadar sürecek olan aralığı ifade eder ve en gerçek zaman’dır.  İyi de! Hâlen zaman için şudur, diyemedik. Zaman nedir?

***

     Televizyonların çalışma sisteminde resimlerin çok hızlı bir şekilde değiştirilerek (insan gözünün fark edemeyeceği bir hızda) resimlere hareket kazandırıldığı, bizimde bu hareketliliği video olarak izlediğimiz söylenir.

     Zaman; video sisteminde kullanılan, insan gözünün fark edemeyeceği hız da değiştirilen resimler gibi her an yaşanılan olayların öldürülmesi ve o an’da yeni olayların yaratılması ile ortaya çıkmaktadır. Buradaki ‘’an’’ dan maksadım; salisenin sonsuzda biri diye ifade edeceğim kadar anlamsız bir süre, hatta süre bile değildir. Yani her an olaylar öldürülmekte ve yenileri yaratılmaktadır. Bütün kâinat ve içindeki varlıklar bu ölüm ile yaratılma arasına sıkışmıştır.

     İşte gerçek zaman: Bu an’ların toplamıdır ve doğrudan doğruya yaratıcıya bağımlıdır.  Bu anlamda gidilebilecek bir geçmiş yoktur, zira ölmüştür. Yine gidilebilecek bir gelecek de yoktur, çünkü bizim açımızdan henüz yaratılmamıştır. Rabbimiz bizim açımızdan ölçülmesi mümkün olmayan her an yaratarak hayatı devam ettirmekte ve aynı an’da olayları öldürmektedir.

      Kırılma, eskime, yaşlanma, bozulma, ısınma, ekşime, soğuma vesaire her şey derinlerde meydana gelen bir ölüm ile gerçekleşir. Bu anlamda değişimin durdurulmasına ‘’ölümsüzlük’’ demiştik. Hatta bu ölümsüzlük için ‘’yalancı ölümsüzlük’’ tabirini kullanmıştık. Çünkü bir sistem/döngüsellik içinde ölümsüz bir şekilde hareket edebilmek için o an’daki olayların yaratılmasına muhtacız.  Yani eskimek, yaşlanmak, bozulmak yok! Tamam, bu bir ölümsüzlüktür ama bunun için de hareketin devamına ihtiyaç vardır. Güneşin 24 saatte bir dönmesine, periyodik faaliyetlere gereksinim vardır. Yaprağın kıpırdamasına ihtiyaç vardır. Burada her an yaratılan ve öldürülen ‘’olay’’ diye nitelediğimiz durum da aslında hareket’tir.

***

     Sonuç olarak; Einstein’ın teorilerinden anladığımı şöyle hikâyeleştirirsem: ‘’Şu yazıyı yazarken 2 saat harcadım, sonra kapıyı açıp etrafa baktığımda dünyanın değişmiş olduğunu gördüm ve şok oldum. Etrafta uçan arabalar falan var. Dışarıdan geçen birisine ne oluyor diye sordum. Yıl 2117 olmuş şu tipine bak sanki 100 yıl geriden geliyor gibi bir halin var diyerek alay ediyor… Kendi kendime nasıl olur sadece 2 saat yazı yazdım ve 100 yıl geçmiş, nasıl olabilir diye düşünürken!..  Demek ki izafiyet teorisi bu olsa gerek diye teselli buldum’’… Ve yine yukarıda şöyle bir ifade kullanmıştım:

    ‘’Atom saati verilen bir saat ile Einstein’ın izafiyet teorisi bilim dünyası tarafından kanıtlanmış durumdadır.’’

      Kanaatimce, atom saati ile yaptıkları deney ile sezyum atomundan oluşmuş bir saatin yüksek hızdaki değişimini kanıtlamışlar, demiştik. Einstein’ın izafiyet teorisinin atom saati ile kanıtlanmasını, bilim dünyasının kendisini tatmin etmesi olarak görüyorum.  Yapılan işi şuna benzetiyorum: Buzdolabına ve balkona birer adet süt koysalar yine bir süre sonra balkondaki sütün ekşidiğini ve dolaptaki sütün taze kaldığını göreceklerdir. Yani ikizler paradoksuna göre dolaptaki sütün balkondaki süte kavuştuğunda vereceği ilk cevap kardeşim ne kadar yaşlanmışsın olacaktır! Yani ölçüldüğü zannedilen zaman değil, değişimdir.

      Atom saatinin işlevi ne olursa olsun kendisi de bir maddedir. Süt, et, peynir, demir gibi bir madde/varlık... Bununla Einstein’ın teorisini kanıtlayabileceklerini düşünmüyorum. Kanıtladıkları şeyin maddenin farklı ortamlardaki ‘’değişim kültürü’’ ile o varlığın hangi durumda ölümsüzleşme eğilimine girdiğidir, diye düşünüyorum.

      Burada son bir parantez açıp ‘’Miraç ve İzafiyet Teorisi’’ hakkında bir şeyler söylemek istiyorum.

      Efendimiz Aleyhisselam o gece başka bir âleme yükselmiş, birçok olaya şahit olmuş ve dünya zamanı açısından çok kısa bir süre içinde geri dönmüştür. İkizler paradoksuna göre dünyadaki zamanın daha hızlı, yolculuk yapanın zamanının daha yavaş olması gerekiyordu. Örneğin 5 yıl uzayda kalan birisi için dünyada 60 yıl geçiyordu. Miraç olayı ile ikizler paradoksunun birbirinin zıttı olduğunu düşünüyorum. Rabbimiz an be an öldürüp yarattığı hareketin/olayların içinden sadece bir an’ın içine başka bir zamanı girdirmeye kadirdir. Yani miraç olayı için an içinde zaman yaratılmıştır, demek daha uygun gibi geliyor. (Bazı ifadeleri açıklayabilmek için kullanıyorum. Hakikatte miraç bir mucizedir ve Rahmanın katı; bizim anlayamayacağımız bir durum olan zamansızlık ve mekânsızlık âlemidir. Ayrıca Rahman’ın an be an yaratması bizim için geçerlidir. Zira Allah hakkında ‘’an’’ kelimesi gibi zaman ifade eden bir kavramın kullanılması da caiz değildir ve zaruretten kullanıyoruz, derler.  Allahu Teâlâ için geçmiş ve gelecek de yoktur. O her şeyi bilendir)

***

      Bilimdeki her iddia hep başka kapıları açmıştır. Bu anlamda İslam dünyası olarak bir an önce bilime gereken önemin verilmesini ve doğru, yanlış, saçma sapan bile olsa her fikrin araştırılmasını isterdim. Zira fikirlerin bir önemi yok,  o fikirler ile uğraşırken bulunan tesadüfî bilgiler çok daha kıymetli gibi geliyor… Bilim kendisiyle uğraşana karşı oldukça cömert davranıyor. Sen bir şey araştırıyorsun ama o sana bambaşka şeyler veriyor… Umarım İslam âlemi yeniden bu işin üstüne düşer…

      Her şeyin doğrusunu Aliym olan Allah bilir.

 

(Not1: Bu yazıda ‘’teori’’ kelimesini ilgili bilim dalında ifade edilen tamlamanın bir parçası olduğu için kullandım. Teorinin gerçek manası ya da bilimdeki kullanımı ile ilgilenmiyorum ve kesinlikle merak etmiyorum.

Not2: İkizler paradoksundaki ikizlerin yaşını izahı kolaylaştırmak için kullandım)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

   

SAYGILARIMLA
HAKAN CERAN

Yorumlar

  • BAMSI_BEYREKBAMSI_BEYREK Gönderiler: 90
    Aklina ve parmaklarina saglik. Güzel bir yazi olmus, zevkle okudum. Okurken, bir ara Yunus Emre dizisi vardi, orada bir meczup "Olan oldu, ölen öldü" derdi. Neden bilmiyorum ama bu aklima geldi. Evet Rabbimiz her AN olduruyor ve öldürüyor. Ve bu ikisi arasinda olan degisimdir. Her degisim icimizde yeni bir varolusu meydana getiriyor. Yeni bir varolus, yeni bir ümittir. Ümitsizligin günah olusu bundandir demektir. Allah yarattigi sürece ümit vardir. Daldim yine...Insaallah Allahin bu kudretini bihakkin anlariz da hayatimizi ve zamanimizi ona göre sekillendiririz.

    Bunun üzerinde tefekkür edecegim. Tesekkürler.
    Teşekkür edenler (1)BiKarınca
  • yörükyörük Gönderiler: 230
    hız ve ışık ile zamanı kavramak beyhude bir çaba farklı şeyler yukardakilere vakıf olduysan seninde bilmen lazım hız arttıkça kütle artar hızı ne kadar artırırsan kütle o kadar artar birşeyin ışık hızına gelmesi onun zaten ışık olması gerekir, islam dan öğrendiğimiz kadarıyla zaman sabit değil değişken, zaman sabit olsaydı kadir geceleri hep aynı gün saatte olurdu, birde mekan meselesi var farklı mekanlarda zamanın hızı değişiyormu onu bilemiyorum, birde en son mirac olayından bahsetmişsin kimileri diyorki miraç olayı mecusilerden islama geçme onların peygamberi zerdüşt ün miraca benzer bir olayı varmış o vakayı islama yamadılar diye yarım yamalak hatırladıklarım var.


    Teşekkür edenler (1)BiKarınca
  • AzerAzer Gönderiler: 478
    Ağustos 17 düzenlendi
     Zamanin deyerini bilenlerin deyerli hayati olar,, diye dusunuyorum,, insanin elinde olan en deyerli sey Zamandir diyorlar, dogrudur Zaman deyerlidir ama insanin elinde diyildir, elinde olan kulanmak hakidir

    guzel yazi olmus kardes
    Teşekkür edenler (1)BiKarınca
  • ibrahimsarikayaibrahimsarikaya Gönderiler: 294
    Zihnine sağlık Hakan ağabey çok verimli bir çalışma olmuş . Bakış açısı verebilmesi açısından bir iki ekleme yapmak istiyorum.Hal değişimi yaşanan maddenin değişimine etki eden en önemli faktör oksijen. Oksijenin olmadığı durumlarda yahut maddenin oksijenle iletişiminin kesildiği durumlarda  bu süre seninde bahsettiğin üzere uzuyor. Yine ortak bir özellik oksijenin dünyaya has bir tabaka olması . Atmosferi geçer geçmez oksijenin kesilmesi ve güneşinde içinde bulunmuş olduğu tabakanın oksijenden izole bir halde bulunması ve enerjisinin hiç bitmemesi bununla ilişkilendirilebilir. Mumyalama, vakumlama da buna birer örnek olarak sayılabilir. Burada Kuranda 7 uyurlar olarak anlatılan hikaye bize bir bakış açısı verebilir. Bu arkadaşların uyuyakaldığı ortamda acaba oksijen mi yoktu? Allah orada köpek diye tefsiri yapılan yaratıkla bu oksijenin ortamdan izole edilmesini sağlayarak ortama farklı bir maddenin salınımını mı gerçekleştirdi? Kehf suresi 22-26 . ayetleri arasında rabbimiz mealen şöyle buyuruyor.

     22. Bilmedikleri konuda gelişi güzel tahminler yürüterek "Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir" diyecekler; "Beş kişidir, altıncıları köpekleridir" diyecekler. "Onlar yedi kişidir, sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Artık onlar hakkında gerçeği açıklama dışında tartışmaya girme ve kimseden de onlarla ilgili bilgi isteme!

    23-24. "Allah izin verirse" demeden hiçbir şey için "Şu işi yarın yapacağım" deme. Unuttuğun takdirde rabbini an ve "Umarım rabbim beni, bundan daha doğru olana iletir" de. 

    25. "Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz yıl da ilâve ettiler.

    26. De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O'na aittir. O nasıl da duyar, nasıl da görür! Onların Allah'tan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.

    Burada benim önemsediğim bu göklerin ve yerin gizli bilgisinin Allah'a ait olması. O'nu yönetmeye başka kimsenin izni olmadığı ve bu yönetimin hükümdarlık olarak değerlendirildiğinde insana yahut cine hatta meleklere bunun verilmediğidir. 
    A'raf suresi 25. ayetin mealini de bu yorumla kısmen ilişkilendirdiğimizde bu çalışmanın atmosferi geçemeyeceğini anlamaktayız.
    "Orada (yeryüzünde) yaşayacak, orada ölecek ve oradan dirilip çıkarılacaksınız.» dedi." 
    2., 3. ve  hatta 7. katmanı anlamaya çalışmak yerine süleyman a.s belkısın tahtını gözaçıp kapatıncaya kadar önüne getirme teknolojisi ile ilgilenmek gerektiğini düşünüyorum. Bizim için zamanın yeryüzündeki madde taşıma hızı buradan çözümlenebilir. Son olarak mutluluk ile ilişkilendirdiğimiz zaman kavramını kader  ve imtihan kavramları ile ilişkilendirilerek bir çıkarım yapılabilir. Şöyle ki çok uzun yaşayan nuh a.s. ve kısa yaşadığını düşündüğümüz Peygamber (s.a.v) efendimizin ortak noktaları hayatları boyunca bir mücadele içerisinde olmalarıdır. Çok fazla gülmemeleri , sürekli ümit kar olmaları ile alakalı bir zamansal döngü içerisinde hayatlarını devam ettirmişler ve en önemlisi dünyada dünyevi bir şekilde yaşamamışlardır. Bu da Allah'ın indirdiklerini doğru anlama ile kendini Allah yoluna adama ile gerçekleşmektedir. Mutlu olmak hücrelerin diri kalmalarını sağlayabilir. Ancak müslümanları kendine dert eden biri , bu derdin giderilmesi için  Allah'tan yardım dileyerek de  bu diriliğe sahip olabilir. Dua ve secde mü'minin en büyük iki silahıdır. Ve Her şey hareket kavramı ile başlar . Hareketsiz bir zaman kavramı da düşünülemez.

    Teşekkür edenler (4)Azer BiKarınca yörük nurdan
  • hakimbeyazhakimbeyaz Gönderiler: 346

    Yine çok ilginç bir konuya değinmişsin. Zaman nedir ? diyerek. Asırlardır insanlar, filozoflar,bilimadamları bu konuyu tartışagelmişlerdir.  Şahsi fikrim o ki zaman Allahtandır. onun yarattığı SONSUZ  bir kavramdır. Akıl ise sonlu sınırlı bir kavramdır.  Sınırlı bir kavram ile de  sonsuz bir kavram anlaşılamaz ve tarif edilemez.
    leyl, duha, asr ve fecr üzerine Kur’an’da yemin edilmiştir. Bu da zamanın Allah katındaki değerinin ve öneminin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.
    Allahın yemin ettiği kavram üzerine de bizlere düşen onu en iyi şekilde değerlendirmektir diye düşünüyorum. Mevzubahis konu sınırlı akıl ile çözülemez vesselam............ 
    Teşekkür edenler (2)BiKarınca nurdan
  • yörükyörük Gönderiler: 230
    ibrahimsarıkaya. şöyle demiş "Mutlu olmak hücrelerin diri kalmalarını sağlayabilir. Ancak müslümanları kendine dert eden biri , bu derdin giderilmesi için  Allah'tan yardım dileyerek de  bu diriliğe sahip olabilir."
    birkaç aydır bu konu üzerine çalışıyorum ulaştığım sonuçları yakında paylaşacağım. çok ilginç şeyler buldum. haftasonu yazarım inşallah.
    Teşekkür edenler (2)BiKarınca ibrahimsarikaya
  • yörükyörük Gönderiler: 230
    Diyanet İşleri (27/NEML-38: Süleyman, “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?”)

    39.Cinlerden bir ifrit , ”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi.

    40.Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.
    Teşekkür edenler (2)Azer BiKarınca
Yorum yapmak içinOturum Açın yada Kayıt Olun .